<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Erzincan Haber - Net Haber</title>
    <link>https://www.erzincannet.com</link>
    <description>Erzincan Net İnternet Haber sitesi, Erzincan ve Bölge illerden sizler için haber hizmeti sunar. Bizi takipte kalın. Erzincan Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.erzincannet.com/rss/akademik-yazilar" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Erzincan Net © 2023. Her hakkı saklıdır. Erzincan Haber</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 19:33:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/rss/akademik-yazilar"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital dünyada insanın asli görevi nedir?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/dijital-dunyada-insanin-asli-gorevi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/dijital-dunyada-insanin-asli-gorevi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün insan, sanal ve gerçek âlemin sorunu ile dijital sosyalleşmenin sorununu yaşamaktadır. Geleceğimizi diplomaların değil, becerilerimizin belirlediği bir toplum kurmalıyız.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 400px; height: 296px;" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>&nbsp;</b><b>DİJİTAL DÜNYADA İNSAN ASLİ GÖREVİNE Mİ DÖNÜYOR?</b></p>

<p><b>İnsanın asli görevi düşünmek, üretmek ve ibadet etmek midir bilemiyorum?</b></p>

<p>Örgün eğitimde, öğrenciyi, pasif bilgi alıcısından, aktif bilgi avcısına evirmek zorunlu hale gelmiştir. Öyle ki eğitimde ilkelerimiz yanında, öğrenmeyi öğretmeliyiz, kendi kendini eğiten insanlar yetiştirmeliyiz. Çağdaş uygarlık düzeyine ancak bu şekilde ulaşabiliriz.</p>

<p>Geleceğimizi diplomaların değil, becerilerimizin belirlediği bir toplum kurmalıyız. Bunun için insan kafasının büyük veya küçük olmasının anlamı yoktur. Bugün insan, sanal ve gerçek âlemin sorunu ile dijital sosyalleşmenin sorununu yaşamaktadır.</p>

<p>Nasıl ki dünya, trampa, altın ve gümüş, kâğıt para ekonomisinden dijital para ekonomisine eviriliyorsa; dijital dünya, sosyal hayatın temel ilkelerini de evirmiştir. Öyle ki yeni dünya, Müslümanlar için çok kolay bir dünya olmayacaktır. Dijital dünyanın temel ilkeleriyle, klasik dünyanın temel ilkeleri çatışacaktır. Dijital dünyada insan kalabilmenin yollarını arıyoruz.</p>

<p>Müslümanın ortak akılla fabrika ayarlarına uygun bir ortam inşa etmesi zorunludur. Aksi takdirde dijital dünyada insan kalabilmenin temel ilkeleri çatışacaktır. Acilen insanların biyolojik ayarlarına uygun bir düzenleme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Klasik ve Sanayi devriminin örgün eğitim sistemi ve ilkeleri artık realiteden uzaktır. Bugün tek tip insan yetiştirme projesi artık bir zülümdür. Bilgiye erişimin zor olduğu bir dönemde üretilen bu sistemden; bilginin çok olduğu bir sisteme evirilmemiz gerekmektedir. Artık örgün eğitimde bilgiye ulaşmada yokluk değil çokluk ilke olarak alınmalıdır.</p>

<p>Tek tip insan yetiştiren sistemlerle artık medeniyeti yakalamak mümkün değildir. Bugün tek tip insan yetiştiren sistem, fayda yerine zarar veren sistem haline dönüşmüştür. Deizm, ateist ve nihilist bir toplumun oluşmasının sebep olmuştur.</p>

<p>Ülkeler çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaları için bilginin yokluk döneminde geliştirilen sistemle yolculuk yapamayız. Bilginin çokluk döneminin ilkelerine göre acilen düzeltilmesi gerekmektedir. İnsan asli görevine dönmelidir. Düşünmek, üretmek ve ibadet etmektir. Aksi takdirde büyük bir israf ve milletin geleceği de tehlikeye atılacaktır.</p>

<p>Bugünkü örgün eğitim sistemi, insanların ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksundur. Bilginin bol ve bedava olduğu bir toplumda öğrencilere bu tür bilgilere nasıl erişeceklerini öğretmeli, öğrenmeyi ve araştırmayı ilke edinmeliyiz. Bunun için örgün eğitimin betonlaşmış kalıplarını kırmamız gerekmektedir.</p>

<p>Örgün eğitimde verilen eğitimin %75 gelecekte iş bulamayacakları açıktır. Bu mesleklerin pek çoğunun gelecekte zaten yürürlükten kalkacağı da malumdur. Yarın geçerli olmayacak bilgileri öğretip ciddi bir israf yönteminden vaz geçilmelidir. İşlerine yaramayacak, hayatlarında kullanamayacakları bilgilerin ezberletilmesinin bir anlamı da yoktur.</p>

<p>Üniversite diploması meslek sahibi yapar anlayışından; kişilerin becerilerinin meslek sahibi yapar anlayışına geçilmelidir. Böylece bilimsel üretim ve becerilere öncülük verilmelidir. Desene eğitimde asl olan öğrenciye, bilgiyi yönetmek ve doğru bilgiyi ayırt etme becerisi kazandırmak olmalıdır. Saygılarımla Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Yaşar Çiçek</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/dijital-dunyada-insanin-asli-gorevi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 09 Dec 2023 12:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/dijital-dunya-ve-insan.jpg" type="image/jpeg" length="72908"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dinden dönen öldürülür mü?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/dinden-donen-oldurulur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/dinden-donen-oldurulur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dininden dönen mi öldürülür yoksa dininden dönüp örgüt kuran mı öldürülür. Kuran’da dininden dönenin öldürülmesi konusunda bir ayet bulunmamaktadır.

 ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-1.webp" style="width: 400px; height: 250px;" /></p>

<p><b>SUÇ İŞLEMEK MAKSADIYLA ÖRGÜT KURMAK...!</b></p>

<p><b>Peygamber asasıyla defnedilen Sahabe kimdir?</b></p>

<p>:<b> من بدل دينه فاقتلوه</b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mürtedin öldürülmesi konusunda ileri geri çok söz edilmiştir. Bu konuda google dünyasında da ciddi bir bilgi kirliliği bulunmaktadır. Dininden dönen mi öldürülür yoksa dininden dönüp örgüt kuran mı öldürülür. Fesadını eylem ve aksiyona döndüren mi öldürülür. Bu bağlamda bireysel ve örgütlü suç ayrımı önem arz eder. Önceleri Müslüman olduğu iddia edilen, kıblenin tahviliyle mürted olan, Medine site devletine baş kaldıran biri için Peygamberimizin lokal söylediği bir rivayetten yola çıkılarak, bağlamından koparılmış bazı klasik eserlerde pek çok aşırılıklar bulunmaktadır. Kur’an’da dininden dönenin öldürülmesi konusunda bir ayet bulunmamaktadır. Anayasal mahiyetli bir normun üzerine, ondan daha ağır bir norm getirilmesiya siyaseten ya da suçun örgütsel boyutuyla ilgili olsa gerektir.</p>

<p>Mürted konusu bağlamından taşırılmış, Hıristiyan dünyasında kanlı üç yüz yıl savaşlarının çıkmasına imkân verilmiştir. Herkes tanrı adına konuştuğundan farklı içtihatlar, dini değiştirmek olarak algılanmıştır. Bu müzmin hastalık maalesef İslam dünyasına da kısmen de olsa hâkim olmuştur. Konu oldukça hassasiyet arz ettiği, nasların erk ayrımı hususunda metodolojik bir hata yapıldığı sanılmaktadır. Konunun bu bağlamına dikkat çekilerektarihten bir olayı takdirlerinize sunmak isterim.</p>

<p>Yembu ile Yesrib arasında bir çölde oturuyordu. Peygamber (sav) biat etmişti. Humma hastalığına yakalandığı için Bedir’e katılamamıştı. Diğer bütün savaşlara katılmıştı. O Peygamberimizin özel, gizli ve tehlikeli görevleriyle tanınırdı. Hz. Peygamber bazı faaliyetleri ve fesatları kaynağında yok etmek isterdi. Bu işi kendisine vermiş idi.</p>

<p>Fesatçılardan biri de Ebu Râfi idi. Ebu Rafı’nın öldürülmesinde ona vermiş idi. Bununla birlikte üç arkadaşını daha görevlendirmişti. Medine site devletini yıkmak için Medine’nin dış sokaklarında örgütlenen biri vardı. Bu Kâbe’nin tahvilinden sonra Müslümanlıktan dönen biri idi. Medine üzerine yürümek maksadıyla asker topluyordu. Dininden dönüp suç örgütlü kuran azılı müşrik Halit b Süfyan b Nüdeyhi’nin öldürülmesini de ona görev olarak vermişti. Dininden döneni öldürün şeklindeki rivayet bunun üzerine varid olduğu iddia edilmiştir. Halit bin Süfyan’ın bir Yahudi olduğu rivayetleri de bulunmaktadır. O’na fesatçıyı şöyle tanıtmıştı:</p>

<p></p>

<p>Onu ilk gördüğünde sende bir ürperti ve korku meydana gelir dedi. O ben Allah ve Resulünden başka hiç kimseden korkmam dedi. Hz Peygamber bu işaret senin düşmanını tanıman için bir işaret olsun dedim. O Sahabe görevinin tehlikesini bilerek kılıcını kuşandı ve nokta görev için harekete geçti. O fesatçı ile karşılaşırsa Rasulüllah’ın aleyhinde konuşmak için ondan izin istedi. Peygamberimiz ona izin de verdi.</p>

<p>O fesatçı ile Urena (Urne) vadisinde karşılaştı. Peygamberimizin tarif ettiği insanı uzaktan gördü. Kalabalık insanlar etrafında vardı. Peygamberin tarif ettiği insan olsa olsa budur dedi. Onunla tanışıp arkadaş oldu. Arkadaş olduktan sonra Peygamberimizi öldürmek istediği söyledi. Düşmanımın düşmanı dostumdur kabilinden Halit b. Süfyan onu çok sevdi. Ondan böylece emin oldu.</p>

<p>Halit b. Süfyan onu misafir etti. Aynı çatırda gecelediler. Namazını bile ima ile kıldı. <b>Oysa farz namazı gücü olanın ayakta kılması farzdı. </b>O namazını bile ima ile kıldı. <b>Resulünü inkâr zahiren küfürdü.</b> O zahirde Resulünü de inkâr etti. O da yetmedi onu öldürmek istediğini de söyledi. İzlediği <b>sosyal siyasetin </b>önemi dikkat çekicidir. Medine site devletinin geleceği açısından bu bir maslahattır. Bugün bile vatanın birliği ve beraberliği için terörle mücadeleler, bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>

<p>Halit b. Süfyanla aynı çadırda gecelediler. O kılıcıyla Halit b. Süfyan en-Nüdeyhi’yi öldürdü. Çadırından kaçarak yollara düştü. Gündüz saklanıp gece hareket etti. On altıncı gün Medine’ye geldi. Rasulüllah onu Tahsin ve taltif ile yad etti. Rasulullah ona kendi asasına hediye etti. &nbsp;Asa müminin alameti Enbiyaların sünnetidir dedi. Bu asayı iyi sakla, kıyamette ikimiz arasında bir işaret olacaktır buyurdu.</p>

<p>Kıyamette yaslanıp dayanacak bir çubuk bulacak çok az kimse vardır. Umarım cennette sen de buna dayanırsın diyerek onu cennetle müjdeledi. O öldüğü zaman Peygamberimiz asasını kefeninin arasına koydurttu ve öylece defnetti. Allah ondan razı olsun. Bu yüce Sahabenin adını mı merak ediyorsunuz? Merak edilmeyecek sahabe değil ki. Bugünle kıyaslayacak olursak adeta Milli İstihbarat Teşkilatının ilk dönemlerdeki uygulamasını anımsatmaktadır. Çoğu kez “<b>Dininden döneni öldürün”</b> hadisi bağlamında koparılmıştır.(Buhârî, Cihad, 149) Suç örgütü kurma ve örgütlü suç ayrımı yapılmadan yorumlanmıştır. Peygamberimiz döneminin adeta MİT başkanı olarak nokta görevler üstlenen bu Sahabenin adı <b>Abdullah bin Üneys el Cüheni’dir</b>. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Yaşar Çiçek</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/dinden-donen-oldurulur-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 08 Dec 2023 13:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/dinden-donen-oldurulurmu.jpg" type="image/jpeg" length="39891"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençler! Yalan ile iman bir arada durmaz]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/gencler-yalan-ile-iman-bir-arada-durmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/gencler-yalan-ile-iman-bir-arada-durmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gençler dinin tek bir emri olsa, O da dürüstlük olurdu. Dinimizin ibadetlerindeki bütün hedefi, dürüst bir toplum inşa etmektir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 400px; height: 296px;" /></p>

<p><b>GENÇLER...! YALAN İLE İMAN BİR ARADA DURMAZ.</b></p>

<p><b>Allah beni ancak doğruyu söylemekle kurtardı. Kurtuluşun tek çaresi dürüst insan olmaktır.</b></p>

<p><b>&nbsp;Gençler...! Yalan söyleyerek Allah ve Resulünü darıltmak dünyada cehennemi yaşatır. Yeryüzü geniş olsa da bizlere dar yaptırır. Dargın bakışlar borsası ve piyasası kurdurur. Yalan konuşan insan, kendi kendini ateşe attırır. Kimyasını ve kanını bozdurur. İnsanlıktan çıkarır. Cehennemde yaktırır. Benim üslubumla tarihten ibretlik bir yalan hikayesi okuyun:</b></p>

<p><b>Abdullah bin Kâ’b anlatıyor:</b> Babam Kâb b. Mâlik gözlerini kaybedince, oğlum elimden tut beni biraz gezdir demişti. Bana şunları anlattı: Akabe gecesinde bulundum. Resulüne söz vermiştim. Resulellah ile Tebük gazvesine katılmamıştım. Tebük gazvesinden başka hiçbir gazveden de geri kalmamıştım. Yalnız Bedir gazvesinde geri kalmıştım. Bu gazveden geri kalan da azarlanmamıştı.</p>

<p>Tebük gazvesinde iki bineğim de vardı. Sonra Peygamberimiz gazvelerde nereye gideceğinin haberini de vermezdi. Nereye gideceğini kimse de bilemezdi. Bu gazvede gideceği yeri de açıklamıştı. Tebük gazvesi, yaz mevsiminde sıcak bir zamanda yapılmıştı. Bütün Müslümanlar teçhizata davet edildi. Hz. Ebu Bekir malının tamamını getirmişti. Geriye ne bıraktın dediklerin de… Allah ve Resulü cevap vermişti. Hz. Osman malının yarısı getirdi.</p>

<p><b>Ka’b b. Mâlik anlatıyor:</b> Herhangi bir kimse asker arasında sıvışsa, bu hususta vahiy nazil olmadıkça gizli kalırdı. Peygamberimiz bu gazveyi meyvelerin yetiştiği, gölgelerin arandığı bir zamanda yapmıştı. Bende bunlara çok düşkündüm. Peygamber(sav) ve Müslümanlar hazırlığı başladılar. Bende hazırlanmak için çıkar, çarşı pazarda dolaşır geri dönerdim. Derken Resulellah kervanla yola koyuldu. Yola çıkıp arkadan yetişeyim dedim. Fakat bunu da yapamadım.</p>

<p>Resulellah çıkınca insanlar arasına çıktım. Ey vah Ka’b.! Sen de mi münafıksın dedim. Sokaklarda münafıklardan başkası yoktu. Hastalar ve acizler kalmıştı. Peygamber (sav) Tebük’e varıncaya kadar beni anmamıştı. Tebük’te cemaatin içinde otururken Ka’b b. Mâlik nerede demişti. Beni <a>Selime’den&nbsp;</a>bir adam cübbesi ve endamı onu aldattı dedi.</p>

<p>&nbsp;Muaz b. Cebel onun hakkında ne kötü söz söyledin dedi. Allah Resulüne dönerek Ya Resulullah Allah’a yemin ederim ki onun hakkında iyilikten başka bir şey bilmiyorum dedi. Peygamberimiz sukut etmiş. O sırada beyazlara bürünmüş kervana yetişmek isteyen bir atlı tozu duman katmıştı. Rasulullah bu gelen Ebu’l Hayseme olmasın demişti.&nbsp; Bir de baktılar ki Ebu’l Hayseme kervana arkadan yetişmişti. <b>Gençler sizlerde Ebu’l Hayseme gibi kervana yetişmek istemez misiniz?</b></p>

<p><b>Ka’b b. Mâlik şöyle anlattı. </b>Peygamberimiz Tebük’ ten döndüğünü haber alınca, bütün vücudumu kaygı sardı. Yalanlar düşünmeye başladım. Uydurduğum yalanlar kafamda düğümleniyordu. Nihayet doğruyu söylemekte başka çarem de kalmamıştı. Doğru söylemeye karar verdim. Rasulullah gazveden dönünce ilk önce mescide uğrar. İki rekât namaz kılardı. Halkın işlerini görüşmek için otururdu.</p>

<p>Gazveden geri kalanlar Rasulüllah’ın yanına geldiler. Mazeret beyan ettiler. Seksen küsur kişiydiler. Resulellah içlerini Allaha havale edip onlar için istiğfar talep etti. Nihayet ben geldim. Selam verdiğimde dargın kimse gibi bana gülümsedi. Gel dedi. Yürüyerek yanına gelip önüne oturdum. Bana şöyle dedi. Niçin gazveden geri kaldın? Bineğin mi yoktu? Ya Resulellah senden başkası olsaydı yalan konuşurdum. Onu kandırırdım. Lakin doğru söylemekle Allahtan hayırlı sonuç umuyorum. Yemin ederim ki hiçbir özürüm yoktu.</p>

