Türkiye Yazarlar Birliği Erzincan Şubesi’nin gelenekselleşen haftalık programları kapsamında bu hafta EBYÜ Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Fatih Çiçek konuk edildi. Dr. Çiçek, Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak hazırladığı sunumunda, Erzincan tarihinin en sarsıcı olaylarından biri olan 1784 depremini ve o dönemde yaşanan toplumsal dramı gözler önüne serdi.
Depremden Önce Erzincan: Güvenlik ve İaşe Sorunları
18.yüzyılın ikinci yarısında Erzincan, sadece doğa olaylarıyla değil, aynı zamanda yoğun güvenlik problemleriyle de mücadele ediyordu. Şehirde eşkıyalık, aşiret baskıları ve yol güvenliği sorunları baş göstermiş; yerel nüfuz sahibi bazı kişilerin zulüm ve taşkınlıkları halkı bezdirmişti. Bu zorlu süreçte Erzincan; askerî sevkiyat, ikmal ve iaşe ağı açısından kritik bir merkez olma özelliğini korurken, dini ve ilmi hayatın canlılığıyla da dikkat çekiyordu.
Kaderin Cilvesi: Erzurum Valisi Süleyman Paşa’nın Erzincan’a Gelişi
20 Mart 1784 tarihinde Erzurum Valiliğine tayin edilen Vezir Süleyman Paşa, Nisan ayında Üsküdar’dan hareket ederek 28 Haziran’da Erzincan’a ulaştı. Paşa’nın şehre gelişi, bölgedeki iaşe ve eşkıya problemleriyle mücadele edilen, 6-7 aydır küçük sarsıntıların yaşandığı huzursuz bir döneme rastlamıştı. Hatta rivayetlere göre Paşa ile Erzincan Müftüsü arasında o dönemde sert tartışmalar yaşanmıştı. Tartışma neticesinde Paşa ev hapsine çarptırılmıştı.

18 Temmuz 1784: Bir Ramazan Gecesi Gelen Felaket
Osmanlı arşiv kayıtlarına göre, beklenen büyük deprem 18 Temmuz 1784 (1 Ramazan 1198) gecesi meydana geldi. Bazı kaynaklara göre 7-8 dakika boyunca süren bu dehşet verici sarsıntı, Erzincan merkezli olup Erzurum, Bingöl ve Sivas gibi geniş bir coğrafyada hissedildi. Sarsıntının şiddeti o kadar büyüktü ki, Erzurum kalesindeki binalarda bile hasarlar oluştu.
Şehir Yerle Bir Oldu, Vali ve Ailesi Enkaz Altında Kaldı
Depremin ardından Erzincan adeta haritadan silindi. Şehirde bulunan yaklaşık 5000 binadan sadece 500’ü ayakta kalabildi. En acı kayıplardan biri ise Vali Süleyman Paşa’nın konağında yaşandı. Paşa, ailesi ve kapı halkı depremde hayatını kaybetti. Paşa’nın cenazesi ancak felaketten üç gün sonra defnedilebildi. Tahmini can kaybının 5000 ile 6000 arasında olduğu belirtilen bu felakette; Kurşunlu Camii, Sultan Süleyman Camii ve Ulu Camii gibi önemli yapılar tamamen yıkılırken, Erzincan Kalesi’nin bir kısmı ve 4 kilise de yerle bir oldu. Ev Hapsine tabi tutulan müftü ise depremden zarar görmemiş, halk ise bu depremi müftünün hapsedilmesine bağglamıştı.
Felaket Üstüne Felaket: Yağma ve Göç
Depremden sağ kurtulabilen az sayıdaki ahali, artçı sarsıntıların korkusuyla şehir dışındaki güvenli bölgelere sığındı veya Erzurum’a doğru göç etmeye başladı. Ancak acılar bununla da sınırlı kalmadı; depremi fırsat bilen civar bölgelerdeki bazı gruplar (eşkiya taifesi), harabeye dönen şehre gelerek yağma faaliyetlerinde bulundu.
Artçı Sarsıntılar ve Sonrası
1784 depremi, sadece o geceyle sınırlı kalmadı; bölgede artçı sarsıntılar 6-7 ay boyunca devam ederek hayatı felç etti. Felaketin ardından Erzincan’da can kaybı ve göçler nedeniyle üretim düzeni bozuldu, asayiş problemleri ve otorite zayıflığı baş gösterdi. Ancak her şeye rağmen, vakıf sistemi ve dini kurumlar üzerinden toplumsal düzen yeniden tesis edilmeye çalışıldı.
Dr. Öğr. Üyesi Fatih Çiçek’in sunduğu bu veriler, Erzincan’ın sadece bir deprem şehri değil, aynı zamanda küllerinden her seferinde yeniden doğan dirençli bir toplumun merkezi olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Büyük bir ilgiyle takip edilen ve arşiv belgeleriyle tarihe ışık tutan bu etkili sunumun ardından, Dr. Öğr. Üyesi Fatih Çiçek’e değerli paylaşımları için teşekkür edildi. Programın sonunda Çiçek’e teşekkür belgesini, Prof. Dr. Abdulkadir Gül takdim etti.





