Acıların Çocukları, Umudun Mirasçılarıdır

“Acının terbiyesinden geçmeyen ruh, kemale ermez.” “Bizi büyüten nimetler değil, yaşadığımız çilelerdir.”

Abone Ol

EY NEBİ…! SEN GİTTİN GİDELİ KIŞTA KALDIK, ÜŞÜYORUZ
1. Bir Bela Tünelinin Ağır İmtihanı
Ey Nebi…! Sen gittin gideli kışta kaldık, üşüyoruz. Çünkü acı çekmeyenin eğitilmesi, insan olması mümkün olmamıştır. Acılar insanları olgunlaştırır; çocukluktan kemale, hevadan hikmete taşır. Naslar buyuruyor: “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara, 214) “Onlara öyle sıkıntılar, sarsıntılar geldi ki; sonunda peygamber ve yanındaki müminler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ dediler. İşte o zaman yardım geldi.” مَتَى نَصْرُ اللَّهِ – Allah’ın yardımı ne zaman? Medeniyetin, hukukun, insanlık bilincinin en ağır çilesini Peygamberler çektiler. Çilesiz insan hamdır, çilesiz medeniyet eksiktir. Tarihteki çilehaneler bunun sembolüdür. Bugün de acıların eğittiği, sessiz gurbet çocukları var. Demek ki insanı insan yapan acıdır; çile, insanın ikinci anasıdır. Soğuğu hissetmeyen, güneşin kıymetini bilmez. İmtihan, insanı arındıran görünmez bir rahmettir. Kışın öğrettiği sabır, baharın vaadidir.
2. Acıların Çocukları, Umudun Mirasçılarıdır
Acıların çocukları suskun ama dirençlidir; sarsılır ama yıkılmaz. Her düşüşleri yeni bir dirilişe gebedir. Bugün eğitimin yerini acılar mı aldı bilemiyorum; ama acıların eğittiği toplumlar medeniyetin zirvesine çıkmıştır. Tarihin bütün ıslahçıları acının rahminde doğmuştur. Hz. Yusuf kuyudan, Musa Firavun’dan, Peygamberimiz zulümden medeniyet doğurmuştur. Belki de derman ararken derde gark olduk. Bugün insanlığın en büyük trajedisi, acıya bile “anestezi” yapılması; kalplere narkoz verilmiş, vicdanlar uyuşturulmuştur. Çile çekmeyen toplum merhamet üretemez. Acı, insanı kırmaz; şekillendirir. Düşenin ayağa kalkması için önce yürek gerekir. Acıların çocukları ağlamaz; tarih onların gözyaşlarını yazar.
3. Ya Resûlallah! Sen Gittin Gideli Yetimler Çoğaldı
Ya Resûlallah…! Sen gittin gideli yetimler çoğaldı, yürekler yetim kaldı. Yalnızlığı dost bilen, acıyı yoldaş edinen bir nesil olduk. Başını öne eğip sabredenler, gündüz gülüp gece gizli gizli ağlayanlar; kışta donan dallar gibiyiz Ey Nebi. Umudun toprağına düşen nice tohumlar soğuğun zulmünde filizlenemedi. Nice gençler umut yoluna düştü, umutlarını yolda kaybetti. Selam sana Ey Nebi… Selam sana Muhammed (sav). Bugün dünden çok daha muhtacız sana. Anladık ki taşa tohum ekilmezmiş Ey Nebi. Yetim, sadece babasız kalana değil; ümidi kaybolana denir. Yalnızlık, müminin çilesi değil, imtihanıdır. Dünyanın bütün üşüyen kalpleri, senin sıcaklığını arıyor Ey Nebi.
4. İnsanlık Üşüyor, Çare Sensin Ya Resûlallah
Ya Resûlallah…! Sen gittin gideli kışta kaldık; insanlar bakışlarını uzaklara çevirdi; uzaklardan ses gelmeyince umudu bırakıp uzaklara yürüdüler. Bugün tüm insanlık ağlıyor; kimi açlıktan, kimi yalnızlıktan, kimi adaletsizlikten kanıyor. Sevdiğimiz insanlara bile sözümüz geçmiyor; birbirimizi duymadığımız bir çağdayız; sesimiz var, yankımız yok. Sevginin bile bağışı yapılır mı bilemiyorum; insanın kalbinden ticaret geçti mi orada artık rahmet durmaz. İnsanlık, aklı ilerletti ama kalbini kaybetti. Kalplerin soğuğu, mevsimlerin soğuğundan ağırdır. Sözler ısınmadıkça bedenler ısınmaz.
5. Medeniyetin Kışında Üşüyen Ruhlar
Her gün bir önceki günü arzulayan duyguların içindeyiz; sanki gönüllerimizin fay hattı kırılmış, ruhumuzda deprem var. Musibet dalgaları kıyılarımıza vurdukça umutlar geri çekiliyor. Mustazafların derdine derman bulan kalmadı. Zübeyr bin Avvâm gibi kimse “yaralarımı gördünüz mü?” diye sormuyor; kimse duymuyor, kimse anlamıyor. Yaralı toplumlar ağlamaz, sessizce tükenir. Desene biz bugün madde üretmekten çok kutsal kelime ürettik ama insan yetiştiremedik. Ruhlar üşürse, şehirler karanlığa gömülür. Kırılmış kalplerin üstüne inşa edilen medeniyet ayakta durmaz. Yaralarımızı gizledikçe insanlığımızı kaybettik.
6. Kardeşliğin Kayıp Ruhu
Ey Nebi…! Hani biz bir ailenin çocuklarıydık; tasavvufta, tarikatta, cemiyette “ben” değil “biz” idik. İyide kötüde, günah ve sevapta birbirimizin aynasıydık. Kardeşinde yok olup tevhid olmuştuk. Ama şimdi herkes kendi adasında bir kral, kendi kalbinde bir sığınmacı. Hani buyurmuştun ya: “Birbirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz.” Biz artık birbirimizi sevmekten değil, birbirimizden korunmaktan korkuyoruz. Buyurun o halde Ey Nebi… Cennet için “Er Kişi Niyetine.” Kardeşlik, hatırla; bir zamanlar ismimizdi. Biz, aynı sofrada doyup farklı yönlere açılan nesiliz. Birbirimize sırt çevirdik; sonra da niçin düşman çoğaldı diye sorduk.
7. Acının Terbiyesi, İmanın Kemalidir
Ey Nebi…! Anladık ki nimet değil, çile büyütür insanı. Karanlıkta kalanlar güneşin kıymetini bilir. Biz de şimdi, senin yokluğunun kışında üşüyoruz; ama biliyoruz ki her kış bir baharın provasını yapar. Bu ümmetin kışı uzun olsa da baharı yine senin izinde doğacak. Çünkü çile, ümmetin uyanma vaktidir. Acının okulu bitmez, diploması sabırdır, hocası da Resûlullah’tır. Her gözyaşı bir duadır; her sabır bir secdedir. Çile, insanı yakmaz; Allah’a yaklaştırır. Kış uzunsa bil ki Allah seni bahara hazırlıyor..