<p><b>Ka’b devam etti. </b>Rasulullah işte bu doğru söyledi. Haydi, kalk hakkında Allah’ın hükmü gelinceye kadar bekle dedi. Bende kalktım. Beni Selime’den birçok adamlar peşime takıldı. Sende yalan söyleyip kurtul dediler. Ben benimle birlikte doğru söyleyen var mıdır dedim. Mürura ve Hilal iki yaşlı adam var dediler. O zaman geriye de dönmedim. Rasulullah üçümüzle insanların konuşmasını yasakladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>Ka’b anlatıyor.</b> Bunun üzerine ahali bizimle konuşmaktan çekindiler. Hatta memleketim bana yabancı gelmeye başladı. Herkes bizi görünce yüzünü dönüyordu. Tanıdığım yer olmaktan çıkmıştı. İçim içime sığmıyordu. Diğer iki arkadaşım o hal üzerine evlerine sind<b>iler. </b></p>

<p>İki yaşlı evlerinde kapanıp dışarıya hiç çıkmadılar. Sürekli ağlıyorlardı. Ben kavmin en genci ve dinç idim. Müslümanlarla namaz kılmaya giderdim.Çarşı pazarda dolaşırdım. Hiç bir kimse benimle konuşmazdı. Rasulüllah’ın yanına gelir selam verirdim. Acaba selamımı aldı mı yoksa almadı mı diye düşünürdüm. Onun yakınında namaza dururdum. Gözlerimle onu süzerdim. Ben namaza durunca bana bakardı. Ben ona bakınca yüzünü benden çevirirdi.</p>

<p>Çok sevdiğim amcam Ebu Kata’de’ nin bahçesinden içeriye girdim Ona selam verdim. Benimle konuşmak istemiyordu.Allah aşkına söyle dedim. Ben Allah ve Resulünü sevmiyor muyum? &nbsp;Ben söyledim o sustu, ben söyledim o sustu. Allah ve Resulü en iyisini bilir dedi. Bunun üzerine ağlayarak o kapıdan da döndüm.</p>

<p>Günün birinde mescidin çarşısında geziyordum. Şam kitmirlerinden birisi Ka’b b. Maliki bana kim gösterir diyordu. Ahali beni gösterdi. Yanıma geldi ve bana Gassan melikinin mektubunu getirdi. Mektubu okudum. Efendiniz size karşı uygunsuz hareket ediyor, bize gel sana ikram edelim diyordu. Okuyunca bu da bir bela dedim. Mektubu ateşe atıp yaktım.</p>

<p>&nbsp;Tam kırk gün geçmişti. Hakkımızda vahiy gelmemişti. Kırk gün sonra Rasulüllah’ın elçisi geldi. Eşinizden ayrı oturmanız kalmanız emrini verdi. Mürura ve Hilal’in eşleri Rasulüllah’ın yanına geldiler. Eşlerinin gece gündüz ağladığını söylediler. Zaten kendiişlerini göremeyecek kadar yaşlandılar dediler. Biz onları bıraksak, ölüme terk etmiş oluruz dediler. Rasulullah sizlere yaklaşmamasının emrini verdiler. Vallahi onların kafalarını sallayacak halleri yoktur dediler. Ya Ka’b sende izin iste dediler. Ben gencim bu halimle nasıl izin isterim dedim. Ben izin isteyemem. Hangi yüzle izin isteyeyim. Bu hal üzere on gün daha kaldım.</p>

<p dir="RTL" style="text-align: left;">Ellinci gün dolmuştu. Evimin damında sabah namazını kılıyordum. Ruhum çok sıkılmıştı. Yeryüzü geniş olmasına rağmen bana dar gelmişti. Oturduğum yerde sızmıştı. Çaresizdim Sel dağında arkasından bir ses müjde diye bir işittim. Rabbimin beni müjdelediğini hissettim. <b>Ey Mâlik’in oğlu Kâ’b, müjde, müjde</b>! ’diyordu.&nbsp;<b>Kurtuluş günü gelmişti. Hemen secdeye ka­pandım</b>.” Hissettim ki rabbim beni affetti.</p>

<p dir="RTL" style="text-align: left;">Hemen koşarak yollara düştüm. Peygamberimiz sabah namazından sonra tövbemin kabulünü halka ilan etmişti. Herkes yollara düşmüş bana müjdeyi ulaştırmaya çalışıyordu. Ben de koşarak Rasulüllah’ın yanına vardım. Yüzü sevinçten pırıl pırıldı. Herkes beni tebrik ediyordu. Senden mi ya Resulellah Allah’tan mı dedim. Allah seni bağışladı dedi. Malımın tamamını bağışlıyorum dedim. Rasulullah hepsini bağışlamayı kabul etmedi. Müjdeyi getirene de iki elbisemi çıkarıp bağışladım. Vallahi ondan sonra iki elbisem hiç olmadı. Yaşadığım sürece doğruyu söylemek kefaretim olsun dedim.</p>

<p><b>Gençler</b> dinin tek bir emri olsa, O da dürüstlük olurdu. Dinimizin ibadetlerindeki bütün hedefi, dürüst bir toplum inşa etmektir. Bireylerde dürüstlük, kurumlarda adalet farzdır. Gençler...! Yalanla iman bir arada duramaz. Yalan konuşan insanın miadı dolmuş, fosilleşmiş, tefessüh etmiştir. Karakteriyle ayakta duramaz. Yalan konuşana insan denir mi bilemiyorum? Yalanla kıbleye dönülmez, Kabe’ye bakılmaz. Yalan söyleyen Hatîm’ine sokulmaz. Yalan borsasından alış veriş yapılmaz. Yalancının kanına virüs bulaşmıştır. Kimyasını bozmuş, kendini kandırmıştır. Bu konuda en güzel muhasebeci Allah’tır bilesiniz. Saygılarımla. Prof Dr Hadi SAĞLAM</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Yaşar Çiçek</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/gencler-yalan-ile-iman-bir-arada-durmaz</guid>
      <pubDate>Thu, 07 Dec 2023 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/yalan.jpg" type="image/jpeg" length="10621"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sevenlerin günahı gurbet midir bilemiyorum?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/sevenlerin-gunahi-gurbet-midir-bilemiyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/sevenlerin-gunahi-gurbet-midir-bilemiyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gurbette el dediler, ele el vermediler. Memlekette bul dediler, gidene yol vermediler. Ayrılık ve hasretle, ahiretin Arasat’ını, gurbette yaşattılar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-2.jpg" style="width: 400px; height: 211px;" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>GURBETİN EĞİTTİĞİ GENÇ YİĞİTLER.!(GURBET KUŞLARI)</b></p>

<p><b>Sevenlerin günahı gurbet midir bilemiyorum? </b></p>

<p><b>&nbsp;</b>Bugün vatan içinde gurbeti yaşıyoruz galiba. Gurbete de, hasrete de, bir çare bulamadık. Analar hep gurbet doğurdu. Öyle ki ömrümüz hep gurbette geçiyor. Her şeye bir çözüm bulduk amma gurbete bir çözüm bulamadık. Desene derman arar iken, derde gark olduk. Yıllarca gurbet yollarında kaldık. Yine de ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamadık.</p>

<p>Gurbette el dediler, ele el vermediler. Memlekette bul dediler, gidene yol vermediler. Ayrılık ve hasretle, ahiretin Arasat’ını, gurbette yaşattılar. Ezilmiş, sürünmüş, gurbet çocukları. Gurbet yolcuları size selam olsun. Hayat size uzak olsa da onurludur gurbet çocukları. Sevdiğine değil, sevmediğine zorlayan bir sistemi, yetkililer hiç görmediler, hiç duymadılar. Sevmediğin evlilik, sevmediğin meslek de gurbette kalmaktır bunu bilesiniz.</p>

<p><b>GURBETİN EĞİTTİĞİ GENÇ YİĞİTLER.! (GURBET KUŞLARI)</b></p>

<p><b>Sevenlerin günahı gurbet midir bilemiyorum? </b></p>

<p>Yavrularımız büyüdü, üniversiteler kazandılar. Onları farklı illere gurbete verdik. Onlar, gurbette anasız, babasız bin bir dertle büyüdüler. Okulları, fakülteleri bitirdiler. Yetkililer, yine de gurbete bir çare bulamadılar. Gurbette, kız çocuklarını, bin bir derde düşürdüler. Tercihi anne, babasının yanı olsa bile, kendi ilindeki okullara gidemediler. Gurbeti onlara adeta farz kıldılar. Gurbet çocukları ya para ya da geçim için hicreti farz bildiler. Gurbet yolcularına, paran var mi pulun var mi soranımız hiç olmadı.</p>

<p>Kendini zor geçindiren ailelerin derdi bir iken, bin beş yüz oldu. Ne duyan, ne bilen, ne de proje üreten oldu. Her ile bir üniversite açtık amma isteyene kendi ilinde okuma imkânı veremediler. Ayrılıklarla, hasretlerle fani dünyayı geçirdiler. Ama herkes vekilim, kefilim dese de kendileri için kutlu bir yolculuk yaptılar. Gurbeti, başka diyarlara, başka baharlara havale ettiler. Vatanımızda gurbet piyasası, gurbet borsası kurdular. Bizleri hep deplasman oyuncusu yaptılar.</p>

<p>Karın tokluğuna kendimizi ve çocuklarımızı gurbete verdik. Ne anamıza, ne de babamıza bir faydamız dokunamadı. Anamız da babamız da gurbetteyken öldüler. Desene asıl gurbete gittiler. Onlara bile vatanında gurbeti yaşattılar. Sonunda onlar da uzaklara, dönülmez gurbetlere vardılar.</p>

<p>Bizler, gurbete uyum sağlayayım derken memleketi de unuttuk. Gurbetteki aşiret ve kabilelerin oyuncağı olduk. Menfaat piyasasının dalgaları kıyılarımıza vurdukça vurdu. Gölgesine sığınacak bir çınar da bulamadık. Kim anlar seni...! Kim duyar...!Kim bilir...!</p>

<p>Otuz senedir milletvekilleri dertlerimize derman için giderler. Gidenler de hep gurbete giderler. Bak yine de akşam oldu. Duygulara bahar yağmurlarının yağmasını bekliyoruz. Ayrılıklara yenik düsen vicdanlara güneşin doğmasını bekliyoruz. Hasretlere rüzgâr olan baharların gelmesini bekliyoruz. Yorgun düşmüş umutların yollarını bekliyoruz. Öyle ki bizi dost bildiklerimiz vurdular. Yarı yarenden, babayı evlatta ayırdılar. Bizleri vatanımızda hasret bıraktılar. Seven yürekleri cehenneme attılar. <b>Desene derman arar </b><b>i</b><b>ken, derde gark oldum. Ağlama gözlerim, Mevla’m ker</b><b>i</b><b>mdir. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</b></p>

<p><b>&nbsp;</b></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Yaşar Çiçek</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/sevenlerin-gunahi-gurbet-midir-bilemiyorum</guid>
      <pubDate>Wed, 06 Dec 2023 20:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/sevenlerin-gunahi-mi.jpg" type="image/jpeg" length="17349"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ey Nebi! Sen gittin gideli kışta kaldık üşüyoruz]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/ey-nebi-sen-gittin-gideli-kista-kaldik-usuyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/ey-nebi-sen-gittin-gideli-kista-kaldik-usuyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acı çekmeyenin eğitilmesi ve insan olması da mümkün olamamıştır. Acı ve çileler insanları eğitiyor. İnsanı çocukluktan olgunluğa iletiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 400px; height: 296px;" /></p>

<p><b>BİR BELA TÜNELİNİN AĞIR İMTİHANI</b></p>

<p><b>EY NEB</b><b>İ</b><b>...! </b><b>Sen g</b><b>i</b><b>tt</b><b>i</b><b>n g</b><b>i</b><b>del</b><b>i</b><b> kışta kaldık ü</b><b>ş</b><b>üyoruz. </b></p>

<p>Acı ve çileler insanları eğitiyor. İnsanı çocukluktan olgunluğa iletiyor. Kamil ve sistematik düşmeye sevk ediyor. Naslar<b>, “sizden öncekilerin başlarına gelenler, sizlerin başına gelmeden cennete gireceğinizi sanıyorsunuz”</b> buyuruyor. “<b>Onlar öyle, kıtlık, sarsıntı ve sıkıntı uğradılar ki&nbsp; ( Resulüne) Allah’ın yardımı ne zaman diyorlardı</b>.” <b>مَتَىنَصْرُاللّهِ</b>&nbsp;Medeniyet ve hukuk yolunda en büyük çileyi Peygamberler çekmişlerdir. Acı çekmeyenin eğitilmesi ve insan olması da mümkün olamamıştır. Desene tarihteki çilehaneler bunun birgöstergesidir. Bugün de acıların eğittiği gurbet çocukları.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Demek insanları insan yapan acılardır. Öyle ki acıların çocuklarının mukavemeti çok daha farklıdır. Bugün eğitimin yerini acılar mı aldı bilemiyorum. Acıların eğittiği toplumlar ancak medeniyeti yakalamışlardır. Tarihten günümüze liderler ve eğitimli insanlar, adeta acıların doğurduğu çocukladır. Desene derman arariken derde gark olduk. Bugün insanların acılarına adeta narkoz verildiğini görmekteyiz.</p>

<p>Ya Resulellah…! Sen gittin gideli yetimler ve yoksullar çoğaldı. <b>EY NEB</b><b>İ</b><b>...! </b>Yalnızlığı dost bilenler. Başını öne eğenler. Başını kaldırıp da görenler mutlu sansın diyenler. Yüreğine kor düşse de yarasını gizli sarıp bağlayanlar. Yaşamında gündüz gülüp gece gizli gizli ağlayanlar. Dört mevsim yaşayanla kışta gelip dallarına don vuranlar. Öyle ki nice umutların yollarına düşülmüş, yollarında umutlar çaresiz perişan edilmiş insanlar ve gençler.!Selam sana ey NEBİ... Selam sana <b>MUHAMMED</b> (sav). Bugün dünden sana daha muhtacız. Anladık ki taşa tohum ekilmezmiş <b>EY NEBİ.</b></p>

<p>Ya Resulellah..! Sen gittin gideli kışta kaldık üşüyoruz. İnsanlar bakışlarını uzaklara çevirmişler. Uzaklardan cevap gelmeyince kendileri tevazu gösterip uzaklara gidiyorlar. Bugün tüm insanlık ağlıyor. Kimi maddi, kimi manevi yaradan. Kimi çaresiz, kimi bin bir beladan. Sevdiğimiz insanlara bile sözümüz geçmiyorsa, sevginin de bağışı yapılır mı bilemiyorum.</p>

<p>Her gün bir önceki günü arzulayan duyguların depremi tsunami yaratmışa benziyor. Öyle ki musibet dalgaları kıyılarımızı dövdükçe dövüyor. Çaresiz mustazafların dertlerine derman bulmak söyle dursun, yaraları hep kanıyor. Zübeyir bin Avvam gibi toplum yaranızı mı gördü. Kim duydu..! Kimbildi..! Kimanladı..! Belki bir gün..! Heyhat. Desene maddi üretimden çok kutsal kavram ve insan üretmişiz.</p>

<p>Hani tarihte Zübeyir b Avvam, &nbsp;arkadaşlarına yaralarımı mı gördünüz demişti. Sahabe evet yaralarını gördük demişlerdi. Biz de bugün toplumda yasayan ölüleri, yaralıları görüyoruz. Desene dünya bizlere yetmiyor. Sığmıyoruz dünyaya galiba. Öyle ki dıştan ve içten iradeye baskı yapan sebepler mi var bilemiyor.</p>

<p>Hani biz bir ailenin çocuklarıydık. Tasavvufta, tarikatta, cemaatte, cemiyette ben idik biz idik. İyide kötüde, günahta, sevapta ben idik, biz idik. Ben senin, sen de benim içindin. Kardeşinde yok olup tevhit olmuştuk. Hani yasamız, <b>b</b><b>i</b><b>rb</b><b>i</b><b>r</b><b>i</b><b>n</b><b>i</b><b>z</b><b>i</b><b> sevmed</b><b>i</b><b>kçe cennete g</b><b>i</b><b>remezs</b><b>i</b><b>n</b><b>i</b><b>z</b>? buyurmuştu. &nbsp;Buyurun cennet için <b>ER K</b><b>İŞİ</b><b> N</b><b>İ</b><b>YET</b><b>İ</b><b>NE…! </b><b>Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</b></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/ey-nebi-sen-gittin-gideli-kista-kaldik-usuyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Dec 2023 20:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/kista-kaldik-usuyoruz.jpg" type="image/jpeg" length="69923"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ölü ilkeler nelerdir? Pratikte çare ne?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/olu-ilkeler-nelerdir-pratikte-care-ne</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/olu-ilkeler-nelerdir-pratikte-care-ne" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel ilkelerimiz dejenere olmuşsa dertlerimize çare olamayacaktır. İlkelerine isyan eden bir millet asla felah bulamayacaktır. Tarihte insanlığı en çok kızdıran olay, güçlü olanın yaptığı haksızlıktır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 400px; height: 296px;" /></p>

<p><b>&nbsp;PRATİĞİMİZE ÇARE OLAMAYAN İLKELER ÖLÜ İLKELERDİR.</b></p>

<p><b>&nbsp;</b>Müslümanlar imanın şartları olarak bilinen altı şartın ne anlama geldiğini, dün bu şartların ne ifade ettiğini, bugün bu şartların ne anlama geldiği konusunda klasik söylemlerle kendilerini avutmaktadırlar. Genel ilkelerimiz dejenere olmuşsa dertlerimize çare olamayacaktır. İlkelerine isyan eden bir millet asla felah bulamayacaktır. Bugün de dün olduğu gibi her şeyden önce dönemin şartlarına göre, ilkelerimizi belirleyip o ilkelere iman edilmesi esas olmalıdır. Bu ilkelerin belirlenmesinde ehlisünnet yöntemini araç olarak kullanılması gerekirken; ehlisünnet kavramı da makas değişimine ve kavram kargaşasına sokularak çok farklı alanlarda araç olarak kullandılar.</p>

