Erzincan'da 25 yıldan fazla eğitimcilik yapan Dr. İhsan Ünlü, Alevi toplumu ile ilgili doktora çalışmaları yaparak doktor unvanını elde etti. Aslen Amasyalı olan Dr. Ünlü, Erzincan'da alevi ve sünni toplumu arasındaki dayanışmanın diğer toplumlara örnek olduğunu gösterdi.
Toplumların hayatında onları diri tutan inanç birliktelikleri ve tarihten getirdikleri bir takım önemli kültürel unsurlar, kutsal gün ve geceler ve mabetler vardır.
Topluluklar, bu günlerde cereyan ettiğine inandıkları olaylar sebebiyle birtakım anmalar/kutlamalar yapar, törenler düzenlerler. Bu bağlamda Ramazan ve Muharrem ayı, kandil günleri ve geceleri, kurban günleri sayılabilir.
Bildiri konumuz olan Erzincan’da Alevi vatandaşlar açısından bakıldığında Hızır günleri, Nevruz, Yas-ı Matem günleri ve birlik cemlerini işin içine sokmamız gerekecektir.
Birlikte yaşama tecrübesi noktasında bu sayılanlardan en önemlisi muharremdir diyebiliriz. Yapılan alan araştırmaları ve bizim de Erzincan’da yaptığımız araştırmalar ve gözlemler, Alevilerin ve Sünnilerin Muharrem ayına verdikleri önemi açıkça ortaya koymaktadır.
Bu ay içerisinde pişirilen aşurenin Erzincan merkezde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu günlerde camilerde hutbe ve vaazların konusu genellikle aşûre ve Kerbela hadisesi olmaktadır.
Alevi’siyle Sünni’siyle insanların farklı niyetlerle de olsa bu günleri oruçla geçirdiği, sonunda ise aşûrelerin kaynatılarak fark gözetmeksizin herkese ikramda bulunulduğu görülmektedir.
Aşurenin Erzincan merkezde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Burada artık geleneksel hale gelen, her kurumun kendisine özgü bir organizasyonu ve daveti vardır.
Erzincan belediyesi başta olmak üzere diğer kurumlar ve cemevleri aşure etkinlikleri düzenler. Özellikle son yıllarda Erzincan belediyesi şehrin merkezi yerinde kurduğu teşkilatla gelen davetlilere ve yoldan geçen herkese aşure ikramında bulunur.
Burada yapılan törene ilin valisi başta olmak üzere diğer kurum amirleri ve mülki erkân, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve halk katılır.
Günün anlam ve önemini anlatan konuşmalar yapılır ve il müftüsü tarafından dua edilir. Sonunda pişirilen aşûre konuklara ikram edilir.
Öte yandan merkezde ve merkeze bağlı beldelerdeki cemevlerinde de aşûreler pişirilir ve ikram edilir. Buraya da yine geleneksel hale gelmiş bulunan protokol ziyaretleri gerçekleştirilir.
Başta vali olmak üzere, belediye başkanı, emniyet müdürü ve diğer kurum amirleri ile sivil toplum kuruluşu temsilcileri katılırlar. Burada sohbetler edilir, dualarla pişirilen aşûreler hep birlikte yenir.
Alevi inanışa göre, 12 yıl boyunca üst üste orucu tam tutanlar (12 imamlar) şükran nişanesi olarak kurban keserler. Lokma dedikleri et yemeği aşureyle birlikte gelen konuklara ikram edilir.
Bu bildiride aşûrenin de ruhuna uygun olarak farklılıkları koruyarak bir arada yaşama bilincinin yükseltildiği anlar, gözlemci bir bakış açısıyla ortaya konulacaktır.
İnsanlar arasında iyi ilişkiler kurabilmenin asgari şartı, insanların birbirlerine güven duymalarıdır.
Bugün İslam Medeniyetinde Birlikte Yaşama Tecrübesinden söz ediyorsak, birbirimize güvenmek zorundayız.
Riya, insanlar arasındaki bu güven ortamının oluşmasına engel olur. Karşılıklı olarak birbirine güvenemeyen insanların, sağlıklı ilişkiler kurabilmesi mümkün olmaz.
Tarihte yaşanan Kerbela vb. elim hadiseler, bizim ayrışma nedenimiz değil bir araya gelip kaynaşma değerimiz olmalıdır.
Asırlardır aynı Allah’a, aynı Kitab’a, aynı Peygamber’e inanan, aynı kıbleye yönelen, sevinçte ve tasada aynı duyguları yaşayan bu vatanın insanları bazı yorum farkları yüzenden birbirini ötekileştirme lüksüne sahip değildir.
Hepimiz bu ülkede ev sahibiyiz, kardeşiz. Geçmişin ihtilaflı hadiseleri bugüne taşınarak yeni çatışmalara fırsat verilmemeli; sanki bugün birileri hadisenin tarafıymış gibi karşı tarafı itham edici söz ve tavırlardan kaçınılmalıdır.
Yaşanan bu olumsuz hadiseler bizi birbirimizden koparmamalı, aksine daha çok kenetlenmemizi sağlamalıdır. Bu noktada Erzincan’da güzel bir geleneğin başlatılıp devam ettirildiğini sevinçle gördük/görüyoruz.
Kerbela hadisesinden sağ olarak kurtulan İmam Zeynelabidin’e şükran nişanesi de sayılan aşûre çorbası ve kesilen kurban etlerinin hep birlikte yenmesi, Ehl-i Beyt için birlikte sevinilip birlikte hüzün duyulması birliğimize ve dirliğimize önemli katkılar sunuyor.
Öbür yandan, camiye Alevi vatandaşlarımızın da gitmesi, cemevine Sünni vatandaşlarımızın da girmesi, bunları birbirinin alternatifi olarak değil, tamamlayıcı unsuru olarak görmesi önemlidir.
Bu bağlamada, “Cami de bizim, cemevi de bizim”, “Ramazan da bizim Muharrem de bizim” söylemi anlamlı ve kıymetlidir.
Bugün kimse çocuğuna Yezid ismi vermez ama Alevisiyle Sünnisiyle çocuklarımıza verdiğimiz Ehl-i Beyt isimleri, Hz. Peygambere olan hürmet ve muhabbetimizin en canlı tezahürüdür.
Bu durum, aslında hepimizin ortak değerinin sandığımızdan çok daha fazla olduğunu, tarihi süreç içerisinde örülen sûnî duvarların artık yıkılması gerektiğini bize gösteriyor.
Muharrem ayında yaşadığımız aşûre geleneğimiz, toplumumuzun birlik ve beraberliğinin açık bir göstergesidir. Aşûre; paylaşmanın, dayanışmanın, birlikteliğin simgesi olmuştur.
Sonsöz; İslam medeniyetinin tarih boyunca kundaklanmaya çalışıldığı yorum farklılıkları üzerinden nüksedecek sendromlara karşı bugün birlik ve dayanışma aşısını geliştirmek zorundayız.
Bunun yolu da farklılıklarımızla birlikte yaşama bilincini ve tecrübesini geçmişten geleceğe taşımaktan geçer.