Erzincan, tarih boyunca yalnızca devlet adamları, âlimler ve sanatçılar değil, sazıyla ve sözüyle Anadolu’nun hafızasına iz bırakan büyük âşıklar da yetiştirdi.
Bu isimlerden biri de Çayırlı topraklarından çıkan Âşık Beyhanî.
Asıl adı İbrahim Engin olan Beyhanî, 1933 yılında Erzincan’ın Çayırlı ilçesinde dünyaya geldi. Kaynaklarda doğum yeri konusunda farklı ifadeler bulunuyor; yaygın biyografiler onu Eski Esperek, bugünkü adıyla Verimli köyüyle ilişkilendirirken, bazı kaynaklarda Verimli’ye yakın Gamga/Goma köyünde doğduğu belirtiliyor. Ancak kaynakların ortaklaştığı nokta, Beyhanî’nin Çayırlı ve Erzincan kültür çevresinden yetiştiği.
İlk Sazını Amcasından Öğrendi
Beyhanî’nin sanat yolculuğunda ilk önemli isim amcası Rıza Efendi oldu.
Kabak kemane, kemençe ve bağlama çalan Rıza Efendi’den sazın temel inceliklerini öğrenen Beyhanî, daha sonra hayatını değiştirecek isimle tanıştı:
Âşık Davut Sularî.
Henüz 14 yaşındayken babası tarafından Davut Sularî’nin yanına gönderilen Beyhanî, usta-çırak geleneğinin en çarpıcı örneklerinden birini yaşayarak sazda ve sözde kendisini geliştirdi. Davut Sularî’nin biyografisinde de Beyhanî, Sularî’nin yetiştirdiği önemli âşıklardan biri olarak anılıyor.
14 Yaşında Anadolu’dan Suriye, Irak ve İran’a
Beyhanî’nin hayatındaki en dikkat çekici dönemlerden biri, çocuk yaşta çıktığı uzun yolculuk oldu.
Davut Sularî ile birlikte Suriye, Irak ve İran gibi ülkeleri dolaştı. Bu yolculuk, onun yalnızca saz ustalığını değil, dünyaya bakışını da şekillendirdi.
Kaynaklarda, yolculuk sırasında zaman zaman büyük yokluklar yaşadıkları ve dokuz gün yalnızca hurmayla geçindikleri aktarılıyor. İki yılın ardından dönen genç Beyhanî'nin artık daha olgun, daha deneyimli bir âşık haline geldiği anlatılıyor.
Bu seyahatlerin ardından kendisine “Nedir bu durum?” diye sorulduğunda verdiği ifade de onun sanat anlayışını özetleyen sözlerden biri oldu:
“Âşıklık bir dad-ı haktır.”
Gurbeti, Aşkı ve İnsan Sevgisini Sazına Taşıdı
Beyhanî'nin şiirlerinde ve deyişlerinde gurbet, sevda, tasavvuf, insan sevgisi ve dünyanın geçiciliği önemli yer tuttu.
İrticalen, yani doğaçlama çalıp söyleme konusunda güçlü bir yeteneğe sahip olduğu aktarılıyor. Vefatından sonra kardeşi tarafından derlenen şiirlerinin kitaplaştırılması da onun sözlü kültür içerisindeki üretiminin ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.
Beyhanî'nin bugün bilinen eserleri arasında “Kirpiklerini Ok Eyle”, “Yolumuz Gurbete Düştü”, “Benim Gibi”, “Sürüne Sürüne” ve “Bir Daha” gibi eserler bulunuyor.
“Kirpiklerini Ok Eyle” Erzincan’dan Türkiye’ye
Beyhanî'nin en bilinen eserlerinden “Kirpiklerini Ok Eyle”, Türk halk müziği repertuvarında da yerini aldı.
Nota arşivlerinde eser, Erzincan yöresi – Âşık Beyhanî bilgisiyle kayıtlı ve Ali Ekber Çiçek tarafından kaynak kişi/aktarıcı bilgisiyle ilişkilendiriliyor.