<p>Peygamberimiz dönemlerinde nasıl hareket etmişse; &nbsp;günümüzde de öyle hareket etmek zorundayız. Önce ilkeleri belirleyip o ilkelere iman etmeliyiz. Müslümanların bugün inanmış olduğu ilkelerden ne anladıklarını, bu ilkelerin pratik hayatlarına ne gibi istikamet verdiğini çoktan kaybettiler. Bu ilkeleri biz pratiğe yansıtamadığımız sürece din adına bir bataklıktan diğer bataklığa sürükleneceğiz. Bunu da din önderleri denen kişilerin hipermetrop ve astigmat &nbsp;bir bakış açılarının lafızcı ve parçacı yaklaşımları neden olmaktadır. Bugün bizler, özde değil sözde duygusallık ve hamasetle kendimizi tatmin etmeye çalışıyoruz.&nbsp;</p>

<p>Yine de bugün belki vahyin hakikat güneşi Filistin’de doğacağını &nbsp;umuyorum. Belki de Filistin haysiyetin ve hakikatin tekrar indiği yer olacaktır. Bugün Filistin halkı bu hakikatin doğuş sancılarını mı yaşıyor bilemiyorum. Belki de tevhidin kudret vaktinin yaklaştığını düşünmek istiyorum. Hakkın ve mülkün sahibine hasbi ilticaların sedasını adeta duyar gibiyim. &nbsp;Belki de hakkın hakikatiyle karşılaşan, gerçek İslam’a yönelen bir toplumla, bu beldenin cennet bahçesi olacağına inanıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugünün dünyasında güç ve kuvvetin bir fazilet olması gerekirken; güç ve kuvvetin sorumluluğu ve mesuliyeti daha da artırması beklenirken; ne ruhen ne de fiziken özgürlüğü değil tahakkümü ve istibdadı layık gördüler. Adeta insanın beden ve ruh özgürlüğüne &nbsp;silah çekilmiş, cehennem vadisi kurulmuş, hakikate savaş açılmıştır. Tarihte Allah'a savaş açan toplumların akıbeti ortadadır. Bunların üzerine lanet yağmurları, ebabil kuşları, hakikatin çocuklarının beddualarına icabetle cehennem diyarının, örgütlü kötülük beldesine yağmasını bekliyorum. Desene bugün Filistin dışında Müslümanlar işgal altında esirdirler.</p>

<p>Artık bugün Kuran’ın ve dinin tefsirine ihtiyaç bile kalmamıştır. O'nun kitabı zaten herkesin anlayabileceği kadar açıktır. Her aklın anlayabileceği kadar beliğ ve mucizevî bir kelamdır. Örtük ve kapalı olanın insan kitabı olduğu anlaşılmaktadır. Desene tefsir edilmesi gereken kitap, &nbsp;insan kitabı olsa gerektir. Keşfedilmesi gereken sadece dünya değil, insan dünyasının daha da önemli olduğu anlaşılmaktadır. İnsan kitabı okunması ve tefsir edilmesi gereken;&nbsp; öncelikli bir kitap olduğuna inanıyorum. Tefsircilerin tefsir yapmalarına artık gerek de kalmamıştır. Tefsirciler artık insanı tefsir etmeye yönelmelidirler.</p>

<p>Tarihten günümüze kimliğini kaybeden toplumların felaketi hep acı olmuştur. Bizim asli kimliğimiz, Müslüman kimliğidir. Kimliklerimizi diğer kimlikler gibi alt kimlikler yaptılar. Alt kimlikler üreterek bizleri perişan ettiler. Bizleri birbirimize düşürdüler. Şeytani izahlar geliştirerek, bu kimlikleri masum gösterdiler. Kimliğinizi kaybederseniz, her şeyinizi kaybedersiniz bilesiniz. Başka düşman aramaya gerek de kalmayacaktır. Ölümden korkmayan bir toplumun cenneti hazırdır. Gazze halkının özgürlük ve medeniyet için cennete &nbsp;girerken; selam sedalarını duyar gibiyim. Alt kimliklere sapmış, yitik kardeşlerin akıllarını başlarına almasını diliyorum. Yol yakınken bu çıkmaz yoldan vahyin sesine kulak vermelerini diliyorum.</p>

<p>Hakikatin bir kuvveti vardır. Hakikat kuvvetinin önüne hiç bir güç geçemez. &nbsp;Bugün gece ile gündüz gibi adeta İsrail ile Filistin diye iki topluluk bulunmaktadır. Biri kötülük mitolojisi, lanetlenmiş ve insanlık katili olarak tarihte anılacaktır. Adeta biri hakkın, biri de gücün temsilcileri gibidir. Bu savaş, Allah’a savaş ilan edenlerle, Allah’a kulluk yapmak isteyenlerin savaşı haline dönüşmüştür. Tarihte Allaha savaş açanların, akıbetleri hiç hayır olmamıştır.&nbsp; Geçici kazançlar elde etseler de hikmetleri daha sonra görülmüş ve pişmanlıkları nesillerine de hiç fayda vermemiştir. <b>Tarihte insanlığı en çok kızdıran olay, güçlü olanın yaptığı haksızlıktır bilesiniz.</b> Desene kibir ruhun derisidir. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/olu-ilkeler-nelerdir-pratikte-care-ne</guid>
      <pubDate>Tue, 05 Dec 2023 00:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/inanc.jpg" type="image/jpeg" length="40208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ İnsanın en büyük suçu doğmuş olması mıdır?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/insanin-en-buyuk-sucu-dogmus-olmasi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/insanin-en-buyuk-sucu-dogmus-olmasi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gençler! Görüyorsunuz bugün suyla fiziksel ve zihinsel abdest almasak da bizlere kanla ve gözyaşıyla abdest  aldırıyorlar. Zihinsel abdest almazsak, cehennemi yaşatıyorlar. İtaat etmezsek, dünyamızı zindan ediyorlar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>Şeytanın tuzağı düşenler kanla ve gözyaşıyla abdest alırlar.</b></p>

<p><b>&nbsp;</b></p>

<p><b>Gençler</b>! Görüyorsunuz bugün suyla fiziksel ve zihinsel abdest almasak da <b>bizlere kanla ve gözyaşıyla abdest</b> &nbsp;aldırıyorlar</p>

<p><b>&nbsp;ŞEYTANIN TUZAĞI DÜŞENLER KANLA VE GÖZYAŞIYLA ABDEST ALIRLAR.</b></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>&nbsp;İnsanın en büyük suçu doğmuş olması mıdır?</b></p>

<p><b>&nbsp;Gençler...!</b> Müslümanlar olarak fiziksel abdeste birliktelik sağlansa da zihinsel abdestte ve ilkelerde birlik saylanamamıştır. Tarihten günümüze birlikte fiziksel abdest alsak da zihinsel abdest alamadık. Fiziksel abdest alıp bir araya gelsek de zihinsel abdest alıp ilkelerde bir araya gelemedik. İmanın şartlarını, genel ilkesel şartlar olduğunu iyi anlayamadık. Oysa önce ilkelerimizi belirleyip onlara iman etmemiz gerekirdi. Bir yerlerde hata yaptığımızı düşünmeyip aynanın hatasından kaynaklandığını ileri sürdük ve kendimizi kandırdık.</p>

<p><b>Gençler</b>...! Görüyorsunuz bugün suyla fiziksel ve zihinsel abdest almasak da <b>bizlere kanla ve gözyaşıyla abdest</b> &nbsp;aldırıyorlar. Zihinsel abdest almazsak, cehennemi yaşatıyorlar. İtaat etmezsek, dünyamızı zindan ediyorlar. Güce iman edenler, ötekini cehennem görüyorlar. Kirli elbise, kirli zihin, kirli bilgiyi temizleyecek deterjana, anti virüse veya ortak akla ihtiyacımız bulunmaktadır. Gençler, fiziksel ve zihinsel gusül abdesti almanın zamanı gelmedi mi? Kuran’ın genel ve temel ilkeleri, yeni nazil oluyormuş gibi pratiğimize aktarılması gerekmez miydi?</p>

<p>Bugün hakikati tanımlama işini, adeta ya Batıya ya güçlü bir örgüte ya da bir birey ve topluma &nbsp;bıraktığımızdan beri, gerçeği yakalamak mümkün olamayacaktır.&nbsp; Onların yapmış oldukları tanımlar, bizleri birbirimize düşürdü. Lügatleri kendileri yazdılar veya kendilerinin eğittiği yandaşlarına bilinçli yazdırdılar. Lügatlerle zihinlerimize savaş ilan ettiler. Kavramlara yükledikleri anlam ve yaptıkları tanımlarla, zihinlerimize savaş açtılar ve bizleri kavram kargaşasına sokup birbirimize düşürdüler.&nbsp; Kaynaklarımız bir olsa da bizi kendimize yabancı bıraktılar. Temel ve mücmel kavramların açıklanması konusunda, kendilerine sinsi zihinsel savaş atış alanı ilan ettiler.</p>

<p>Örneğin; Riba ve mal kavramlarının tanımlarında tarihten günümüze birliktelik sağlanamadığımız gibi bu kavramlara yüklenilen anlamlarla bizleri ayrılığa düşürdüler. Kuran’ın tanımında bile ihtilafa neden olan birlikteliği sağlayamadık, birbirimizi kâfir veya sapık ilan ettik.&nbsp;</p>

<p>Keza, kaza ve kader, takdir ve tedbir, ehlisünnet gibi pek çok kavramın içini boşalttılar. Sonuçta maddi savaştan daha büyük yaralar, kavramlar savaşıyla gerçekleştirdiler.&nbsp; Başlattıkları bu savaşla Müslümanlar arasında maddi savaştan daha büyük yaralar açtılar. Bütün bu zihinsel savaşlarla, Müslümanların tevhid anlayışını tarumar ettiler. İzledikleri sosyal siyasetle zihinlerimizi esir aldılar. Bugün Gazze dışında adeta her yer işgal altındadır ve esirdir.</p>

<p>Dünden bugüne maddi savaştan daha büyük yaralar, kavramlar savaşıyla veriyoruz. Müslümanlar olarak önce zihinsel gusül abdesti alıp kavramlarda birlik sağlamamız gerekmektedir. Bu da çok kolay olmayacağa benziyor. Bunun için ya tarihteki Moğol istilası gibi bir felaketin getirdiği rahmeti görerek, tekrar aklımızı başımıza alıp yeniden ortak aklı veya &nbsp;ehlisünnet yöntemini kullanarak ilerleyeceğiz ya da esaretimiz böyle devam edip gidecektir.</p>

<p>İşte bugün kariyerlerimizin, &nbsp;kütüphanelerimizin ve eğitimlerimizin de &nbsp;artık bir anlamı da kalmamıştır. Bilgilerin ve öğretilerin adeta anlamsız, yaptırımı olmayan, suskun, bir köşede feryatları sadece dinliyoruz. Aynı felaketlerin yağmuruna belki bizler tutulacağız. Yüz yıl önce verdiğimiz kurtuluş savaşı bir iman savaşıdır.</p>

<p>İslam dünyasının bu suskunluğunu görünce, Kitaplarımız Moğol istilasında olduğu gibi Fırat ve Dicle’ye dökülüp mürekkepleri aksın istiyorum. Zaten de İslam dünyasında bu kitapların eğitimi hiç işe yaramamışa benziyor. Belki uyanırız da bu mazlum ve mağdur kardeşlerimizin uğradığı haksızlığa karşı isyanı haykırtacak, tevhidi tekrar diriltecek asli kaynaklara geri döneriz. Bugün bilgi yüklü merkepler olsak da pratikte bir yaptırımımız bulunmamaktadır. Bak iste yine dualarla uzaklara bakıyoruz.</p>

<p>Filistin konusunda İslam âleminin suskunluğu yüreklerimizi parçalıyor. Bereket ki acıyı hissedebilecek genç yürekler de vardır. Müslümanlar olarak esir miyiz bilemiyorum. Moğol istilasından sonra olduğu gibi belki zihnimizi toparlar, hakikate postu atmak için akıl vahyini daha iyi kullanırız. Bugün dini ve kimliğimizi adeta ihtilafın kaynağına dönüştürmüşüz. Yıllar geçse de ancak saçlarımız ağarıyor. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/insanin-en-buyuk-sucu-dogmus-olmasi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Dec 2023 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/insanin-sucu.jpg" type="image/jpeg" length="62140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençler! Doğruluk emanettir]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/gencler-dogruluk-emanettir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/gencler-dogruluk-emanettir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam dininin asıl hedefi doğru ve dürüst insan yetiştirmektir. Devlet bazında da adil bir devlet kurmaktır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-1.webp" style="width: 400px; height: 250px;" /></p>

<p><b>GENÇLER! DOĞRULUK EMANETTİR</b></p>

<p><b>Gençler</b>…!&nbsp;&nbsp; الصدقأمانة،والكذبخيان Doğruluk bir emanettir. Yalancılık hıyanettir. İslam dininin asıl hedefi doğru ve dürüst insan yetiştirmektir. Devlet bazında da adil bir devlet kurmaktır. Gerçek kişilerde doğruluk, tüzel kişilerde adalet aranır. Bu iki temel ilke insanlığın temel değerleridir. Bunun için Peygamberimiz dünyada da ahirette de, insanı kurtaracak tek ilke nedir? diye sorulduğunda “<b>Allah’a inandım de dost do</b><b>ğ</b><b>ru ol”</b> buyurmuştur.</p>

<p>Bunun için ilk Halife bu ilkeyi şu şekilde ifade etmiştir. <b>الصدقأمانة،والكذبخيانة</b> Doğruluk bir emanettir. Yalancılık hıyanettir. ا<b>لصدقأمانة</b><b>))</b> Halife, İslâm’ın en önemli ilkesi olan doğruluk ve dürüstlüğe veciz bir söylemle dikkat çekmiştir. Öyle ki doğruluk ve dürüstlük, bir emanet, güven, teminat, garanti ve sigorta olduğuna vurgu yapmıştır.</p>

<p>Bir tüzel kişilik olarak devlet, insan haklarını korumaya yönelik, adaleti sağlamakla yükümlü bir araçtır. Devlet, vatandaşları arasında adil bir hakem görevi üstlenmiş, imtiyazlılar ve sahipsizler diye ikili taksimata imkân tanımayan bir üst kurumdur. Devletin adalet şemsiyesi altına bütün vatandaşlar girmeli, eşit muamele görmelidirler. Adaletin tesis edilmediği toplumlarda, ne devlet ne de insan ayakta kalabilir.</p>

<p>Mazlumların omuzlarını sıçrama taşı gören idareciler, hakkın emirlerine itaati da unuturlar. Elbisesine, odasına ve bineğine verdiği değeri, halkına vermeyebilirler. Devletin ve idarecilerin asli görevi, insana hizmettir. Halifenin bu ifadesiyle, bireysel olarak doğruluk, kurumsal olarak adaletin sağlanmasına işaret etmiştir. (<b>K</b><b>İŞİ</b><b>L</b><b>İ</b><b>K VE Ç</b><b>İ</b><b>FT K</b><b>İŞİ</b><b>L</b><b>İ</b><b>K. </b><b>Ş</b><b>AHS</b><b>İ</b><b>YETS</b><b>İ</b><b>Z ADAM HER DA</b><b>İ</b><b>M TOPLUMUN DOLGU MALZEMES</b><b>İ</b><b>D</b><b>İ</b><b>R</b>)</p>

<p>İnsanoğlunun dürüstlüğü ile doğrudan alakalı olan bu temel değerler, insanın ve insanlığın onuru için en önemli ilke kabul edilir. Bir toplumda bu temel ilkenin yozlaşmasının birey ve toplumları sıkıntıya düşürdüğü bilinmektedir. Trafiğe çıkması sakıncalı olan araçlar ne kadar trafiğe sıkıntı verirse (fren ve kuralsızlık gibi) bu ilkenin yozlaşması durumunda birey ve toplumlar o denli sıkıntıya düşerler.</p>

<p>Konuyu bir örnekle somutlaştırmak gerekirse, Hz. Ebû Bekir’in şöyle dediği rivayet olunur: Ya Rasûlullah! Ben ihtiyarladım. O da; <b>(</b><b>فَاسْتَقِمْكَمَاأُمِرْتَ</b><b>)"</b>Beni de; Hud süresi kocalttı" buyurdular. Bu ayet, hakka ulaşmanın tek yolunun istikamet olduğuna vurgu yapmıştır. İstikamet ise yaşadığı hayatın her alanında, doğruluk ve dürüstlükten ayrılmamaktır. İlkeleri korumaktır.</p>

<p>Keza üstlenilen bütün görevlerde Allah’ın emrine uygun hareket etmektir. Öyle ki istikamet, kulluk ve sosyal görevlerin ifasında hiç eğilmeden, takva üzere (sağa sola yalpa yapmadan) kamu ve özel hukuka riayet etmektir.</p>

<p>&nbsp;Keza bu ayette, istikametten ayrılmayan kişinin, kendisiyle ve değerleriyle barışık, kendi hayatını en güzel şekilde tanzim etmiş olacağına da vurgu yapılmıştır. Öte yandan bu ayet, kendisi istikamet ve doğruluktan zarar görse de sonunun selamete çıkacağına işaret etmiştir.</p>

<p>Sonuçta bu ayet, Peygamberimiz (sav), yüklendiği sorumluluğun ağırlığına, bu sorumluluk karşısında musibetlere karşı sabır ve sebat etmenin, eğilmeden kavi durmanın, takvanın zorluğuna ve sorumluluğun büyüklüğüne de dikkat çekmiştir.</p>

<p>Keza istikamet, Müslümanlar için hayat prensibi, bir ilke olmalıdır. Sorumluluk, doğruluk ve dürüstlük, insan olmanın ön şartıdır. Peygamberimiz bu ifadesinde; dinin bir sorumluluk olduğu, bu sorumluluğun ifasında doğruluğun ilke olduğu, dürüstlüğün ise erdemli bir insan davranışı olduğu, bu ağır sorumluluğun hakkıyla ifası karşısında saçlarının ağardığı, kurtuluşun ancak doğrulukta aranması gerektiğine vurgu yapmıştır.</p>

