Erzincan’ın Refahiye İlçesi Akçidem köyünde doğdu. Köyünden ayrıldı ama gönlü ve kalbi hep Erzincan’da attı. Bu hasretini yazmış olduğu 3 adet kitapla perçinledi.
Erzincanlı ev hanımı olan 60 yaşında ki Aysel Solak Erzincanlılara seslenerek emeklerine sahip çıkmalarını istedi.
“HAYALİMİ GERÇEKLEŞTİRMEYİ ÇOK İSTEDİM”
Solak, “Erzincan ili Refahiye ilçesi Akçidem köyünde doğdum. 20 sene önce başladım yazmaya. Gönlümde açan Akçidem hayalimdeydi. Hayalimi gerçekleştirmeyi çok istedim. Bir müddet çok yazdım, daha derin daha çok yazmıştım. Bir arkadaşım dedi ki, Ayselciğim sen uzun yazma, kimse kitap okumayı sevmiyor. Ondan sonra ben kısa kısa yazmaya başladım. Köyümü, köylümü, yaşadığımız hayatı, bayramlarda, düğünlerde neler yaşadık.” dedi.
“NEDEN YAZDIM?”

Solak, “İleriki nesile, gelecek nesile hatıralarımız kalsın. Onlar öğrensin biz nasıl yaşamıştık, büyüklerimize nasıl davranmıştık. Hatıralarımız kaybolmasın diye yazmaya başladım. Bu kitabımda köyümü, köylümü, büyüklerimle geçirdiğim günleri, güzel hatıralarımı yazdım. Gelecek nesil unutmasın diye. İkinci kitabım, yemek kitabım. Yani bizim yemeklerimiz, Erzincan, Refahiye'ye, köylerine ait özel yemeklerimiz vardır. Onlar da unutulmasın, gelecek nesil unutmasın diye yazdım. Ve üçüncü kitabım, şiir kitabım. Gönlümde açan akçiden köylümüz, köyümüz, yani kendi ailemi, amcam, dayım, köyümüzde yaşayanları, köyümüzdeki kültürü yazdım. Başka kimseden herhangi bir şey almadım. Yemek kitabımızda zaten benim ulu babaannem ve kendi babaannem aşçıydı yani köyde. Onlar pişirirdi, ben onların yanında dururdum, öğrenmeye çalışırdım. Oradan onlardır kaynaklarım, hiçbir yerden almadım. Kendi pişirdiğimiz, kendi yediğimiz yemekler.” dedi.
“ULU DEDEMDEN DUYDUKLARIMI YAZDIM”
Solak, “Benim babamın dedesi, yani ulu dedem çok anlatırdı. Babası Bağdat'ta dokuz yıl, Bağdat'ta savaşmış, Abdülhamit döneminde. Anlatırdı, anlatırdı. Ben de ocaklığımız vardı, ocaklığın başında çok anlatırdı. Ben de çocukken çok meraklıydım, dinlerdim onu. Onun söylediklerini yazmaya çalışırdım. Gönlüme, kalbime yazmışım, beynime yazmışım, hafızama yazmışım. O bu dünyadan göçtü ama benim aklımda kaldı. Onları yazdım. Plaki çok özel bir şeydir. Bizim köy ve yan köylerde, yani bizim Refaiye'nin köylerinde, bilmiyorum var mı ama özellikle Refaiye'nin Akçidem köyünde, ben çocukluğumda biliyorum. Bizim bir yamacımız vardı, orman yamacı böyle. Kırmızı bir toprak, çamur çıkardı oradan. Annelerimiz, babanelerimiz o çamurdan getirirlerdi. Samanla onu yoğurup bir hafta çiğnerlerdi gidip gelip, mayalanırdı.

Onu, plaki denilen şey, iki tane tepsi. Kulplar olan iki tane karşılıklı tepsi gibi bir şeydir. Topraktandır, çamurdan yani. O fırınlanır. Onun içinde yapılan tereyağında kömbe vardır. O pleki kızdırırlar ocaklıkta. İçini silerler. Bu tarafta güzel bir börek yaparlar incecik tereyağıyla. Onu içine koyarlar. Tepsi olan altını ocaklığa koyarlar. Üstünü kapattıkları tepsinin üzerine de közden, külden koyarlar. Öyle pişerdi. Onu yemeye doyamazdınız yani. O kadar güzeldir.
“ERZİNCAN'DAKİ HEMŞERİLERİME RİCA EDİYORUM”
Solak, “Erzincan'daki hemşerilerime rica ediyorum. Gerçekten ben onları çok seviyorum. Onlar da kitap okumayı sevsin. Benim kitaplarıma değer versinler. Özellikle Refahide Akçiğdem köylülerine sesleniyorum. Lütfen bu kitabımı gönlümde açan Akçiğdem'i en azından okumalarını rica ediyorum. Erzincan yolunda bir güzel gelin. Giyinmiş alları düşmüş yollara Erzincan yolunda bir güzel gelin. Elleri kınalı gözleri sürmeli Erzincan yolunda bir güzel gelin. Munzur dağlarına yağıyor yağmur. Uykudan uyanmış gözleri mahmur. Giymiş al fistanı elleri hamur Erzincan yolunda bir güzel gelin…” dedi.





