1. Pratiğimize Çare Olamayan İlkeler Ölü İlkelerdir.
Müslümanlar, imanın altı şartını ezberlediler ama anlamını kaybettiler. Dün bu ilkelerin neyi temsil ettiğini biliyorduk; bugün sadece isimlerini telaffuz ediyoruz. İlkeler yaşanmadığı sürece ölüdür; ölü ilke milleti diri tutmaz. Genel ilkelerimiz dejenere olmuşsa dertlerimize çare olamayacaktır. İlkelerine isyan eden bir millet asla felah bulamayacaktır. “Bir toplum, kendi özünü değiştirmedikçe Allah onların hâlini değiştirmez.” (Ra’d, 13/11) Bugün biz, inandığımız ilkeleri sadece sözde yaşatıyoruz; gönülde değil, eylemde hiç değil. Din adına bir bataklıktan diğerine sürükleniyoruz. Çünkü din önderleri hakikati göremeyen hipermetrop bir gözle yakın olanı kaybetmiş, astigmat bir zihniyetle bütünü dağıtmıştır. Lafzı büyütüp manayı küçülttüler. Duygusallığı iman sandık, hamaseti ibadet yerine koyduk. İlke ezberlenir ama yaşanmazsa, inanç hatıraya dönüşür.
2. Ehlisünnet Yöntem Olacaktı, Araç Oldu.
Peygamberimiz’in (sav) döneminde nasıl bir denge varsa, bugün de o dengeyle yaşamak zorundayız. Ancak biz yöntemi putlaştırdık. Ehlisünnet bir dengeydi; ama onu siyaset terazisinde eğip büktük. Artık ehlisünnet denilince ilke değil, çıkar; usûl değil, slogan anlaşılıyor. “Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?” (Saff, 61/2) Vahyin gölgesinde yenilenmeyen ilke, ölü doğmuş bir çocuktur. Bugün Müslüman zihin “nasıl yaşamalıyım” sorusundan uzak, “nasıl görünmeliyim” telaşına düşmüştür. İlke bedel ister; bedel ödenmeyen ilke slogandır. Lafızla iman olmaz; iman ancak adaletle görünür. Görselliğe teslim olan iman özünü kaybeder.
3. İlkelerden Uzaklaşan Toplumun Akıbeti.
Bugün dünyada güç bir fazilet değil, bir tahakküm aracına dönüştü. Güç, adaletin hizmetinde olacağına; adalet, gücün yancısı yapıldı. Tarihte Allah’a savaş açan toplumların akıbeti hep aynı olmuştur: yıkım ve lanet. “Allah zalimleri asla sevmez.” (Âl-i İmrân, 3/57) Artık insanın bedenine değil, ruhuna silah çekiliyor. Hakikate savaş açanların sonu bellidir. Tarihin sabrı uzun, adaleti keskindir. Tarihte insanlığı en çok kızdıran olay, güçlü olanın yaptığı haksızlıktır. Güçlü adaletle buluşmazsa zulüm doğar; zulüm doğarsa toplum çöker. Bugün Filistin dışında kalan bütün Müslümanlar işgal altındadır. Kimilerinin kalbi, kimilerinin vicdanı zincirlenmiştir. Zulüm, adaletin sustuğu yerde başlar. Güçlü olmak yetmez; güçlü kalmak adil olmayı gerektirir. Tarih güçlüleri değil, adil olanları hatırlar.
4. Kur’an’ı Değil, İnsanı Tefsir Etme Zamanı
Bugün artık Kur’an’ın değil, insanın tefsirine ihtiyaç vardır. O’nun kitabı açık ve beliğdir; karanlık olan insanın kalbidir. “Andolsun, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık.” (Kamer, 54/17) Tefsir edilmesi gereken kitap, insan kitabıdır. Çünkü insan kendi içindeki karanlığı aydınlatmadıkça, dış dünyaya nur götüremez. Kur’an’ı anlamak insanın iç dünyasını arındırmaktan geçer. Vahiy apaçık, insan kapalıdır. Kur’an’ın kapalı yeri yoktur; kapalı olan biziz. Artık tefsircilerin görevi metni çözmek değil, insanı çözmektir. Tefsir insanla yapılmadıkça kitap hayat bulmaz.