<p>&nbsp;Keza Hz. Ebû Bekir’de bu ilkeden hareketle “doğruluk bir emanettir” buyurmuştur. Hz. Ebû Bekir, doğruluk hayatın anayasal ve ahlakî bir ilkesi, Allah’a verilmiş bir söz olduğuna, doğru ve dürüstlüğün ihlali halinde ise emanete hıyanetlik yapılacağına, kişilerin, kendi kıyametlerini kendileri hazırlayacaklarına işaret etmiştir. İslâm dininin aslî hedefi, doğru ve dürüst bir toplum oluşturmaktır. (<b>CILIZ </b><b>Ş</b><b>AHS</b><b>İ</b><b>YETLER, TAKL</b><b>İ</b><b>TLE BESLEN</b><b>İ</b><b>R. GÜVEN RUH G</b><b>İ</b><b>B</b><b>İ</b><b>D</b><b>İ</b><b>R, TERK ETT</b><b>İĞİ</b><b> BEDENE ASLA GER</b><b>İ</b><b> DÖNMEZ</b>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>والكذبخيانة)) Halife, doğruluğun zıddının yalancılık, ihanet, sözünde durmama, kandırma, aldatma ve hainlik olduğuna dikkat çekmiştir. Yalan; toplumun huzurunu kaçıran, insanları birbirine düşüren ve toplumun huzurunun bozulmasına sebep olan büyük bir günahtır. Bu sebepledir ki Peygamberimiz: "Müminde her özellik bulunabilir, ancak yalan ve emanete hıyanet asla bulunamaz" buyurmuştur.</p>

<p>Doğruluk ve yalan, hak ile batıl gibi ayrı uçlardır. Doğruluğun zıddı yalan, sadâkatin zıddı ise hıyanettir. Öte yandan Peygamber (sav), “<b>benim ümmetim zina yapar, kumar oynar ama asla ve asla yalan söylemez</b>” buyurmuştur. Bu rivayetlerde insanın kimyasını bozan çürümeden, yani münafıklık alametinden söz edilmiştir. Bu münafıklık alametlerinin ve bu çürümenin ise “<b>yalan söylemek, söz verip sözünde durmamak ve emanete hıyanetlik etmek</b>” olduğu bilinmektedir.</p>

<p>Genellikle bu iki temel değerin dışındaki nefsani arzu ve isteklere göre işlenen günah ve yasak fiiller, kişilik bozukluğu olarak değil, nefsine uyma ve günah olarak değerlendirilir. Ancak insanların “<b>yalan söylemek</b>” ve “<b>söz verip sözünde durmamak</b>” ile “<b>emanete hıyanetlik etmek”</b> gibi temel değerler hususundaki lakaytlıkları bir toplumun kendi aralarındaki fesadı açısından güven vermeyeceği ve toplumu felakete sürükleyeceği kuşkusuzdur. (<b>YALAN </b><b>İ</b><b>LE </b><b>İ</b><b>MAN B</b><b>İ</b><b>R ARADA DURMAZ. BUNUN </b><b>İ</b><b>Ç</b><b>İ</b><b>N YALANIN DOSTU, DO</b><b>Ğ</b><b>RUNUN DÜ</b><b>Ş</b><b>MANI ÇOKTUR.</b>)</p>

<p><b>Gençler</b>...! Bir değişime ihtiyacımız olduğu kesindir. Bunun için her nefes yeni bir başlangıçtır. Kimlik değil, kişilik önemlidir. Desene öncelikle kişilik ve şahsiyet eğitimi gereklidir. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/gencler-dogruluk-emanettir</guid>
      <pubDate>Sun, 03 Dec 2023 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/dogruluk.jpg" type="image/jpeg" length="83391"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gençler! İyilikten başka miras yoktur]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/gencler-iyilikten-baska-miras-yoktur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/gencler-iyilikten-baska-miras-yoktur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün başkalarına acı vermenin kendisine zevk verdiği bir dünyada yaşıyoruz. İyilik ve sevgi biriktirilecek en büyük sermayedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 300px; height: 222px;" /></p>

<p><b>GENÇLER...! İYİLİKTEN BAŞKA MİRAS YOKTUR</b>.</p>

<p>Bugün de dün olduğu gibi gerçekleri kabul etmek, adeta mucizeyi kabul etmek kadar zorlaşmıştır. Zira şartlandırılmış ve koşullandırılmış bir zihin yapısı oluşturulmuştur. Olması gerekeni bilerek de gerçek olmayanla yaşanabilir mi bilemiyorum? Bir günlük böcek ömrü ile doksan yıllık insan ömrü ne anlam ifade ediyor ki ikisi de yalandır. Desene dünya yalandır. <b>Sevgiden başka da sermaye yoktur.</b></p>

<p><b>Gençler</b>...! Değerler hiyerarşisinin terazisi bozulmuşsa doğruyu yakalamak kolay olmayacaktır. Öyle ki düşük ruhlu insanlar daima yanlış tartacaktır. Eski kültürün akıl çapının zihniyeti, döneminde bir yazılım kabul edilse de, bu bir başlangıç oluştursa da bu eski kültürlerin yolundaki zihniyete yeni yazılım takviyesi yapılarak belki bir gelişim sağlanabilir. Sadece eski kültürlerin yolundaki zihniyetle, bir ilerleme sağlanamaz.&nbsp; Bu akan nehirlerin tersine akıtılması kadar imkânsız olacaktır.&nbsp;</p>

<p>Özlü sözleri dallarından toplamak varken; ölü sözleri ve kültürleri yaşatmaya uğraşmak ne kadar da acıdır. İnsanlar geçmişin bir dönemini tekrar canlandırmak istemiş olsalar da tarihten ders almak yerine, tarihte kalmaya özeniyorlar demektir. Böyle geri kalmış ruhların varlığı sayesinde zaten bilim de başını kaldıramamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün gençlik gemisine ne kadar da çok yük yüklenmiştir. Gençlik gemisi bu kadar ağır yükü taşıyabilir mi bilemiyorum. Herhalde bu gençlik gemisi bu ağır yükle suya batırılmaya çalışılıyor. Gençlik bugün eğitim ve öğretimden tutun da evlilik ve iş hayatına kadar ağır bir imtihanın pençesinde yetim düşmüştür. Arıların nadan düşmesi gibi gençler de toplumda nadan düşmüşlerdir. Genç insan ne kadar derin düşünüyorsa o kadar ince hissediyor ve bu ağır yükü fark etmiş demektir.</p>

<p>Dünya adeta cenneti de cehennemi de, mutluluğu da mutsuzluğu da kucağında taşımaktadır. Çiçeklerin kokularından sarhoş olanlar olduğu gibi devenin dikeninden de rahatsız olanlar bulunmaktadır. Zira olağan insan kendini insanlardan ve dünyadan daha değerli görüyor. Zaman sonra insanlara köleler gibi muamele yapıyor. Tarihte de kölelere insan olarak değil eşya olarak bakıldığı gibi bugün de adeta köleliğe gerisin geri döndürülmek isteniyor..</p>

<p>Zalim insanlar, genellikle eski kültürlerin geriye bıraktığı eserlerdir. Desene iktisadi ekonomimiz rayında olsa da iyiliğin ekonomisini kurmamız çok kolay olamayacaktır. Öyle ki insan hasta ve ruhen bastırılmış insanlarla yaşaması ne kadar da zordur. Bugün başkalarına acı vermenin kendisine zevk verdiği bir dünyada yaşıyoruz. Zülüm ve riyakârlar tarafından temsil edilen hiçbir güç, uzun süre ayakta kalamaz bilesiniz.</p>

<p>Eylemlerimiz için söz verebiliriz fakat duygularım için söz verebilir miyiz bilemiyorum. İnsan verdiği sözleri tutabilmesi için iyi bir hafızaya ve sorumluluk duygusuna ihtiyaç hisseder. Bedenen ve ruhen zehirlenmiş bir toplumda, gururu yaralanmış gençlerin perişan olacağı açıktır. Sevgiye bile adaletten daha fazla değer verildiği bir toplumda işinizin çok daha zor olacağı açıktır. Midesini düşünen bir gençlik, özgürlüğünü çoktan kaybetmiş ve esir düşmüştür.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/gencler-iyilikten-baska-miras-yoktur</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Dec 2023 21:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/gencler-iyilik.jpg" type="image/jpeg" length="17340"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanın damarlarda çılgın dolaştığı gençlik!]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/kanin-damarlarda-cilgin-dolastigi-genclik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/kanin-damarlarda-cilgin-dolastigi-genclik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanın hayattaki duygu ve düşünceleri, kaynakları derelerden oluşan nehirlere benzer.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-1.webp" style="width: 400px; height: 250px;" /></p>

<p><b>KANIN DAMARLARDA ÇILGIN DOLAŞTIĞI GENÇLİK...!</b></p>

<p><b>&nbsp;</b>اِنَّاللّٰهَيُحِبُّالتَّوَّاب۪ينَوَيُحِبُّالْمُتَطَهِّر۪ينَ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><b>&nbsp;</b>Eski kültürlerin zihniyetleri ile çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılamayacağı, böyle bir ilerlemenin düşünülemeyeceğini iddia edilmektedir. Çünkü bu kültürlerin gücü tükenmiş, adeta damarlarındaki kanın hareketi zayıflamış yaşlı insanlar gibi ölüp giderler. Desene kültürler de insanlar da zamansaldır. Akan nehirden bir parçadır. İnsanımız din ile din kültürünü, kutsal ile kutsallaştırılanı ayırmada sorun yaşamaktadır.</p>

<p>Bugün gücü tükenen kültürler ve insanlar adeta kendi dertlerine düşerler, genellikle kainata ve insanlara faydasız olup hep de yalan söylerler, bir zaman sonra da yalan olup giderler. Sosyal hayatın sosyal gerçekliği ile karşılaşanlar, kültürlerin ve insanların bir nehir gibi aktığını görürler. Ne yazık ki insan, sebebi sonuçtan çıkarabildiği gibi sonuçtan sebebe doğru hareket etmenin daha doğru olduğuna inanmıştır.</p>

<p>İnsanın hayatındaki duygu ve düşünceler, adeta kaynaklar ve derelerden oluşan nehirler gibidir. Evet, dünyamız kültürel olarak da renklenmiştir lakin onu boyayan hep bizler olmuşuzdur. İnsanoğlu zamanla yanlış bilgilerini bile nesnelere mal ederek suçu kendi üzerinden atabilmiştir. Geçmiş zihinsel yazılımlar tarafından bizlere miras bırakılmış bir dünya zihnini, suçlu olarak şikâyet etmek yerine yeni yazılımlar üretmek ve hayata anlam katmak daha doğru olsa gerektir. Evet, insan diktiği ağacın meyvesini kendi toplamak da çok ister. Fakat geleceği inşa etmek için geçmiş tecrübelerin basamak yapılması kadar doğal bir şey olmasa gerektir.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/12/genclik.jpg" style="width: 400px; height: 235px;" /></p>

<p><b>O HALDE MADDİ VE MANEVİ TEMİZLİK İŞİN ASLIDIR.</b></p>

<p><b>&nbsp;Gençler:</b> Hiç düşündünüz mü ki elbiseniz kirlenirse yıkarsınız ya vicdanınız kirlenirse ne yapar sınız? <b>وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ</b> “<b>Elbiseni temiz tut.”</b> Desene İslam’ın yeryüzüne diğer bir emri de temizliktir. Rabbimiz bize böyle buyurdu. Bunun için bütün fıkıh kitaplarımızın hemen hepsi temizlik bahsini ilk konu yapmışlardır.</p>

<p>ا<b>لطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ </b>Peygamberimiz de “<b>temizlik imanın yarısıdır</b>” demiştir. Desene maddi ve manevi temizlik gerekir. Öyle ki elbiseniz kirlenirse yıkarsınız, lekelenirse temizlemeye verirsiniz. Suya, sabuna ve paraya kıyarsınız. Bilirsiniz ki su sabunla kiri çıkartır. Oysa kirli ve yırtık elbise ile halkın huzuruna çıkamazsınız. Utanma duygunuz ölmüşse, utanmazsınız. Utanmazsanız dilediğinizi yaparsınız.</p>

<p>Ey insan! Kişinin iyi elbisesi sen şaşırtmasın. Günah pazarında tüccarlık yaparak kefenin kalitelisini artırmazsınız. İyi kefen sahibine fazilet kazandırmaz bunu bilesiniz. Suya sabuna dokunma denir. Bilesin ki su sabunla kiri çıkartır. Hep kirli mi kalasınız. Temiz bir beden, temiz bir giysi, temiz bir çevre, temiz bir koku, temiz bir dünya, desene maddi temizlik ve manevi temizlik imandandır.</p>

<p>Bugün Müslümanların en fazla dikkat etmesi gereken ilkelerden biri de temizliktir. Ölüm gelmeden, bedenimizi ve ruhumuzu temizlemeliyiz. Sadece beden temizliği gel gör ki dertlerimize derman olamadı. Ama yine de beden ve elbise temizliği işlerin başında gelmelidir.</p>

<p>Her Müslüman haftada mümkünse duruma göre en az iki kere bedeninin ve elbisesinin temizliğine dikkat etmelidir. Dişlerinin fırçasından tırnağına, bedenine, elbisesine özen göstermeli ve güzel kokular sürülmelidir. Allah güzeldir, güzel olanı sever.</p>

<p>Camiye öyle koşup güzel gelmelidir. Hani derler ya soğan sarımsak yiyenler, camideki durumları hoş karşılanmaz. Bir de sigara içenlerin camideki durumları daha da gariptir. Camilerimizin temizliği olabildiğince önemlidir. Bastığın yere ayağını koyup rabbi için secdeye kapanan kişinin, secde makamının temiz bir mekân olması ne kadar da güzeldir.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-ve-tevhid-1.jpg" style="width: 400px; height: 235px;" /></p>

<p>Güzel giyinmek, sağlıklı besin yemek, abdeste ve temizliğe dikkat etmek vücut emanetinin hakkıdır. Bunlar insanı sağlıklı ve kaliteli yaşama yönlendirir ve güven verir. Bunun için klasik fıkıh kitaplarında tuvalet adabından, vücut temizliğine kadar hemen her konuda fikir beyan etmiş oldukları görülür.</p>

<p><b>Gençler,</b> vicdanınız kirlenirse ne yaparsınız? Bugün <b>kin, nefret, gıybet, adam kayırma, adaletten ayrılma, sû-i zan gibi </b>her türlü kalbi hastalıklarımızın temizliği için ne yapmalıyız. Şunu unutmamalıyız ki manevi temizliğin manevi ilaçları vardır. <b>Abdest, gusül, hayız, namaz, oruç, zekât ve hac</b> ibadetlerinin her biri manevi temizlik ilaçlarıdır. Tüm bu ibadetler, kalbimizdeki kirleri temizleyen sabun ve su misali manevi dünyamızın abı hayatıdırlar.</p>

<p>Bugün günahkâra ok atmak yerine, günahkârı gül bahçesine davet zamanıdır. Tövbe için hiçbir aracıya gerek yoktur bunu da bilesiniz. Temiz bir niyet, temiz bir kalp, temiz bir vicdan, temiz bir yürek, desene manevi temizlik, düşünce dünyamızın temiz olmasıdır. Vicdan temizliği de her müminin asli görevidir. Ruhumuzu manevi değerlerimizle sulayalım. Bunun için eğitim ve öğretim elbette ki şarttır. Amman ha cehaletin tahsilini yapmayasınız.</p>

<p>Öyle ki medeniyetin kendisi temizlikle başlar. Bunun için büyüklerimiz temizlik adabına büyük önem vermişlerdir. Kitaplarımız hep temizlik bahsiyle yazılmıştır. Beş vakitte suyu akan Fırat’ı adeta bahçemizi bağlamışız. Oysa bugün insanımızın çorabı veya takkesi Fırat’a düşse belki de Fırat’ı bulandırır.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-tevhid.jpg" style="width: 400px; height: 235px;" /></p>

<p>Camilerin temizliği bu anlamda ayrı bir problemdir. Hele birde tuvalet kültürümüz var ya. Bir milletin medeniyeti tuvaletten belli olur. Hele şu tuvaletler konusunda desene sınıfta kaldık. Bu maddi temizlik için ciddi bir proje geliştirmenin zamanı geldi de geçmektedir. Camilerin temizliği için de aynı kanaatteyim. Desene bu duruma Haliç’in Simonları gibi alıştık. Ne olmuş ki diyenleri duyar gibiyim.</p>

<p>Gençler, hiç düşündün mü ki şirke hayır, tevhide evet demenin gerekçesi nedir? فَا<b>هْجُرْ وَالرُّجْزَ</b> “<b>Şirkten uzak dur.”</b> Diğer bir emir ise şirke hayır tevhide evet demendir. Allah’ın kulları, eşit haklara sahiptirler. Birinin diğerinden üstünlüğü yoktur. Sınıfsal ayrıcalık, saf düzenine sokulmuştur.</p>

<p>Üstünlük ancak ve ancak insan hakkına ve kamu hakkına saygı duymadadır. Cahiliye döneminde şirk düzeninde sınıf farklılıkları, imtiyazlı ve ayrıcalıklı insanlar üretildi. Kadın ve erkek arasında haklarda eşitlik / tevhit yoktu. Devlet ve vatandaşları arasında denge / tevhit yoktu. Emek ve sermaye arasında tevhit yoktu. Köle ve efendi arasında tevhit yoktu. Zengin ve fakir arasında tevhit yoktu. Toplum mustazaflar ve müstekbirler diye ikiye ayrılmıştı.</p>

