Erzincan’ın tarihsel kimliğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olan vakıf kültürü, “Vakıf Şehir: Erzincan” başlıklı kültürel içerikle yeniden gündeme taşındı. Çalışmada özellikle Kemah’ın ileri gelenlerinden Bilal Ağa bin Hasan Ağa’nın 22 Mart 1838 tarihli vakfiyesi üzerinden Osmanlı dönemindeki sosyal dayanışma anlayışı ele alınıyor.
T.C. Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarında, Prof. Dr. Erol Kaya tarafından tespit edilen 363 vakıf kaydı, Erzincan’daki vakıf geleneğinin ne kadar güçlü ve köklü olduğunu ortaya koyuyor. Bu sayı, şehrin yalnızca tarihi bir yerleşim değil; aynı zamanda sosyal yardımlaşma sisteminin kurumsallaştığı bir merkez olduğunu gösteriyor.
Kemah’tan Yükselen Bir Hayır Geleneği
Bilal Ağa bin Hasan Ağa’nın vakfiyesi, dönemin sosyal yapısını yansıtan önemli maddeler içeriyor. Manisa’da yaptırdığı kütüphanede eksik kitapların tamamlanmasını şart koşan vakıf, ilim ve eğitime verdiği önemi ortaya koyuyor. Kemah’ta yaptırdığı camide haftada iki gün “Şifa-i Şerif” dersleri okutulmasını istemesi ise dini ve kültürel sürekliliği hedeflediğini gösteriyor.
Vakfiyede yalnızca ibadet ve eğitim değil, somut sosyal ihtiyaçlara yönelik düzenlemeler de yer alıyor. Kemah’taki mescidin bakım ve onarımı için yıllık 75 kuruş ayrılması, görevlilere aylık 12,5 kuruş ödenmesi gibi maddeler dönemin ekonomik düzenini yansıtıyor. Ayrıca içme suyu yollarının bakımının vakıf şartına bağlanması, altyapı hizmetlerinin de hayır sistemi içinde değerlendirildiğini ortaya koyuyor.
Erzincan’ın Vakıf Kimliği
Vakıf şartları bununla da sınırlı değil. Ramazan ayında iftar ve sahur vakitlerinde top atışları yapılması, bayramlarda düzenin sağlanması gibi maddeler, toplumsal birlik duygusunu pekiştiren unsurlar arasında yer alıyor. Manisa’daki köprülerin bakımına katkı sağlanması ve Beşiktaş’taki Molla Çelebi Camii’nin ihtiyaçlarının karşılanması da vakfın coğrafi sınırları aşan bir hayır anlayışına sahip olduğunu gösteriyor.
Bu kültürel çalışma, Erzincan’ın “Vakıf Şehir” olarak anılmasının tesadüf olmadığını ortaya koyuyor. 363 kayıtlı vakıf, şehrin yüzyıllar boyunca sosyal yardımlaşma ve kamusal hizmet anlayışıyla şekillendiğini kanıtlıyor.
Vakıf medeniyeti, yalnızca geçmişe ait bir sistem değil; bugünkü sosyal dayanışma kültürünün de temelini oluşturuyor. Erzincan’ın vakıf hafızası, şehir kimliğinin en güçlü sütunlarından biri olarak varlığını sürdürüyor.
Editörün Notu
Bir şehri güçlü yapan yalnızca coğrafyası değil, kurduğu sosyal sistemdir. Erzincan’ın vakıf geleneği, devlet eliyle değil, toplumun kendi içinden yükselen bir dayanışma modelini temsil ediyor. 1838 tarihli bir vakfiyede içme suyu yollarından köprü bakımına kadar detaylı şartların yer alması, bu coğrafyada kamusal sorumluluk bilincinin ne kadar erken kurumsallaştığını gösteriyor. Bugün sosyal yardımlaşma konuşulurken, bu tarihsel hafızayı hatırlamak önemli.