Bu durum, Çayırlı'da doğan bir ozanın sözlerinin ve ezgilerinin, yıllar sonra Türkiye'nin ortak müzik hafızasının parçası haline geldiğini gösteriyor.
Muhlis Akarsu ile Aynı Kültür Halkasında
Beyhanî'nin eserlerinin başka önemli sanatçılar tarafından da seslendirilmesi, onun etkisinin yalnızca kendi dönemiyle sınırlı kalmadığını gösteriyor.
Beyhanî'nin “Bir Daha” adlı eseri, Muhlis Akarsu ile de ilişkilendiriliyor. Eser kayıtlarında söz/şair bilgisi Âşık Beyhanî ve Muhlis Akarsu olarak yer alıyor.
Bu durum, Erzincan ve çevresindeki âşıklık geleneğinin farklı kuşaklar arasında nasıl bir kültür aktarımı oluşturduğunu da ortaya koyuyor.
Usta Âşıkların Gözünde Beyhanî
Beyhanî'nin değerini en iyi anlatanlardan biri, kendisiyle aynı kültür çevresinde bulunan Âşık Daimî oldu.
Daimî'nin Beyhanî için yazdığı şiir, onun dostları arasındaki yerini de gösteriyor:
“Beyhani'yi çok severim
Yolu yol olduğu için…”
Şiirin devamında Daimî, Beyhanî'nin ahlakına, insanlara verdiği değere ve gönül dünyasına vurgu yapıyor.
Bu şiir, Beyhanî'nin yalnızca iyi bir saz ve söz ustası olarak değil, kişiliğiyle de çevresinde iz bırakan bir ozan olarak hatırlandığını gösteriyor.
İstanbul’a Gitti Ama Erzincan’ı Sazında Taşıdı
1954 yılında evlenen ve dört çocuk sahibi olan Beyhanî, askerlik görevinden sonra 1960'lı yıllarda İstanbul'a yerleşti.
İstanbul'da çeşitli işlerde çalışırken sanatını da sürdürdü. Hacı Bektaş ve Pir Sultan Abdal gecelerine katıldığı, âşıklar ve halk müziği çevreleriyle bağını koruduğu aktarılıyor.
İstanbul'a yerleşmiş olsa da onun eserlerinde gurbetin, memleketin ve insanın izleri yaşamaya devam etti.
38 Yaşında Hayata Veda Etti
Beyhanî'nin hayatındaki en büyük trajedi ise sanatının henüz olgunlaşmaya başladığı bir dönemde geldi.
1971 yılında rahatsızlanan ozan, önce romatizma şüphesiyle tedavi gördü. Daha sonra böbrek yetmezliği teşhisi konuldu.
17 Ağustos 1971'de, henüz 38 yaşındayken İstanbul'da hayatını kaybetti. Mezarı Kağıthane'de bulunuyor.
Arkasında ise kısa bir ömre sığmayacak kadar büyük bir kültür mirası bıraktı.
Erzincan'ın Çayırlı'sından Türkiye'nin Türkü Hafızasına
Âşık Beyhanî'nin hikâyesi aslında Erzincan'ın âşıklık geleneğinin de hikâyesi.
Çayırlı'nın köylerinden başlayan bir yolculuk; Davut Sularî'nin ustalığı, Suriye-Irak-İran yolları, İstanbul'daki âşık meclisleri ve Türk halk müziği repertuvarı üzerinden Türkiye'nin ortak kültür hafızasına uzandı.
Bugün onun eserleri farklı sanatçılar tarafından seslendirilmeye devam ediyor. Çayırlı'dan çıkan 38 yıllık bir ömür, ölümünün üzerinden geçen 55 yıla rağmen sazın ve sözün içinde yaşamayı sürdürüyor.
Belki de Âşık Beyhanî'yi Erzincan açısından önemli kılan asıl nokta tam da burada:
O, Çayırlı'dan çıktı; ama türkülerle memleket sınırlarını aştı.