<p>Şirkin taraftarları kendi düzenlerinin bozulmaması için mücadele ediyorlardı. Tevhit taraftarları ise eşitlik ve tevhit mücadelesi veriyorlardı. Adil ve hakça bir düzen kurmak o kadar kolay değildi. Peygamber (sav) bu tevhit mücadelesini önce itikat ve ilkesel bir zihin terbiyesiyle başlattı. Önce zihinsel hicret sağlandı. Zihinsel gusül abdesti alındı. Ondan sonra fiili hicrete geçildi. Bugün insanlara bak ki bedeni ölene ağlıyorlar, yüreği ölene ağlamazlar. Desene felaket gönüldeki viranededir.</p>

<p>Eski ve yeni lisanla,“<b>hadesten taharet ve necasetten taharet</b>”, görünen ve görünmeyen kirlerden temizlenmektir. Gencim şirkten uzak güzel kul olma mücadelesi veresin. Maddi ve manevi temizlik senin asli görevindir bilesin. Hayatın anlamı bu maddi ve manevi temizliktir göresin. Desene genç arkadaş, bu menzil uzağa benzer hayatını ilkeli kılasın. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/kanin-damarlarda-cilgin-dolastigi-genclik</guid>
      <pubDate>Sat, 02 Dec 2023 01:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/genclik-2.jpg" type="image/jpeg" length="23858"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Keşfedilemeyen bir dünya! Gençlik!]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/kesfedilemeyen-bir-dunya-genclik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/kesfedilemeyen-bir-dunya-genclik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanlığın geleceği gençler, keşfedilemeyen bir dünyada rolünüz nedir? Yaşadığımız hayatı sorgulamak…?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 300px; height: 222px;" /></p>

<p><b>&nbsp;</b><b>KEŞFEDİLEMEYEN BİR DÜNYA…! GENÇLİK…!</b></p>

<p><b>Gençler...! Yüreklerinize savaş mı açtılar?</b></p>

<p>İnsanlığın geleceği gençler, neredesiniz? İlmihâl, ilmi mâzi oldu hala kiminlesiniz. Yoksa meydanınız mı yok ölümüsünüz? Ölmek mi yaşamak mı ne dersiniz? Ölüden diri nasıl çıkar bilemiyorum. Yüreklerinize savaş mı açılmış onu da bilemiyorum. Meçhul bir yolcu gibi dargın yürüyorsunuz Uzaklardan gelecek bir işaret mi bekliyorsunuz? Yoksa ruhunuza Fatiha mı okundu bilemiyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gençler…! Hiç düşündünüz mü gece ile gündüz bir olur mu? Kuru ile yaş, yokuş ile iniş, karanlık ile aydınlık bir olur mu? Hiç pis ile temiz, günah ile sevap bir olur mu? Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu? Hiç düşünenlerle düşünmeyenler bir olur mu? Bugün gençliğin kan damarları mı tıkanmış, gerçeğin kabullenilmesi adeta mucize olduğu bir dönemden geçiyoruz.</p>

<p>Çağımızda bilimsel araştırmaların kan damarları adeta tıkanmış görünüyor. Bugün insan hakkında söylenen ve bilinenler, insanın keşfedilen çok dar bir alanını kapsıyor. Oysa insanlığın en gençlik dönemi, zaman içinden tekâmüle doğru bir değişim göstermektedir. İnsanın nihai gelişmiş ve dönüşmüş olduğuna inanmak, zaman sonra insanın ruhi ve zihni yeteneğinin daha geliştiğini anlamamak demek olacaktır. Adeta insanı değişmez bir nesne gibi kabul etmek olacaktır.</p>

<p>&nbsp;Bu anlayışta insanı tanımamak demektir. Bugünün gençleri sanatında daha akılcı, duygularında daha derin, yüzyılın öncesinden daha başka düşünüyorsa, tekâmül yolculuğuna çıkmış kabul edilmesi gerekiyor. Bugünün değerleri eski gözlere çirkin gözükebilir.&nbsp; Ancak kabul etmek gerekir ki değişmeyen her şey ölmüştür. Bu değişime istikamet vermek alanında yetkililerin sorumluluğundadır.</p>

<p>Gençler, yaşamınızda duygularınız, düşünceleriniz, fikirleriniz her daim akıyor. Desene dereler, ırmaklar hep boşuna mı akıyor. Bari denizlerde, okyanuslarda buluşalım, kavuşalım, konuşalım. Yoksa Hıra dağında mısınız, itikâfa mı girdiniz? Nöronlarınızın akordu mu bozuldu bilemiyorum. Neredesiniz? Bugünün değerleri eski algılar için daha çirkin görünüyor. Değişmeyen ölümsüzdür.</p>

<p>Gençler, hiç düşündünüz mü?&nbsp; Düşünce ile düşünmek, bilgi ile bilim arasındaki fark nedir? Geleceğinizi inşa etmek için çıkacağınız hayat yolculuğunuzda nelerle karşılaşacaksınız? Önce hedefinizi belirlemelisiniz. Sonra o hedefe doğru yürümelisiniz. Gelecekte sizinle güneşin doğmasını bekliyoruz. Yanlış yollara düşmemem için vahyin mesajlarına kulak vermelisiniz.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/08/gencligin-kimlik-arayisi.jpg" style="width: 600px; height: 352px;" /></p>

<p><b>Gençler;</b> Kur’an’ın ilk emri, kitabının ana ismi neden Kur’an’dır biliyor musunuz? İslam dininin birinci emri okumak, öğrenmek ve öğrendiğiyle amel etmektir. Hıra’dan sana doğan güneşin ilk emri okudur. (خَلَقَ الَّذِي رَبِّكَ بِاسْمِ اقْرَأْ ) “Yaradan rabbinin adıyla OKU.” Okumak, senin damarlarındaki kanındır. Okumak, senin derelerinden akan suyundur. Okumak, senin cehalete karşı kuşandığın kılıcındır. Okumak, senin oksijenin ve hayat kitabının adıdır. Hayat kitabının adı bunun için Kur’an’dır bilesiniz.</p>

<p><b>Bir dost kalemi şöyle der: </b></p>

<p>Ey hayat kitabımız Kur’an-ı Azimüşşan.</p>

<p>Yüksek raflarda mısın, bu mu sana yakışan.</p>

<p>Asli vazifen midir, namazlarda okunmak.</p>

<p>Sana zülüm değil mi süslü raflara konmak.</p>

<p>Bazen okurlar seni, bazen öpüp koklarlar.</p>

<p>Bazen de çeyizlerde sandıklarda saklarlar.</p>

<p>Ya mezar başlarında ölüye okunursun.</p>

<p>Ya da satılsın diye vitrinlere konursun.</p>

<p>Hürmet zannettikleri, altın harfle yazmaktır.</p>

<p>Bilirim altın kılıf sana mezar kazmaktır.</p>

<p>Kanı çekilen beden nasıl kansız ölüdür.</p>

<p>İsmi hayattır ama hayat sensiz ölüdür.</p>

<p>Kur’an’sız hayat ölüdür. Kur’an-ı iyi okursan, kâinat kitabını da okursun.</p>

<p><b>Gençler</b>…! İslam’ın ikinci <b>emri&nbsp; </b>&nbsp;فَكَبِّرْ وَرَبَّكَ فَأَنذِرْ قُمْ الْمُدَّثِّرُأَيُّهَا يَا<b>“Ey örtüsüne bürünen kalk ve uyar. Sadece Rabbini yücelt.” </b>Sen de ey genç insan. Sen de okuyup öğren ve öğrendiklerinle amel et, yani yaşa ve anlat. Bu din hep gençlerin omuzlarında mekân buldu. Çünkü hakikati arayanlar, genellikle gençlerdir. Genellikle gençler, aklı kullanmışlardır.</p>

<p><b>يَجْعَلُالرِّجْسَعَلَىالَّذِينَلاَيَعْقِلُونَ </b>Aklını kullanmayanlar, pislik içindedirler. Genç kardeşim unutma ki din, adil bir düzen kurma mücadelesidir. Adil ve hakça bir düzen kurma projesidir. Bu düzenin, rüknü tevhittir, eşitliktir. Bir olan Allah’ı yüceltme yoludur.</p>

<p>Gençler, güneş sizinle anlamlı doğar, ay sizinle anlamlı batar. Ancak yüreğinize savaş açılmış olduğunu biliniz. Bu savaşta ruhunuza Fatiha mı okunsun yoksa Allah’ın adıyla deyip yola mı çıkmak istersiniz bilemiyorum. Kim bilir, güneş belki sizinle doğacaktır.. Belki de hiç doğmayacaktır...!</p>

<p>Gençler...! Besmele çekip Allah’ın adıyla adil bir dünya kurmak için yollara düşmelisiniz. Kim bilir bu gidişle değerlerimiz dahil kurda kuşa hep birlikte yem olacağız. Gençler...! Kimleri sizleri kötü görse de inanın umudumuz teksizlersiniz. Sizleri anlamak insanı tanımaktan geçiyor. Sizleri anlamadığımız için bugün karamsar oluyoruz. Algıların ve geleneklerin esir aldığı bir toplum, sizleri asla anlamayacaktır. Aynaya bakarken bile kendilerini görmeyip sizleri suçlayanları daha da gariptir.</p>

<p>Öyle kideğerlerini yitirmiş sadece şekil, lafız vesem bol kurbanı, sözde Müslim özde değerlerin önünde kütük olanlar, sizleri asla anlamayacaklardır. Bunlar, her değişimi ve tekamülü aleyhlerine bir sayha sayacaklardır. Anlaşılan bunların sunduğu dünya, sana ne mutluluk verdi ne de adalet getirdi. Senin kendi değerlerine sahip çıkma vaktin geldi de geçmektedir. Gelin hep birlikte vatanımız ve milletimiz için adil sosyal, ekonomik ve idari bir düzen için ilkesel kararlar alalım. Bu kararlara hep birlikte iman edelim. Peygamberimizin yaptığını yapalım. İzlediği sosyal siyaseti izleyelim. Vahyin emirlerine kulak verelim. Unutma ki hak gelince batıl daima zâil olmuştur. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/kesfedilemeyen-bir-dunya-genclik</guid>
      <pubDate>Fri, 01 Dec 2023 09:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/12/genclik.jpg" type="image/jpeg" length="73963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukluk hayalleri! Yeni bir dünya kurmak]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/cocukluk-hayalleri-yeni-bir-dunya-kurmak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/cocukluk-hayalleri-yeni-bir-dunya-kurmak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk dönemimiz ne kadar da hızlı geçti. Çocukken bile bir dünya kadar onurlu, Everest tepesi kadar anlamlı bir duruşumuz vardı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-1.webp" style="width: 400px; height: 250px;" /></p>

<p><b>BİR GÖNÜL Kİ GÜLMEYECEK…!</b></p>

<p>Çocukluk dönemimiz ne kadar da hızlı geçti. Çocukken bile bir dünya kadar onurlu, Everest tepesi kadar anlamlı bir duruşumuz vardı. &nbsp;Baharı ve yazı özler, güneşe hep hasrettik. Elbiselerimiz yırtık olsa da yüreğimiz sevgi doluydu. Her gün bambaşka bir güne uyanırdık. Bir gayemiz, bir hedefimiz vardı. Adil bir dünya kurmak hayallerimizi süslerdi.</p>

<p>Bir gün Milli Türk Talebe Birliğine davet edildim. Hemen kitaplık kolu başkanı seçildim. Nöronları heyecanlı arkadaşlarla buluştum. Her birinin ümitleri taze ve güneşin doğmasını bekliyorlardı. Gecelerimiz bir anlam taşırdı. Bir kişi bile bulsak altın bulmuş gibi sevinirdik. Hep düşlerimizi adil bir dünya kurmak için süslerdi.</p>

<p>Muhammedi bir ruhla asker gibi manalı toplantılar yapardık. Sporumuzu, şarkımızı toplu olarak marşlara dökerdik. Bir gayemiz ve bir hedefimiz vardı. Cehaletle mücadele edecektik. Hukuk mücadelesi verecektik.&nbsp; Zira güneş şarktan çoktan doğmuştu. Ev ev, köy köy gezerdik davamızı anlatırdık. &nbsp;Öyle ki adil bir düzen kurmak hayallerimizi süslemişti.</p>

<p>Bir dava adamı tanımıştık. Günlerce hep onu beklerdik. Mitinkilerde saatlerce hep onu beklerdik. Televizyonlarda hep onu beklerdik. Hak ve hukuk adına hikâyelerimiz vardı. Sıvasından Konya’sına Türkiye’nin her yerinde çiçekler açmıştı. Adil bir dünya kurma özlemiyle hep yollara düşerdik.</p>

<p>Bize yollarda herkes selam verirdi. Muhammedi bir terbiyemiz vardı. İnsanlık için fedakâr ve güzel yüreklere seccadeler sererdik. Onun mektebinden yetiştik, onun yaktığı ateşte ısındık. O ateşe hep odun taşıdık. Bir çınar ağacı gibi büyüdükçe büyüdük. Gölgesi, tüm mazlumların sığınağı, limanı olmuştu. Güneşi gördük ve sevindik. Nice umutlar besledik. Adalet ve hukuk uğruna, cehaletin yok edilmesi uğruna ne umutlarımız vardı. Peygamberimiz gibi adil bir düzen kurma hayallerimiz vardı.</p>

<p>Adil bir düzen kurmak düşlerimizi çalmıştı. Ülkemizdeki mazlumların umudu, dünya mazlumlarının duası olmuştuk. İnsanlığa âşık bir liderimiz, bir Erbakan’ımız vardı. Yarını bugünden gören, özgüveni ve inancı ışık saçan, Anadolu’da bin bir çiçek yetiştirmişti. Hepimizin ona bir vefa borcu vardı. Külleri içerisinden bir kıvılcım gibi yüreklerde ateş yakmıştı. Adil bir sevgi toplumu kurmak hedefimizdi.</p>

<p>Gayemiz insanlık adına adil bir düzen kurmaktı. Hedefimiz, çocuklarımıza torpilsiz, referanssız, hak edenin hakkını aldığı, onurlu bir sistem kurmaktı. Onurlu insan yetiştirmek için adalet kapısının kilidini açmaktı. Ben komşumdan soğan bile isteyemem, param olmazsa aç gezerim. Referans diye uydurdukları şeytani izahlarla insanlar hakkında ahkâm kesiyorlardı. Dünyanın ve makamların sahipleri vardı. Hak etsen ne ki mülkün sahipleri vardı. Hemen her konuda torpil, iltimas ve referans ilke olmuştu. Kurumları ellerine geçirenler kendi mülkleri gibi tasarruf ediyorlardı. Kader her birimize bir yol çizmişti. Kaderimize boyun eğdik, Anadolu’mun güzel bir kentinde hep gölgede kaldık ve üşüdük. Adeta baykuş gibi viran bir yurda konmuştuk.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vay benim ülkemde seherinde artık horozlar da ötmez olmuştu. Makam ve mevkiler çoğunlukla liyakatsiz insanlarla dolmuştu. Altın olsan ne ki, el ve etek öpmeden bir makam ve mevki alman, bir gencin görev alması adeta imkânsız hale gelmişti. Anayasa referandumunda evet çıksın çok istedim. Belki Anayasamız değişirse bu çağ dışı uygulamalara son verilir sanmıştım. Umarım ülkemde adil idari ve sosyal hukuk düzeni olur ummuştum.</p>

<p>Yavrularımıza güzel bir Türkiye bırakırız sanmıştım. Leş kavgası veren menfaat şebekelerinin gölgesinde oturmaktan bıkmıştık. Tek isteğimiz bütün milletimizin için huzur ve refahtı. Çocuklarımızdan utanmamak için onlara güzel ve Türkiye bırakmaktı. Biri ağlarken biri gülen, komşusu aç gezerken tok yatamazdık. İlkelerimize adeta isyan etmiş, vicdanlarımız kanamıştı.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-ve-tevhid-1.jpg" style="width: 400px; height: 235px;" /></p>

<p>Mafyalaşmış güçlü grupların istilasını görünce, adaleti sağlamanın ne kadar dazor olacağını bugün daha iyi anlıyoruz. Anayasa değişikliğindeki referanduma EVET ile güneş doğsun artık diye hep umut beslemiştik. Mazlumlar, tutunacak bir dal, sığınacak bir liman arıyorlardı. &nbsp;Onlara sözümüz vardı. Bırak onları, kendi derdimizi bile kimselere anlatamadık. Omuzlarımızda taşıdığımız insanlar bindikleri dalları bir bir kesiyorlardı. Buna vefasızlık denirdi. Desene bir fasığın haberi prim yapıyordu. Adeta kurum içleri örgüt haline gelmiş, kendi rahatlarından başka kimseyi düşünmüyorlardı. Kurumlar adeta sahiplenmiş, kimse kimseyi istemiyordu. Problem çözmekten ziyade, kendileri problem olan insanlarla dolmuş, kurumları kendi çiftlikleri sanıyorlar. Bu yüzden bugün, ezanlar dargın, yollar dargın, insanlar dargın, dargın bir toplum yapısı oluşmuşsa, vicdanlar kanamışsa, hiç kimse huzurlu olamayacaktır.&nbsp;&nbsp; Allah mühlet verir ama asla ihmal etmez. Hani derler ya avcı bu dağları sen mi yarattın?</p>

<p>Belki Anayasa değişikliği ile bir liman buluruz sanmıştık. Adil bir düzen kurmak için haydi Türkiye’m bu son şansın demiştik. Bir yıldız mı kaydı bilemiyorum..! Yeni anayasa değişikliği problemlere çare olur mu? onu da bilemiyorum. Kimse kimsenin derdini ve problemlerini ne duyuyor ne işitiyor, ne de çözüyor. <b>Bir insanın üzerine bu kadar yük yüklenir mi onu da bilemiyorum. </b>Bir yerlerde yanlışlık mı yapıyoruz bilemiyorum. Yeni anayasa değişikliği ile problemlerimizinçözüleceğine inancım kalmadığını ifade etmek istiyorum. Meselenin anayasa değişikliği olmadığını, meselenin insan zihniyetinin değişmesinde yattığına inanıyorum. Umarım yanılırım.&nbsp; Cumhuriyetimizin 2. yüzyılının özgürlük, barış ve huzur getirmesini, beyaz bir sayfa açılarak yeni bir başlangıç yapılmasını diliyorum. Aksi takdirde <b>bir gönül ki gülmeyecek,</b>…! Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/cocukluk-hayalleri-yeni-bir-dunya-kurmak</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Nov 2023 00:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/cocukluk-hayalleri.jpg" type="image/jpeg" length="19150"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Müslüman kimliği nedir? Farklı kimlikler olabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/musluman-kimligi-nedir-farkli-kimlikler-olabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/musluman-kimligi-nedir-farkli-kimlikler-olabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslüman kimliği, Kur’an ve sünnet bağımlısı, öncelikli vahiy düşünce sahibi, bütün Müslümanları kucaklayan, tüm insanlığa derin şefkat ve saygı duyan ve bütün insanların İslam’ı tanımasını arzu eden ve buna gayret eden kişidir.  ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 300px; height: 222px;" /></p>

