Elhac Zeynel Abidin-i Şirvanî’den İbn-i Batûta’ya, Marco Polo’dan Evliya Çelebi’ye kadar birçok gezgin, şehrin doğal güzelliklerini, ticari önemini, kültürel zenginliğini ve insan karakterini ayrıntılı şekilde anlattı. Seyyahların aktarımları, Erzincan’ın yüzyıllar boyunca nasıl bir uygarlık, ticaret ve kültür merkezi olduğunu gözler önüne seriyor.
Şirvanî: “Havası güzel, suyu tatlı, halkı zarif bir şehir”
Elhac Zeynel Abidin-i Şirvanî, Erzincan’ı “Anadolu’nun en neşeli şehirlerinden biri” olarak tanımlarken şehrin dört bir yanında akan sular, mümbit topraklar, bakımlı bağ ve bahçelerden övgüyle bahseder. Yaklaşık dokuz bin haneden oluşan şehrin kahvehanelerinin “gönül açıcı”, mescitlerinin “ibadet neşesi veren” mekânlar olduğunu ifade eden Şirvanî, halkı için ise “Hüsnü cemal sahibi, hal ehli ve kemal sahibidir” sözlerini kullanır.
İbn-i Bibi: “Fırat’ın can verdiği, gül ve menekşe kokulu şehir”
Bölgedeki siyasi olaylara sıkça değinen tarihçi İbn-i Bibi, Erzincan’ı şiirsel bir dille anlatır. Fırat Nehri’nin şehre bir fersah uzaklıktan geçtiğini belirten İbn-i Bibi, bölgenin çaylarla süslü olduğunu, her köyün adeta “cennet bahçesi” gibi görüldüğünü yazmıştır. Şehrin gelir bakımından güçlü olduğunu, köy ve kasabalarının refah seviyesinin yüksekliğini vurgular.
Matrakçı Nasuh: “Dağlar arasında parlak bir şehir”
Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534 seferi sırasında Erzincan’a gelen ünlü minyatür ustası Matrakçı Nasuh, minyatürlerinde şehri dağlarla çevrili bir ova üzerinde, surlarla korunmuş bir yerleşim olarak tasvir eder. Şehrin ortasından geçen nehir, camiler, büyük yapılar ve kademeli kubbeli yapılar dikkat çeker. Matrakçı, Erzincan’ın ticaret yolları açısından önemine de vurgu yapar.
Marco Polo: “Dünyanın en güzel kumaşlarının dokunduğu yer”
Ünlü Venedikli seyyah Marco Polo, Erzincan’ı “Büyük Ermenistan’ın başlangıcı” olarak tarif eder ve şehrin ünlü kumaşlarının dünya çapında bilindiğini belirtir. Zengin hamamları, canlı ticareti ve önemli konumu sayesinde Erzincan’ın bölgenin gözde merkezlerinden biri olduğunu ifade eder.
İbn-i Batûta: “Bakımlı, büyük ve bereketli bir şehir”
İbn-i Batûta’nın Erzincan izlenimleri arasında şehrin düzenli çarşıları, meşhur bakır madenleri ve dokumacılığı öne çıkar. “Erzincanî kumaşlarının” ününden bahseden seyyah, Ahı Nizameddin’in misafirperverliğinden de övgüyle söz eder.
Kâtip Çelebi: “Havası güzel, bereketli bir ovada şehir”
Coğrafya bilgini Kâtip Çelebi, Erzincan’ı geniş ovası, güzel havası ve Fırat Nehri’ne yakınlığıyla tanımlar. Depremler nedeniyle zaman zaman zarar görse de şehrin güçlü bir yaşam üretmeye devam ettiğini yazmıştır.
Klaviyo: “Bağlar, bahçeler, tarlalar arasında kalabalık bir şehir”
İspanyol seyyah Ruy Gonzáles de Clavijo, Erzincan’ın surlarla çevrili, evlerinin damdan dama geçit verecek şekilde inşa edildiğini belirtir. Bölgenin üzüm bağları ve buğday tarlalarıyla dolu olduğunu, şehrin canlı bir ticaret merkezi hâlinde bulunduğunu aktarır.
Evliya Çelebi: “İrem bağı gibi bir cennet köşesi”
Erzincan’ı en çok öven seyyahlardan biri olan Evliya Çelebi, şehri “gül bahçeleriyle bezenmiş, bülbüllerin diyarı” olarak tanımlar. Meyve çeşitliliği, bağlarının bereketi, çeşme ve akarsuların bolluğu onun anlatımında geniş yer tutar. Evliya Çelebi, Erzincan’ın dutu, armudu ve avnik üzümü gibi ürünlerinin benzersiz olduğunu söyler.
Geçmişten Günümüze Bir Seyyah Mirası
Farklı yüzyıllarda yazılmış tüm bu seyahatnameler, Erzincan’ın doğası, ticareti, insanı ve kültürüyle geçmişten bugüne etkileyici bir şehir olduğunu ortaya koyuyor. Seyyahların ortak görüşü ise aynı:
Erzincan, tarih boyunca hem huzurun hem bereketin hem de ticaretin merkezi oldu.





