Erzincan

Erzincan’ın Sessiz Kandili: Gösterişten uzak bir hayat, derin bir irfan ve nesiller boyu süren bir iz....

Gösterişten uzak bir hayat, derin bir irfan ve nesiller boyu süren bir iz… Erzincan’ın manevi hafızasında özel bir yere sahip Pir-i Sâmî Hazretleri’nin sessiz ama etkili yolculuğu.

Abone Ol

Bazı insanlar yaşadıkları dönemde tanınır, bazıları ise zamanla bir şehrin ruhuna karışır. Erzincan’ın manevi ikliminde derin bir iz bırakan Pir-i Sâmî Hazretleri de, ardında büyük sözler değil; tevazu, sükûnet ve kalpten kalbe kurulan görünmez bağlar bırakan gönül erlerinden biri olarak hafızalarda yer alıyor.

Asıl adı Muhammed Sâmî olan Pir-i Sâmî Hazretleri, Evliyalar şehri olarak anılan Erzincan’ın yetiştirdiği önemli tasavvuf büyükleri arasında gösteriliyor. Yeşilköylü Kırtıloğlu ailesine mensup olan Muhammed Sâmî Efendi, ilk eğitimini Erzincan’da aldı. İlmi derinleştirme arzusuyla İstanbul’a giden Pir-i Sâmî, burada Fatih Medresesi’nde eğitim gördü. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra yeniden Erzincan’a dönen Sâmî Efendi, imamlık ve müderrislik yaparak ilmini talebeleriyle paylaştı.

Hayatının dönüm noktalarından biri ise dönemin büyük Nakşibendi şeyhlerinden Abdurrahman-ı Tâhî Hazretleri ile yollarının kesişmesi oldu. Bu karşılaşma, onun zahiri ilimden batıni terbiyeye yöneldiği sürecin başlangıcı kabul ediliyor. Müderrislik vazifesini bırakarak Nurşin Köyü’ne giden Pir-i Sâmî Hazretleri, mürşidinin gözetiminde tasavvufi terbiyeye yöneldi.

Pir-i Sâmî Hazretleri’nin tasavvuf yolculuğu, “süre değil hâl” anlayışının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak anlatılıyor. Kısa sürede halifelik alması bazı çevrelerde şaşkınlıkla karşılanırken, mürşidi Abdurrahman-ı Tâhî Hazretleri bu durumu şu sözlerle izah etti:

“Erzincanlı hoca buraya geldiğinde sobası temizlenmiş, kuru odunla doldurulmuş ve önüne tutuşturucu konmuştu. Biz sadece kibrit çaktık.”

Bu sözler, Pir-i Sâmî Hazretleri’nin manevî hazırlığının ve iç olgunluğunun bir ifadesi olarak tasavvuf tarihinde sıkça aktarılan anlatılar arasında yer alıyor.

Pir-i Sâmî Hazretleri, yetiştirdiği talebelerle de Erzincan’ın manevi zincirinde önemli bir halka oluşturdu. Bu isimlerden biri olan Salih Baba, hocasına duyduğu muhabbet ve hürmeti şiirleriyle dile getirdi. Onun beyitlerinde Pir-i Sâmî Hazretleri, sadece bir mürşid değil; sığınılan bir irfan kapısı olarak tasvir edildi.

Sessizliğiyle konuşan, tevazusuyla iz bırakan Pir-i Sâmî Hazretleri, bugün hâlâ Erzincan’ın manevi kandilleri arasında anılmaya devam ediyor.

Editör Notu:

Bu haberi hazırlarken, Pir-i Sâmî Hazretleri’nin hayatına dair anlatıların ortak bir noktada buluştuğunu gördüm: Sessizlik. Onun mirası yüksek sesle değil, derin bir sükûtla aktarılıyor. Erzincan’ın manevi kimliğini anlamak isteyenler için Pir-i Sâmî Hazretleri, yalnızca bir tarihsel şahsiyet değil; hâl diliyle konuşan canlı bir örnek. Bu satırların, şehrin hafızasına küçük ama samimi bir not düşmesini istedim.