<p>TEK KİMLİK TAŞIMALIYIZ. (MÜSLÜMAN KİMLİĞİ)</p>

<p>&nbsp;هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ</p>

<p>Müslümanlar arasına atılan en büyük fitne, alt kimlikler oluşturularak Müslümanların arası bu fitne tohumuyla param parça yapılmıştır. İslam “ KAVMİYETÇİLİĞİN YOK EDİLMESİ ilkesini getirerek, aşiret ve kabile gibi alt kimlikleri kaldırmış, zaman sonra sinsi ve masum gibi görünen planlar geliştirilmiş, modern manada alt kimlikler oluşturulmuştur. İslam'ın bu tek kimlik ilkesi de dejenere edilerek farklı isimlerde alt kimlikler üretilmiş, eski cahiliye hayatına gerisin geri dönülmüştür.</p>

<p>Eski klasik dönem kabile ve aşiret anlayışını bugün modern kavramlarla gizleyerek, Müslüman üst kimliği altında alt kimlikler oluşturdular. Bu bölünme masum gösterilse de izledikleri sosyal siyasetle Müslümanları birbirleriyle vurdurdular. Bilim ve teknoloji ile uğraşmak yerine birbirimizle uğraştırdılar, kavram savaşı yaptırdılar. Şimdi de atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti. Yazıktır, günahtır.</p>

<p>Allah (cc) Müslümanlara tek kimlik vermiştir. هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ Bu kimlik de Kur’an ifadesiyle Müslüman kimliğidir. Müslüman bu kimlikle yaşar, bu kimlikle kabre girer. Müslümanlar ne yazıktır ki asli kimliklerini kaybedip alt kimliklerini öncelediler.</p>

<p>Bugün ne yazık ki Müslümanlar benden, senden, Kürt, Türk, alevi, Sünnî, cemaat, tarikat, benim partim gibi ürettikleri klasik dönem aşiret ve kabile anlayışına gerisin geri döndüler. Aynaya bakıp kendilerini güzel görüp başkalarında kusur aradılar. Kusurun kendilerinde olduğunu hiç düşünemediler.</p>

<p>Oysa cami dışında cemaat aramak, Kâbe’de kıble aramaya benzer. Bunu başarmak için de cemaat kavramı konusunda pek çok rivayet uydurdular. Cami cemaatini, cami dışına taşırdılar. İslam’ın bu temel ilkeleri, bilinçli veya bilinçsiz iktidar ve güç elde etme uğruna geliştirdikleri sosyal siyasetle yok ettiler. Belki de kendi değerlerimizi koruyalım derken iyi niyetle çıktıkları bu yollar sebebiyle bizleri de hüsrana sürüklediler. Müslüman bahçemizde vahşi otlar bitirdiler. Müslüman’ı, Müslüman’a düşman yaptılar.</p>

<p>Sonuçta her aşiret ve kabile aynaya bakınca, kendilerini değil başkalarını suçladılar. Tıpkı bir annenin çocuğunu muhafaza edeyim derken; uyurken çocuğunu öldürmesi gibi. Anne çocuğu üşümesin diye kucaklayıp yatmıştı. Onu muhafaza edeyim derken üzerine düşüp öldürdü. Sabahleyin de oturup ağladı. Anaya ne ceza vereceksiniz bilemiyorum. İşte bugünün Müslümanlarının niyetleri salim olsa da Müslüman mahallesinde ümmeti kurtaralım derken, ümmetin üzerine düşüp öldürdüler. Suçu da başkalarında aradılar.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-tevhid.jpg" style="width: 300px; height: 176px;" /></p>

<p>Şimdi de cenazelerinin kalabalık olmasıyla övünüyorlar. Kendi aşiretlerinin kalabalık olmasıyla övünüyorlar. اَلْهٰيكُمُ التَّكَاثُرُۙ Bu aşiret ve kabileler, hak üzerinde değil, leş üzerinde yarışır hale geldiler. Camileri problemlerin çözüldüğü dayanışma yeri olmaktan çıkardılar. Sadece namaz kılınıp dağınıldığı yer yaptılar. Namaz dayanışmasını da şekilde bırakıp pratikte Müslüman’ın problemlerinin çözümünde dayanışmayı terk ettiler. Sosyal güvenliklerini kuramadılar.</p>

<p>İnsan merkezli bir dinin, tekrar insan merkezli bir anlayışa hararetle ihtiyaç bulunmaktadır. Aşiret ve kabile anlayışından, insan merkezli bir eğitim ve öğretime derhal geçmeliyiz. Nakıs devlet anlayışından, kâmil devlet anlayışına derhal geçmeliyiz. Devletin alt birimlerinde, devletine şirk koşan güç odaklarına müsaade edilmemelidir. Devletinin altında aşiret ve kabileler şeklinde devletçikler oluşmasına müsaade edilmemelidir. Kabile ve aşiret devleti anlayışından derhal vaz geçilmeli, tek devlet anlayışını ihlal eden yapılanmalara izin verilmemelidir.</p>

<p>Kimsenin kimseden üstünlüğü olmayan, eşit hakların tesis edildiği, tevhid anlayışına tekrar gerisin geri dönülmelidir. Peygamberimizin izlediği vahiy projesi esas alınmalıdır. Gelin aşiret ve kabile odaklı değil de insan odaklı bir Türkiye kuralım. İktisadi adaletten, sosyal adalete kadar her alanda insan merkezli bir yapılanmaya geçelim. Önce ilkelerimizi belirleyip onlara iman edelim, sonra Peygamberimizin izlediği vahiy projesini hayatımıza hâkim kılalım. Adil bir düzen kuralım. Dünyaya örnek olalım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kapitalizme esir düşmüş birey ve toplumlar, İslam'ın ilkelerini anlaması ve pratiğe yansıtması zaten mümkün olamayacaktır. Onların İslam'ı yaşadığını iddia etmesi bile, Peygamber mücadelesine kılıç çekmek gibi cehaletin tahsilini yaptıklarını anlayamayacaklardır. Bu tip insanlar farkında olmadan şeytanın atına binmiş bir süvari gibi kamçısını da eziyet olmasın diye hafif vuran, insan tipine benzemektedirler. Bunlar bizlere tarihteki başkasının bahçesinden yemişini yiyip parasını da ağacına bağlayan haricileri hatırlatmaktadır.</p>

<p>İslam bir medeniyet dinidir. Ulvi gayeleri vardır. Adil bir dünya kurmak için kolları sıvamıştır. İslam güneş gibi hepimizi ısıtan bir dindir. İslam iyi anlayamazsak cenazemizin kalabalıklığı ile övünürüz. Belli günde de ölmüşsek güzel yerlere gittiğimize inanırız.</p>

<p>Kapitalizm bugün zehirli bir yılan gibidir. Bir defa ısırdı mı kolay kolay iflah olamazsınız. Herkes adeta tanrı olmak için yarışır ve mal biriktirir. Kuvveti parada ve malda görürsünüz ve ona inanırsınız. Bin elli yıl yaşayacak gibi mal üzerine mal biriktirirsiniz. Cari İslam'ı da her işinizde kendinize araç olarak kullanırsınız. Sonrada Fatiha ve Yasinlerle günahlarınızın silineceğine inanırsınız. Mezar taşıyla övünürsünüz. Oysa İslam, dünya malı için Allah demeyecek kadar Asil bir dindir. Bu din insanı da Asil insan yapmak için gelmiştir. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/musluman-kimligi-nedir-farkli-kimlikler-olabilir-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Nov 2023 08:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/musluman-kimligi.jpg" type="image/jpeg" length="97205"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam'ın temel ilkesi ne? Tevhid nedir]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/islamin-temel-ilkesi-ne-tevhid-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/islamin-temel-ilkesi-ne-tevhid-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam dinin en temel ilkesi ve temel sancağı tevhittir. Tevhidin esas anlamı, doğuştan hakların eşitliği yanında, bütün insanların hukuk önünde eşit olduğunun haykırışıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="prof dr hadi sağlam (1)" class="img-fluid detail-photo" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-1.webp" style="width: 400px;" /></p>

<p>İSLAMI'IN ANA SANCAĞI TEVHİTTİR.</p>

<p>( Bu sancak düşmez.)</p>

<p>İslam dinin en temel ilkesi ve temel sancağı TEVHİTTİR. Bu ilke, vazgeçilemez, terk edilemez, hak edilemez, doğuştan kazanılmış, insan olmanın gereği eşitlik esasına dayanır. Tevhidin esas anlamı, doğuştan hakların eşitliği yanında, bütün insanların hukuk önünde eşit olduğunun haykırışıdır. Allah'ın birliğine iman yanında kulların haklar konusunda eşitliğini ifade etmektedir.</p>

<p>Tevhidi çağrı, bütün insanlığa genel bir çağrıdır. Tevhit ilkesine göre üstünlük, ancak ve ancak hukuka saygı duymayı ifade eder.&nbsp; Yani insan hakkını ve Allah hakkını korumayı hedefler. Çünkü tevhit ilkesi, sınıfsal ayrıcalıklara son veren bir akidedir. Yani camideki saf düzeninin sosyal hayatta pratiğe yansıtıldığı sistemin adıdır. Mümin, kelimeyi tevhidin lafzını söyleyerek Müslüman olmaktan ziyade, manasına inanan ve pratiğe yansıtan insan demektir. Ancak teraziniz bozuksa tarttığınız&nbsp; (riba) hep boşuna olacaktır. İşte tevhit,&nbsp; sosyal hayatta bu terazinin de denk tutulması akidesini yerleştirir.</p>

<p>Öyle ki tevhid; kadın ile erkek, emek ile sermaye, zengin ile fakir, işçi ile işveren, devleti ile vatandaş, efendi ile köle gibi insan olma özelliğinde hak terazinin denk tutulması demektir.</p>

<p>Peygamberimiz Mekke’de bu tevhidi mücadeleyi verdiği için imtiyazlı Mekkeliler tevhidi kabul etmediler. Tarihten günümüze analarının hür ve eşit olarak doğurduğu insanları köle yaparak, sosyal hayatta eşit haklarla mücadele etmelerinin önü sürekli kesilmiştir.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/tevhid-sancagi-1.jpg" style="width: 400px; height: 614px;" /></p>

<p>ZAMANLA İNSANLAR KÖLELEŞTİRİLEREK SÖMÜRÜ DÜZENLERİ KURULMUŞTUR.</p>

<p>Sen çalış ben yiyeyim asalak anlayış hâkim kılınmıştır. Bugün Anayasalarda eğitimde, iş hayatında, sosyal hayatta fırsat eşitliği yazılsa da pratikte hiçbir ülkede bu eşitlik / tevhit sağlanmış mıdır bilemiyorum.</p>

<p>İslam, gerek sosyal hayatta tevhidi ilke olarak koymuş, gerekse iktisadi sömürü düzeni olan riba’yı kamu düzenine bir savaş açma olarak değerlendirmiş ve insanların emeklerinin sömürülmesine hararetle karşı çıkmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Keza insanları mazlumiyet ve mağduriyetinden istifade edilerek sömürülmesine şiddetle karşı çıkmıştır. Böylece İslam’ın iktisadi alanda sömürü düzenine karşı yapılmış en ciddi hukuki (şer'i) düzenleme riba yasağı kabul edilmiştir. İslam'ın tevhit sancağı düşerse veya tevhidin anlamı yozlaştırılırsa, Müslümanların tekrar gerisin geri köleliğe döndüklerini ve esir düştüklerini ifade eder. İslam'ın kardeşliği tevhit projesinin pratiğe yansımasından geçer.</p>

<p>Sosyal hayatta tevhit dejenerasyona uğramışsa İslam'ın kardeşliğinden söz edilemez. İslam'ın kardeşliği ancak ve ancak tevhitle sağlanabilir. Aksi takdirde duygusallığın ötesine geçilemez... Müslümanlar bir zaman sonra birbirlerinin yüzüne bakamaz olurlar. Sözde kardeş olsalar da özde kardeş olamazlar. Desene sancak düşerse, vatan da düşer. Saygılarımla.Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/islamin-temel-ilkesi-ne-tevhid-nedir</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Nov 2023 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-ve-tevhid-1.jpg" type="image/jpeg" length="93348"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kirli dünyanın amentüsü!]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/kirli-dunyanin-amentusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/kirli-dunyanin-amentusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Müslümanların birlikte yaşam projesi, bir vahiy projesidir. Bu proje, iç ve dış hukukumuzu düzenler. Hakça ve adil bir düzenin kurulmasını hedefler.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 300px; height: 222px;" /></p>

<p><b>KİRLİ DÜNYANIN AMENTÜSÜ</b></p>

<p><b>&nbsp;(Tehlikede iştirak, nimette taksimattır.)</b></p>

<p>Müslümanların birlikte yaşam projesi, bir vahiy projesidir. Bu proje, iç ve dış hukukumuzu düzenler. Hakça / adil bir düzen kurmayı hedefler. Birlikte yaşama projesinin amentüsü ise <b>tehlikede iştirak, nimette taksimattır.</b> Bu projenin ihlali ve ihmali, vahyin tevhidi projesine bir isyan hareketidir. Bu vahiy kültürünün en önemli noktası birlikte yaşam projesidir. Bu proje bir vahiy projesi olup *<b>TEHLİKEDE İŞTİRAK, NİMETTE TAKSİMAT</b>” olarak ifade edilebilir. <b>Birey ve toplumların sosyal güvenliği ve sigortası / cennet ve cehennem buna göre belirlenir.</b></p>

<p>Naslar, parçacı ve dar açıyla değil de bütünsel ve geniş açıyla okunduğunda; bu ilkenin ana ilke olduğu görülecektir. İslam’ın anayasal ve genel ruhuna vakıf olanlar, İslam dinini tek kelime ile ifade edecek olurlarsa; bu tevhidi projeyi temel ilke olarak bulacaklardır. Bu ilkeye iman etmeyen gerçek ve tüzel kişiler, toplumsal birlikteliği sağlamaları, Müslümanlar kardeştir ilkesini gerçekleştirmeleri mümkün olamayacaktır. Sözde kardeş olsalar da özde kardeş olamayacaklardır.</p>

<p>Bu vahiy projesinden anlaşılan, tehlikede tevhit olma yanında gelirin de adil paylaşılması zorunludur. Böylece sosyal hukuk ve sosyal adalet gereği, Allah’ın nimetlerinden kardeşler olarak birlikte istifade etme yoluna gireceklerdir.&nbsp; Yoksa Müslümanlar arasında toplumsal birlikteliğin kurulması mümkün olamayacaktır. Birlikte yaşam projesinin olmazsa olmaz ilkesi olan bu ilkenin ihlali ve ihmali kaos ve mutsuz bir toplum yapısı oluşmasına sebep olacaktır. Aksi takdirde Müslümanlar bir bataklıktan bir bataklığa sürüklenip duracaklardır. Bu tevhit projesi, adeta Müslümanların tek vücut, bir beden olma projesidir. Bu vahiy projesi sayesinde Medine'de tevhidi bir kurtuluş güneş doğmuştur.</p>

<p>Sonuçta kapitalizmin zehrini almış olanlar, piyasa İslam’ını İslam olarak algılayanlar, tehlikede iştirak, nimette taksimat ilkesini anlamakta zorlanacaklardır. Zira zenginler, dünyada huzurları kaçmasın, malları yağma ve müsadere edilmesin diye bazı rivayetleri çok sevmişlerdir.&nbsp; Bu zenginler, kendi rahatlarını devam ettirmek maksadıyla, tevhit ilkesini ihlal ederek, tehlikede iştirak etmek, nimetlerde paylaşmak yerine fakirlerin zenginlerden daha önce cennete girecek şeklindeki rivayetlere sığınarak kendilerini koruma altına almışlardır.</p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/ilk-ve-gecici-evimiz.jpg" style="width: 600px; height: 352px;" /></p>

<p>Bugün Müslümanların bu zilleti yaşamalarına sebep olundu. Bilinçli ve bilinçsiz bir sosyal siyaset izlendiği tahmin edilmektedir. Bu zilleti halen göremeyen, hasta toplumun tanısını koyamayan, tehlikede iştirak edemeyen, nimeti adil paslaştıramayan, vahiy projesine isyan eden kapitalist sistem anlayışına son verilmelidir. Dünya malı adeta çakıl taşını, kardeşlik çimentosuyla karıştırıp tevhit suyuyla yoğurmak tevhidi bir dünya kurmak esastı. Ancak böyle bir kardeşlikten bahsedilebilir ve tevhidi ilke yerine getirilmiş olur. Yoksa dünya hayatına adeta razı olunmuş bireyler olarak kabukta kalmış oluruz. İman ise bu yozlaştırılmış inancı reddetmektedir. &nbsp;Müslüman bugün adeta kapitalist bir araca binmiş, ahiret yolculuğuna çıkmış, nefis atına da bir kamçı çalan süvari gibi yol almaktadır.</p>

<p>Eğer tehlikede iştirak yani *sosyal güvenlik sistemimizi iyi kuramazsak, tehlikeye uğrayanlar cehennemde yaşarlar. Allah’ın nimetini ise adil paylaştıramazsak, toplumsal barışı kuramayız. Nutuk ve nara olarak da “Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul / Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul / Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa / Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!” nakaratlarını da söyleyip dururuz.</p>