5. Alt Kimliklerin Tuzaklarına Düşen Ümmet
Tarihten bugüne kimliğini kaybeden toplumların felaketi hep aynı olmuştur. Bizim asli kimliğimiz Müslüman kimliğidir. Ancak modern çağ, bu kimliği parçaladı; alt kimlikleri kutsadı. Bizleri birbirimize düşürdü; kardeşliği hiziple, ümmeti cemaatle takas ettik. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın.” (Âl-i İmrân, 3/103) Kimliğini kaybeden millet düşman aramaz; düşman onu zaten bulur. Kimliğini unutmak, Allah’ın emanetini kaybetmektir. Kimliğini kaybeden millet, hafızasını kaybetmiş insandır. Kimliğinizi kaybederseniz, her şeyinizi kaybedersiniz. Alt kimliklere sapmış yitik kardeşlerimizin akıllarını başlarına alması gerekir. Yol yakınken vahyin sesine kulak verin.
6. Hakikatin Kuvveti Önünde Hiçbir Güç Duramaz.
Hakikatin bir kuvveti vardır; hiçbir güç onun önüne geçemez. Bugün dünya ikiye bölünmüştür: biri hakkın, diğeri gücün temsilcisidir. Filistin bunun sembolüdür. Biri zulmün tapınağı, diğeri sabrın secdesidir. “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153) Mazlumun duası, zalimin tankını devirecek kadar güçlüdür. Çünkü dua, mazlumun silahıdır. Hakikat sükût eder ama yenilmez; zulüm gürültü yapar ama tükenir. Zulmün en karanlık gecesi, hakikatin doğum vaktidir.
7. Pratikte Diriliş İçin Yol Haritası
Bugün yeniden doğuşun ilk adımı, ilkeleri yeniden tanımlamaktır. Vahyin terazisinde ilkeleri yeniden kurmalı, lafızdan maksada geçmeliyiz. Usûlü amele dönüştürmeli, ilkeyi uygulamayla ispat etmeliyiz. Kimliği vahiy ekseninde sabitlemeli, gücü adalete bağlamalı, insanı yeniden okumalıyız. İlke imanla doğar, adaletle büyür, ihanetle ölür. Lafızdan amaç çıkmazsa, ilkeden hikmet doğmaz.
8. Filistin Direnişin ve Dirilişin Aynasıdır.
Belki de vahyin hakikat güneşi bir kez daha Filistin’den doğacaktır. Belki de insanlığın kalbi orada yeniden atacak. Filistin sadece bir coğrafya değil, ilkenin namusudur. “Allah zalim topluma hidayet vermez.” (Kasas, 28/50) Gazze halkının selam nidaları, hakikatin yeniden doğuş sancısıdır. Zulmün en karanlık gecesi, hakikatin doğum vaktidir. Filistin yıkılmadı; çünkü orada hâlâ direnen ilkeler var.
9. Sonuç: İlkeler Ölürse Millet Ölür.
İlkeler ölürse millet ölür; ilkeleri diriltmek, hayata yeniden iman ettirmektir. Her çağın imtihanı farklıdır ama kurtuluş reçetesi hep aynıdır: vahye kulak vermek, adaleti yaşamak, kimliği korumak. “Allah adaletle emreder.” (Nahl, 16/90) İlkeleri mezardan çıkaracak olan, imanın cesareti, aklın hikmeti, kalbin istikametidir. İlkeler konuşulduğu yerde ölür; yaşandığı yerde dirilir. Adalet ölürse din de ölür; çünkü din adaletle nefes alır.