<p>Gelin İslam dininin bu medeniyet güneşini yeniden ilkeleriyle pratiğimize hâkim kılalım. Sadece yukarıda ifade ettiğim temel ilkenin pratiğe aktarılması bile birlikte yaşamın damarlarımıza kan, soluduğumuz oksijeni kadar bize heyecan katacaktır. &nbsp;Kelimeyi şehadet getirilerek İslam’a girmekle birlikte, toplu yaşamın şehadeti olan “ *tehlikede iştirak, nimette taksimat* ” ilkesinin makas değişimini bile anlasak çok şeyler değişecektir.</p>

<p>İslam dinine sadece girmekle yapığımız şehadetle tevhit sağlanamamıştır. İslam’ın birlikte yaşam projesinin şehadeti, İslam’a girip İslam’ın ilkelerinin devamı için zorunlu şartlardandır. Peygamberimizin uyguladığı bu vahiy projesi bırakın Türkiye’yi, dünyamıza yeniden adil bir düzen kurmak için bir meşale yakmış olabiliriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ne yazık ki bugün kurulan siyasi partiler, bu temel ilkeleri göz ardı ederek menfaat ve çıkar pazarına postu attıklarını görmekteyiz. &nbsp;Keşke bu minvalde bir siyasi parti kurabilmiş olsaydık. Peygamberimizin vahiy projesiyle gerçekleştirdiği tevhit yolu, hepimizin birlikte kurtuluşu olacaktır. Bizi bu kutlu yoldan çeviren tarihte çok ciddi bir sosyal siyaset izlenmiştir.</p>

<p>İslam öncesi Arap kültürünün örf ve adetlerine gerisin geri döndüğümüz unutturulmuştur. Bunu da din kavramının kültürüyle destekleyip geleneğe iman ettirilmesiyle sağlanmıştır. Bu koşullandırma ve şartlandırmalar ile beyinlerimizde 360 putu tekrar hâkim kılmışlardır. Bugün gerçek bilgiye kapalı bir zihin yapısı oluşturularak adeta putçuluğa seccade serilmiştir.</p>

<p>Sonuçta bugün her bir Müslüman bir kenarda gözyaşı dökmektedir. Artık bedenen, ruhen ve kalben yorulmuş bir İslam âlemi, can çekişirken; vahiy projesinin pratik uygulamasına derhal geçmemiz geleceğimiz açısından, hararetle ihtiyacımız bulunmaktadır. Geçici dünya hayatını ebedi dünya hayatına tercih eden bir toplum haline gelmiş bulunmaktayız. Kapitalizm gözlerimizi kör ettiğinden gerçeği göremez hale geldik.</p>

<p>Gelin birlikte yaşamın temel ilkesi<b> olan “tehlikede iştirak, nimette taksimat” </b>ki Kur’an’ın bize verdiği bu tevhit ruhunu tekrar dünyamıza hâkim kılalım. Gerisi boş söz ve insanları kandırmaktan öteye bir çözüm yolu olmayacağı açıktır. Buyurun…! <b>Er kişi niyetine</b>…! Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/kirli-dunyanin-amentusu</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Nov 2023 08:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/tehlikede-istirak.jpg" type="image/jpeg" length="73565"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam'ın ana sancağı ne? Tevhid nedir?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/islamin-ana-sancagi-ne-tevhid-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/islamin-ana-sancagi-ne-tevhid-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İslam dininde temel esas Tevhid ilkesidir. Tevhid, bütün insanlık için evrensel bir çağrıdır. Tevhid ilkesi yeryüzünde üstünlüğün sadece Allah’a ait olduğunu ifade eder.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-1.webp" style="width: 600px; height: 375px;" /></p>

<p>İSLAMI'IN ANA SANCAĞI TEVHİTTİR. ( Bu sancak düşmez)&nbsp;</p>

<p>İslam dinin temel ilkesi ve temel sancağı TEVHİTTİR . Bu ilke vazgeçilemez, terk edilemez, hak edilemez, doğuştan kazanılmış, insan olmanın gereği eşitlik &nbsp;esasına dayanır. Tevhit, doguştan hakların eşitliği yanında, bütün insanların hukuk önünde eşit olduğunun haykırışıdır.&nbsp;</p>

<p>Tevhid, bütün insanlığa genel bir çağrıdır.Tevhit üstünlüğün ancak ve ancak hukuka saygı duymada olmasını ifade eder. Tevhit, sınıfsal ayrıcalıklara son verilen bir akidedir. Yani camideki saf düzeninin sosyal hayatta pratiğe yansıtıldığı sistemin adıdır. Mu'min, kelimeyi tevhidin lafzını söyleyerek Müslüman olmaktan ziyade, manasına inanan ve pratiğe yansıtan insan demektir. Ancak teraziniz bozuksa tarttığınız &nbsp;(riba) hep boşuna olacaktır. İşte tevhit, &nbsp;sosyal hayatta bu terazinin de denk tutulması akidesini yerleştirir.</p>

<p>Öyle ki tevhid; kadın ile erkek, emek ile sermaye, zengin ile fakir, işçi ile işveren, devleti ile vatandaş, efendi ile köle gibi insan olma özelliğinde hak terazinin denk tutulması demektir.</p>

<p>Peygamberimiz Mekke’de bu tevhidi mücadeleyi verdiği için imtiyazlı Mekkeliler tevhidi kabul etmediler. Tarihten günümüze analarının hür ve eşit olarak doğurduğu insanları köle yaparak, sosyal hayatta eşit haklarla mücadele etmelerinin önü sürekli kesilmiştir.&nbsp;<br />
Zamanla insanlar köleleştirilerek sömürü düzenleri kurulmuştur.</p>

<p>Sen çalış ben yiyeyim asalak anlayış hâkim kılınmıştır. Bugün Anayasalara eğitimde, iş hayatında, sosyal hayatta fırsat eşitliği yazılsa da pratikte hiçbir ülkede bu eşitlik / tevhit sağlanmış mıdır bilemiyorum.</p>

<p>İslam, gerek sosyal hayatta tevhidi ilke edinmiş gerekse iktisadi sömürü düzeni olan riba’yı kamu düzenine bir savaş açma olarak değerlendirmiş ve insanların emeklerinin sömürülmesine hararetle karşı çıkmıştır.&nbsp;</p>

<p>Keza insanları mazlumiyet ve mağduriyetinden istifade edilerek sömürülmesine şiddetle karşı çıkmıştır. Böylece İslam’ın iktisadi alanda sömürü düzenine karşı yapılmış en ciddi hukuki (şer'i) düzenleme riba yasağı kabul edilmiştir. İslam'ın tevhit sancağı düşerse veya tevhidin anlamı yozlaştırılırsa, Müslümanların tekrar gerisin geri köleliğe döndüklerini ve esir düştüklerini ifade eder.İslam'ın kardeşliği tevhit projesinin pratiğe yansımasından geçer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sosyal hayatta tevhit dejenerasyona uğramışsa İslam'ın kardeşliğinden söz edilemez. İslam'ın kardeşliği ancak ve ancak tevhitle sağlanabilir. Aksi taktirde duygusallığın ötesine geçilemez...Müslümanlar bir zaman sonra birbirlerinin yüzüne bakamaz olurlar. Sözde kardeş olsalar da özde kardeş olamazlar. Desene sancak düşerse, vatan da düşer. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/islamin-ana-sancagi-ne-tevhid-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Nov 2023 08:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-tevhid.jpg" type="image/jpeg" length="39869"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her hak sahibine hakkını vermek!]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/her-hak-sahibine-hakkini-vermek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/her-hak-sahibine-hakkini-vermek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnsanın hukuk mücadelesi, bireylerin ve toplumların birlikte yaşama projesinin genel ilkesidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-2.jpg" style="width: 400px; height: 211px;" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HER HAK SAHİBİNE HAKKINI VERMEK...! (HUKUK DÜZENİ)</p>

<p>Bütün Peygamberlerin ve akıllı insanoğlunun öğrendiği bilgileri, pratikteki hayatına tatbik etmesi ve sonra da başkalarına aktarması zorunludur. Nitekim Kur'ân قُمْ فَأَنذِرْ&nbsp; ifadesiyle bunu veciz bir şekilde dile getirmiştir. Bu bağlamda İnsanoğlunun hayat boyu vereceği mücadelenin adı, hukuk (şeriat) mücadelesidir. Bu hukuk mücadelesi, bireylerin ve toplumların birlikte yaşama projesinin genel ilkesidir. Bu ilke ihlal edilirse kaos ortaya çıkar. Kendine faydası olmayan bilginin, başkasına faydası olması tartışılır.</p>

<p>Bu ayet bize, okuyup öğrendiğini, sosyal hayatta pratiğe yansıtmak için hukuka göre hareket etmemiz gerektiğine vurgu yapmıştır. Böylece insanlığın tevhit ilkesinin temeli atılmıştır. İslam dininin bu asli genel ilkesi olan ayet, öğrendiğini pratiğe aktarmak zorunlu olduğunu ifade etmiştir. Bütün Peygamberlerin ve kâmil akıllı insanoğlunun dünyada asli görevi, birlikte yaşam projesi olan bu tevhidi ilkeyi esas alarak, hukuk&nbsp; (şeriat) düzeni kurmaktır. Bu bağlamda her Peygamber, sosyal hayatta, vahyin belirlediği sosyal siyasete uyarak, hukuk mücadelesi vermiştir. Bilindiği gibi tevhit akidesine göre, her insan eşit yaratıldığı, doğuştan verilen eşit haklara sahip olduğu gerçeğinden hareket edilmiştir. Tevhidi sağlayamayan toplumlar, özgürlüğünü kaybetmiş köle toplumlardır.</p>

<p>Bugün her ne kadar köleliğin şekli değişmiş olsa da esasta kölelik sadece karın tokluğuna çalışan değildir. Keza kölelik mahiyet değiştirmiş olsa da başkasının kafasıyla düşünen ve gezen insan toplulukları da köleliğe örnek gösterilebilir. Bu toplumlarda bireyler, ya haksız gelir elde edilen riba / sömürüsüne maruz kalırlar ya da istibdat altında cehennemi yaşarlar. Sürü toplumların kaderi çoğunlukla böyle olmuştur. Tevhit akidesini gerçekleştirmek için öncelikle hukuki (şer’i) düzenleme yanında bu hukuki düzenlemeyi (hak ve yasa kavramını) toplumsal kabul haline dönüştürmek gerekmektedir. Toplumlarda hukuk ve yasa kavram bilinci, kolay yerleştirilememiştir.</p>

<p>Bu bağlamda tarihten günümüze menfaat ve çıkar kavgaları pek çok haksızlıklara sebebiyet vermiştir. İnsanoğlu, dün olduğu gibi bugün de hak ve hukuk kavramlarını istismar etmiş, tevhidi akideyi gerçekleştirememiş olduğundan halen sömürülmektedir.</p>

<p>Artık insanoğlu o kadar istismar edilmiş ki bugün insanların sözleri doğru bile olsa güvensizlik hat safhaya çıkmıştır. Desene insanların zihinlerinde hak ve hukuku yerleştirmek toplumlar için kolay olmayacaktır. Bunun için “ ehlisünnet yöntemi ” ve “ ehlü’l hal ve’l akd ” ilkelerine hararetle ihtiyacımız bulunmaktadır. Dün ahirete inanç kavramıyla, bu haksızlıklar önlenmeye çalışılmış olsa da bugün bu ahiret inancı zayıfladığından çoğu kez dünyada yaptırımı olmamaktadır.</p>

<p>Bugün karşılığını ahirette alırsın yaygın bir yaptırım söz konusu olmuştur. Hesapları ödemek ahirete kalmıştır. Bugün hükmün ahirete ertelenmesi kararı, suç tekerrür etse de halen devam etmektedir.</p>

<p>Hemen her Peygamber, cehaletle ve hukuk mücadelesi vermek için yeryüzünde görevlendirilmişlerdir. Her akıllı insanın görevi de bu iki genel mücadeleyi vermek zorundadır. İnsanlar doğuştan eşit haklarla doğdukları kabulü yanında, adil bir düzen kurmaları için tevhidi bir anlayışı hâkim kılmak sorumluluğunu yüklenmişlerdir.</p>

<p>Tarihten günümüze cehaletle mücadele ve hukuk (şeriat) mücadelesi verilmiştir. Toplu yaşam için önerilen hukuk kurallarına Arapçada şeriat bugün ise hukuk kavramı kullanılmış, insanı merkeze alarak, hakça bir adil düzeni hedeflenmiştir.</p>

<p>Bugün Müslümanlar arasında kavram dövüşleriyle maddi savaştan daha büyük tahribatlar yapılmıştır.&nbsp; Cehaletin tahsili yapıldığı toplumlarda tuz kokmuş ve tevhidi terazi çoktan bozulmuştur.</p>

<p>Oysa İslâm dininin hükümlerinin bir kısmı dinin özünü, değişmez sabitelerini, genel geçerlerini oluşturur. Bunlar insanlığın temel ve evrensel ilkeleri olup nas (sübut ve delaleti katî) olarak ifade edilirler. Nasların sübutu katî, delâleti hükümlere kati olabileceği gibi zannî de olabilir. Nasların sübutu ve delâleti katî olan hükümlerinin her türlü yoruma kapalıdır.</p>

<p>Bu bağlamda şayet naslardaki lafzın birden fazla manaya delâleti yoksa yani tek manaya geliyorsa bu nassın hükme delâleti kesindir. Ancak nassın hükümlere delâleti zannî olanlar ise nassın lafızlarının yorumlanmasında birden fazla ihtimalin bulunup bulunmaması diğer bir deyişle birden fazla manaya açık olup olmayışına yani çeşitli şekillerde tefsir ve tevil edilebiliyorsa o ayetin hükme delâleti zannîdir.</p>

<p>Nassi katî ve nassı zannî meselesi âlimler arasında halen problem olmaya devam etmektedir. İçtihatların nas gibi görüldüğü toplumlarda işler daha da karmaşık hal almıştır. İslam, her insanın ve devletin, hakkı olanı, hak sahibine vermeyi emretmiştir ki bunun adı da günümüzde hukuktur. Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/her-hak-sahibine-hakkini-vermek</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 21:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/hukuk.jpg" type="image/jpeg" length="85430"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ötekini cehennem görme!]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/otekini-cehennem-gorme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/otekini-cehennem-gorme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batılı, İslam dünyasını doğulu ve hep öteki gördü. Ötekinin yerinin cehennem olduğuna inandı.
Ne bedenine ne de ruhuna özgürlük tanıdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><img alt="prof dr hadi sağlam (4)" class="img-fluid detail-photo" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 400px;" / width="300" height="222"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ÖTEKİNİ CEHENNEM GÖRME…!<br />
لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ<br />
&amp; Batılı, İslam dünyasını doğulu ve hep öteki gördü.<br />
&amp; Ötekinin yerinin cehennem olduğuna inandı.<br />
&amp; Ne bedenine ne de ruhuna özgürlük tanıdı.<br />
&amp; Oysa tarihten ders alınmalıdır fakat tarihte kalınmamalıdır.<br />
&amp; Hani derler ya &nbsp;tarih insanlığın ortak hafızasıdır.<br />
&amp; Tarih boyunca insanoğlu birlikte yaşam formülleri üretmişlerdir.<br />
&amp; İnsanlığın anlaşabileceği tek formül “ tehlikede iştirak, nimette taksimat” formülüdür.<br />
&amp; Bu ilke bütün dinlerin ortak tevhit ilkesidir.<br />
&amp; Tevhit dini, İslam’dır.<br />
&amp; Bütün dinlerin ortak adı İslam’dır.<br />
&amp; İslam dininin birlikte yaşam projesi “ tehlikede iştirak, nimette taksimat” tevhidi temel ilkesidir.<br />
&amp; Tarihteki bütün problem Doğu ve Batı meselesi de değildir.<br />
&amp; Zaman zaman beyaz adamın yükü ağır olmuştur.<br />
&amp; Zaman zaman siyah adamın yükü ağır olmuştur.<br />
&amp; Zaman zaman beyaz adam cehennemde yaşamıştır.<br />
&amp; Zaman zaman siyah adam cehennemde yaşamıştır.&nbsp;<br />
&amp; Oysa İslam dini kendi dışındakilere asla öteki gözüyle bakmamıştır.<br />
&amp; Tüm dini değerleri, evrensel değerler görmüştür.<br />
&amp; Bunları insanlığın ortak değeri saymıştır.<br />
&amp; Câmi, Sinagog ve Kilise üçlüsünü İslam medeniyetinin bir parçası yapmıştır.<br />
&amp; Her âdet, gelenek ve kültür formlarını insanlığın ortak mirası görmüştür.<br />
&amp; Tarihten günümüze hep ötekiler kurban edilmiştir.<br />
&amp; İslam dünyası kendi değerlerine dayanarak örnek bir gelecek inşa etmesi kaçınılmazdır.<br />
&amp; Herkesin kendi kalarak ortak değerde buluşulması gereken bir evrensel hukuk sistemi kurulmasına hararetle ihtiyaç bulunmaktadır.<br />
&amp;Umarım yeni yapılacak Anayasa bu temel ilkeyi esas alır.<br />
&amp; Adil, katılımcı ve eşitlikçi bir dünya düzeni kurmanın ilk adımını atmış oluruz.<br />
&amp; Herkesin aynı şekilde düşünüp yaşaması &nbsp;beklenemez.<br />
&amp; Farklı görüşlerin bir arada yaşaması esastır.&nbsp;<br />
&amp; Nakıs bir anayasa değil kamil anayasa yapılmalıdır.<br />
&amp; Nakıs bir devletten kamil bir devlete yol alınmalıdır.<br />
&amp; İyilikte yarışan toplumlar projesi inşa edilmesi insanlık adına bir kurtuluştur.<br />
&amp; Farklı düşüncelerin bir arada yaşaması için adil bir anayasa ve hukuk düzeni kurulmasına hararetle ihtiyaç bulunmaktadır. Saygılarımla.</p>

<p>Prof Dr Hadi Sağlam</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Mehmet Yaşar Çiçek</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/otekini-cehennem-gorme</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/cehennem.jpg" type="image/jpeg" length="56838"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam Hukuk’unun yürürlük kaynakları! Örf ve Adetler midir?]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/hukukun-yururluk-kaynaklari-orf-ve-adetler-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/hukukun-yururluk-kaynaklari-orf-ve-adetler-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Örf ve Adet Kuralları, İslam hukuku ve idari hukuk açısından önemli yazısız kaynaklardan biri olarak edilmektedir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="prof dr hadi sağlam (4)" class="img-fluid detail-photo" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-4.jpg" style="width: 600px;" / width="300" height="222"></p>

<p><b>İSLAM HUKUKUNA YÜRÜRLÜK SAĞLAYAN HUKUKUN KAYNAĞI ÖRF VE ADETLER MİDİR? </b></p>

<p>İslam hukukuna yürürlük sağlayan en önemli yazısız kaynaklardan biri, toplumların genel kabulleri olan örf ve adetlerdir. İslam’daki şer’i hükümlerin ekserisiniz kaynağı, bu teâmüller yani örf ve adetler oluşturmuştur. Öyle ki <b>h</b><b>ı</b><b>rs</b><b>ı</b><b>zl</b><b>ı</b><b>k, zina ve iftira cezas</b><b>ı</b><b> olan celde, e</b><b>ş</b><b>kıyal</b><b>ı</b><b>ktaki </b><b>ç</b><b>apraz el ve ayak kesimi, mehir, ila, zihar, lian </b>gibi pek çok İslam öncesi Araptoplumlarının örf ve âdetini, İslâm yasal düzenleme yaparak devam ettirmiştir. Sonuçta şer’i hukukun kaynağı da örfi hukuk mudur?</p>

<p>İslam dini, örf ve adetlere, toplumların genel kabullerine bakışını yansıtması açısında bu yaklaşım tarzının örneklik açısından çok önemlidir. Bu yöntem, İslam dininin, indiği toplumun örf ve adetleri konusunda nasıl bir yol izlediği konusunda ufkumuzu açmaktadır. Yoksa genel anlamıyla hukuk, bir örf ve adet, teâmül &nbsp;hukuku mudur?</p>

<p>Bu sosyal teamüllerin İslam’ın ilkelerine uygun olanını İslam onamış, uygun olmayanınayol vermiştir. İslam dini toplumların sosyo-kültürel yapısını dikkate almadan bir yasal düzenleme yapmış mıdır? Yoksa var olan örf ve adetleri ibka, ilga, veya tağyir mi etmiştir. Örf ve adet kuralları dışında yeni hukuk kuralları koymuş mudur? Bu bağlamda örf ve adet konusunda bir doktora çalışması yaptırmaktayım.</p>

<p>&nbsp;Sonuçta İslam, İslam öncesi toplumların genel kabullerini ve tecrübelerini ya ibkâ veya ilgâ ya da islah ederek devam ettirmiştir. Desene İslam, toplumların genel kabullerini ve tecrübelerini dikkate almış, onları yeni hükümlerle karşı karşıya bırakmamıştır.</p>

<p>Üst norm olarak Allah (cc), Kur’an’da ‘örf<b> ile h</b><b>ü</b><b>kmet</b><b>’</b> buyurmaktadır. Keza “<b>zaman</b><b>ı</b><b>n de</b><b>ğ</b><b>i</b><b>ş</b><b>mesiyle, h</b><b>ü</b><b>k</b><b>ü</b><b>mler de</b><b>ğ</b><b>i</b><b>ş</b><b>ir</b>.”<b>“ö</b><b>rf ile tayin, nas ile tayin gibidir.</b>” “<b>örf ve adet, hüküm koyucudur.</b>” desene bu ilkelerden hareketle, kimi yasa koyarken örfü yani ortak aklı esasalmıştır, kimi de naslardaki örf üzerine bina kılınan şer’i hükümlerde kalmıştır.</p>

<p><img alt="İslam dini kavramlar 3" class="img-fluid detail-photo" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-dini-kavramlar-3.jpg" style="width: 600px;" / width="860" height="500"></p>

<p>Hani Ebu Yusuf ‘<b>bir nass, </b><b>ö</b><b>rf </b><b>ü</b><b>zerine bina kılınmı</b><b>ş</b><b>sa; o </b><b>ö</b><b>rf</b><b>ü</b><b>n de</b><b>ğ</b><b>i</b><b>ş</b><b>mesiyle o nass</b><b>ı</b><b>n h</b><b>ü</b><b>km</b><b>ü</b><b> de de</b><b>ğ</b><b>i</b><b>ş</b><b>i</b>r’ buyurmuştur. Desene örf ve adetler, Müslümanların yasal düzenlemelerle, dünyaya hâkim olacakları adil bir düzen kuracakları“<b>K</b><b>ı</b><b>z</b><b>ı</b><b>l elma</b>” veya “<b>g</b><b>ö</b><b>kku</b><b>ş</b><b>a</b><b>ğ</b><b>ı</b>” gibidir.</p>

<p>Örf ve âdetler, toplumun teâmül haline getirdiği gelenekler ile ihtiyat haline getirdiği söz yahut fiil olarak üzerinde yürüdüğü sosyal normlardır. Fâkihlerce örf ve âdet, aynı anlamda kullanılmıştır. Sosyal normlar, hukuk normunun temelini teşkil ettiği görülmektedir.</p>

<p>&nbsp;Nitekim Kur’ân örfü, hukuk kaynağı olarak benimsemiştir. “<b>Ö</b><b>rf ile h</b><b>ü</b><b>kmet</b><b>”</b>( Âraf 7/199) ayeti bu konuda temel ilke kabul edilir. Örfün, sosyal bir norm olduğu, hukukun da sosyal hayatın bir formu olduğu dikkate alınırsa örf ile hukuk arasında derin bir ilişkinin bulunduğu görülür. Örfün bir sosyal norm niteliği taşıması itibariyle örflerden teâmül hukuku (pratikteki hukuk) meydana gelmiş olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Temel kaynakların hukukî düzenlemelerinde, sosyal realitenin ve insanların alışkanlıklarının göz ardı edilmediği, köklü değişikliklerde tedricilik metodunun uygulandığı, kendi ilkelerine ters düşmeyen örfî kurum ve kuralların isekorunduğu görülür.</p>

<p>&nbsp;Klasik İslâmî kaynaklara baktığımızda, Sahabe ve fukahânın kararlarında örfün büyük etkisi vardır. Eldeki tarihi bilgilere göre sahabe döneminde İslâm’dan önce geçerli olan birçok sosyal örf ve âdetleri devam ettirmekle kalmamış, bazı faydalı yabancıâdetleri de benimseyerek uygulamışlardır.</p>

<p><img alt="İslam Dini Kavramlar 2" class="img-fluid detail-photo" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-dini-kavramlar-2.jpg" style="width: 600px;" / width="860" height="500"></p>

<p>Bizzat Peygamber (sav) vahyin mesajına ve ruhuna aykırı düşmeyen bazıİslâm öncesi âdetlerin geçerliliğini tanımış olduğundan bu, onlara göre son derece tabii bir uygulamaydı. Kabul edilen örfî geleneklerin en önemlilerinden bazıları, âkile, kâsame, mudârabe vb gibi müesseselerdir. Klasik fıkıh kitapları içerisinde yer alan ve geçmiş dönemlerde devletin müdahalesinden bağımsız olarak oluşan hukuka, “<b>ş</b><b>er</b><b>’î</b><b> hukuk</b><b>”</b><b>,</b> padişahların emir ve fermanlarıyla oluşan hukuka da “<b>ö</b><b>rf</b><b>î</b><b> hukuk</b><b>”</b> adı verilmiştir.</p>

<p>&nbsp;O halde örfî hukuk, bir kanun ve teâmüller hukukudur. Örfi-teâmül hukukun teşekkül tarzı, şer’î hukuktan farklıdır. Bu hukukun oluşum nedeni ise, içtihat kapısının kapandığı yaygın bir kanaat olarak kabul edildiği dönemlerde, bu boşluğu doldurmak maksadıyla örf ve âdete dayanarak devlet adamlarının, sosyal siyaset alanındaki maslahat gerekçesiyle verdikleri emir ve iradelerine dayandırılmasıdır.</p>

<p>Örfün üzerine bina kılınan hükümler, örfün değişmesiyle bu hükümler de değişir. Zira “örf ile tayin, nass ile tayin gibidir.” (Mecelle Md. 45) Mecellede yer alan genel kaidelere bakıldığında, örf ve âdetin nass gibi bir delil olduğu görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genel kaide, örfen konulan şartların sanki sözleşmeyle konulmuş gibi tarafları bağlayıcı olduğu kabul edilmiştir. Genel kaideyi özelleştirmek için örf ve âdet yeterlidir. İslâm hukukunda hakkında sarih nass bulunmayan konularda, örf ve âdet genel İslâmî esaslara aykırı olmadığı sürece, konu ile ilgili hükmün tespiti hususunda belirleyici ve bağlayıcı olmaktadır.</p>

<p>Görüldüğüüzere, örf ve âdet, gerek yasama gerekse yürütme(fetva) ve yargı açısından İslâm hukukunun verimli kaynaklarından birini teşkil etmektedir. İslâm hukukunun temel kaynakları ve fakihler tarafından örfe böyle değer verilmesi, İslâm hukukunun dinamizmini onun her yerin ve zamanın ihtiyaçlarını karşılamaya elverişli zengin bir hukuk olduğunu gösterir.</p>

<p>&nbsp;Neticede klasik metotların ve özellikle örf ve âdetin, nassla çelişmediği müddetçe, sosyal hayatın bir dinamizmi olduğu genelde kabul gören bir fenomendir. Bununla birlikte ileri dönem fıkıh usulü literatüründe örf ve âdet hukukun yardımcı bir kaynağı olarak ele alınmıştır.</p>

<p>Fâkihlere göre bir toplumdaki örf ve âdetin geçerliliği için onun yaygın ve sürekli olması, nassların lafzına ve ruhuna yani İslâm hukukunun temel ilkelerine aykırı düşmemesi gerekir. Bu şartları taşıyan örfe sahih örf, taşımayana da fâsit örf adı verilir. Örf ve teâmüllerin belli kıstaslar dâhilinde İslâm hukukunun her zaman önemli bir yürürlük kaynağı olmuştur. Saygılarımla Prof&nbsp;Dr Hadi Sağlam</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/hukukun-yururluk-kaynaklari-orf-ve-adetler-midir</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Nov 2023 19:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-hukuku-orf-ve-adet.jpg" type="image/jpeg" length="80619"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İslam hukukunda Maliki yönergesi! İstislâh günümüzde anlamı]]></title>
      <link>https://www.erzincannet.com/islam-hukukunda-maliki-yonergesi-istislah-gunumuzde-anlami</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.erzincannet.com/islam-hukukunda-maliki-yonergesi-istislah-gunumuzde-anlami" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstislâh, faydalı olanı elde etmek, zararlı olanı defetmek gibi manalara gelmektedir. Ayrıca kamu yararının gözetilmesi ve ihtiyaca binaen çözümler üretmektir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p align="center"><img alt="prof-dr-hadi-sağlam-2" class="img-fluid detail-photo" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/07/prof-dr-hadi-saglam-2.jpg" style="width: 600px;" / width="1140" height="600"></p>

<p><b>İSLAM HUKUKUNA YÜRÜRLÜK SAĞLAYAN MÂLİKİ YÖNERGESİ ( İSTİSLAH)</b></p>

<p><b>İstislâh</b> (maslahat-ı mürsele); faydalı olanı elde etmek, zararlı olanı gidermek manasına gelip, klasik ifadeyle “<b>celbi menfaat, defi mazarat”</b> tabiri ile ifade edilmektedir. Maslahat, (kamu yararı için en iyi çözümü aramak) hukuk kuralları ile sosyal olgular arasında dengenin kurulmasına, nassların ilke ve amaçları ile kamu yararının birlikte gözetilmesine ve bu uyum içerisinde çözümler üretilmesine imkân vermekte olduğundan fıkıh usulünde fevkalade öneme sahiptir.</p>

<p>&nbsp;Ancak, nasslarda tüm olayların hükmü özel olarak belirlenmiş olmadığı için karşılaşılan yeni olayların imkân varsa kıyas yoluyla, kıyasın mümkün olmadığı durumlarda nasslardan çıkan genel ilkelere göre hükme bağlanmasına ihtiyaç vardır. Hüküm koymaktan maksat ise insanlara fayda sağlamak, onları zarardan korumaktır.&nbsp;</p>

<p>Hiç şüphesiz zamanın değişmesiyle yeni yeni maslahatlar ortaya çıkar ve bu maslahat çevreden çevreye, bireyden bireye, toplumdan topluma ve devletten devlete de farklılıklar gösterir. Yenilenen ihtiyaçlar dikkate alınmaz, bunlara uygun olan çözümler getirilmez ve şer’i delilin muteber saydığı maslahat karşısında hiç bir hüküm konulmazsa insanların pek çok hakları kayba uğrar, onlara darlık ve sıkıntı verilmiş olur.</p>

<p>Aynı zamanda bu durum, İslâm hukukunun dinamizminin kaybolmasına, hayattaki yeni gelişmelere ayak uyduramamasına yol açar. Bu ise dini hükümlerde ortak gaye olan insanlara faydalı olanı gerçekleştirme, zararlı olanı giderme hedefi ile bağdaşmaz. Diğer taraftan herkesçe kabul edilen İslâm hukukunun bütün zaman ve mekânların ihtiyaçlarını karşılayabilecek, gelişmeye elverişli bir hukuk sistemi olma özelliğine de ters düşer.</p>

<p>Maslahatta hüküm,&nbsp; doğrudan doğruya maslahat düşüncesine dayandırılmış olup bu metot İmam Mâlik tarafından sıkça kullanılan rey ve içtihat yöntemidir. Bu bağlamda “İmam Mâlik’in fıkhın onda dokuzu istih- sandır” derken maslahatı kastetmiştir. Nitekim daha sonra Şâtibî, felsefesinde(dinin esas amaçlarını) inanç, hayat, düşünce, nesil ve malın korunması şeklinde formüle ederek problemlerin çözümünde maslahat metodunu esas almıştır.</p>

<p><img alt="Akıl - Vahiy" class="img-fluid detail-photo" src="https://erzincannetcom.teimg.com/erzincannet-com/uploads/2023/11/akil-vahiy.jpeg" style="width: 600px;" / width="581" height="423"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şâtıbî’nin ortaya koyduğu bu genel maslahat teorisinden etkilenen bir kısım fakihler, daha da ileri giderek, şeriatın amaçlarını zaruriyyât, haciyyât ve tahsiniyyât kategorilerine ayırmışlardır. Bu bağlamda şayet şer’i bir hüküm/nass genel bir maslahatla çelişirse, genel maslahat tercih edilmelidir yargısına varmışlardır. Zira bu son düşünceye göre zaten nasslar, aslında bu maslahatları (din, can, akıl, nesil ve mal ) korumak için gelmiştir.</p>

<p>Hz. Ömer’den itibaren Kur’ân’ın toplanmasıyla başlayıp miras hukuku ile ilgili içtihatlarla, divanların teşekkülü, âkile prensibindeki değişiklikler, sevad arazisinin mülkiyetinin devlete bırakılması, müellefe-i kulübün paylarının ödenmemesi, kıtlık yılında hırsızlara haddin uygulanmaması, kayıp develerin korunmasıyla ilgili olarak Hz. Osman ve Hz Ali’nin değişik bir metot uygulamaları, bir lafızla üç talakın geçerli sayılması gibi hükümlerdeki değişmeler,</p>

<p>Şâri’nin maksadından ayrılmamak kaydıyla maslahat yöntemi işletilerek İslâm hukukunun her çağa içtihat yoluyla hitap edilebileceğini göstermiştir. İslâm hukukunda teşri kılınan hükümlerle gerçekleştirilmek istenen belli maksatlar vardır. Hiçbir hüküm amaçsız olarak teşrî kılınmamıştır. Söz konusu hükümlerle, kulların dünya ve ahret saadetini yakalamaları en başta gelen amaçtır. Kendilerinde bulunan maslahat veya mefsedetten dolayı elde edilmesi ya da uzaklaşılması amaçlanan şeylere makâsıd denir. Vesâil ise; makâsıddan olan şeylerin gerçekleştirilmesi kendilerine bağlı olan şeylere denir. Başka bir ifadeyle Vesâil, makâsıda ulaştıran yollardır.</p>

<p>Makâsıd değişmez, sabit bir görünüm arz ederken, Vesâil esnek bir yapıya sahip bulunmaktadır. Bu durumda değişmenin sahasını <b>“Vesâil</b>” türünden ahkâm teşkil edecektir. Maslahat yöntemi, İslâm hukukunun dinamizmine katkı sağlayan önemli içtihat metotlardan biri olarak güncelliğini korumuş ve hala da önemli bir dinamizm ilkesidir.</p>

<p>Ahiret saadeti vadeden İslam’ın ilke ve amaçlarının gözetilmesidir. Zira hüküm koymadan maksat, insanlara fayda sağlamak ve onlardan zararı def etmektir. Bütün semavi dinlerin tek amacı (<b>din, can, akıl, nesil ve mal gibi</b>) bu beş temel maslahatı korumaktır<b>. </b>Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>&nbsp;</i></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AKADEMİK YAZILAR, GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.erzincannet.com/islam-hukukunda-maliki-yonergesi-istislah-gunumuzde-anlami</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Nov 2023 07:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://erzincannetcom.teimg.com/crop/1280x720/erzincannet-com/uploads/2023/11/islam-maliki-yonergesi-istislah.webp" type="image/jpeg" length="63166"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
