Halk şiiri dendiğinde akla gelen ilk isimlerden, âşıklık geleneğinin diri kalmasında büyük emeği olan, Anadolu’nun sazıyla konuşan bilgesi, Erzincanlı Âşık Davut Sularî, 1984 yılının Kasım ayında yaptığı son sohbetle adeta ebedî veda mektubunu yazdı. O geceden iki ay sonra gelen vefat haberi, yalnızca bir ustanın değil, bir devrin de sona erdiğini ilan etti.

Bu, bir ölüm haberi değil… Bu, bir kültürün susan nefesi, bir halkın kaybettiği hafızası, bir dağın çöküşü kadar sarsıcı bir kayıptı.

Erzincan’ın Son Sesi Sustu

SON BULUŞMA: TURHAL’DAKİ MEYDAN, KÜLTÜRÜN KALBİNE DÖNÜŞTÜ

1984 yılı Konya Aşıklar Bayramı’ndan sonra, Davut Sularî Turhal’a uğradı. Burada, saz ve söz arkadaşı Âşık Kul Semâi’nin evinde, âşıklık geleneğinin kurallarına uygun şekilde “ayak” verilerek yapılan doğaçlama atışmalar, bir kültürel mirasın canlı olarak yaşandığı son büyük gecelerden biri oldu.

İki usta âşık, otuz kişinin zor sığdığı bir odada, sobanın sıcaklığına halkın ilgisini katarak, saatlerce hem saz hem söz söylediler. Davut Sularî, Erzincan yöresinden menkıbeler anlattı, âşık Noksânî’nin kerametlerinden söz etti, ve ardından sazına sarılarak meydan açtı.

Atışmaları, zarafeti ve hicviyle iz bırakan bu buluşma, sesli kayıt cihazıyla kaydedildi. Âşıklar, birbirlerine sitemle karışık sevgiyle yaklaştılar. Geleneksel söyleyişlerde olduğu gibi:

“Keçeli Rızay’la yollardan geldim / Seni bulamadım söyle nerdeydin?”

NEVRUZ BACI’YA NAZİK BİR SİTEM: “GÜZEL BİR ÇAY VERMEZ BU NEVRUZ SULTAN”

Geleneksel Türk edebiyatının mizahi damarını yansıtan anlardan biri, Aşık Davut Sularî’nin Semâi’nin eşi Nevruz Bacı’ya hafif sitemle seslenmesiydi. Uzun bir yolculuğun ardından çay getirmemesi, âşık usulüyle hicvedildi:

“Uzak yoldan geldim gâyet yorgunum / Güzel bir çay vermez bu Nevruz Sultan”

Ancak bu söyleyişte dahi zarafet vardı. Ardından gelen atışmalar, şiirin ve gönül dilinin Anadolu’da nasıl zarif bir iletişim biçimi olduğunu bir kez daha gösterdi.

SAZIN SON SESİ, SULARÎ’NİN SON NEFESİYDİ

Gece boyunca Davut Sularî, halk bilgeliğini, tasavvufi derinliğini ve hayatın acılarını harmanladığı birçok doğmaca şiir söyledi. En dokunaklı şiirlerinden biri ise belki de kendisinin yaklaştığını hissettiği sonu işaret ediyordu:

“Bu Davut Sularî kırk yıllık ozan / Dökülmekte yaprak başladı hazan…”

Bu dizeler, yalnızca bir âşığın değil, Anadolu halk kültürünün bir yaprağının daha düşmek üzere olduğunu haber veriyordu.

KIRK YILIN HİKÂYESİ: ERZİNCAN’DAN DÜNYAYA

Aşık Davut Sularî, 1926 yılında Erzincan’ın Çayırlı ilçesinde dünyaya geldi. Sözleriyle köylünün, çiftçinin, dağın, çayın dilini konuştu. 17 yaşında “mânâ meyi”ni içerek halk âşıklığına adım atan Sularî, yalnızca Türkiye’de değil, 11 Avrupa ülkesiyle Arap ve Fars coğrafyasında halk şiirini tanıttı.

Sazı ile TRT Radyolarında 15 yıl boyunca halk türküleri okudu, sonra özgürlüğü seçti. Anadolu’yu safkan Arap atı ile dolaşarak, 35 bin kilometre kat etti. Her köyde sazına ses verdi, her mecliste kelâm etti.

GENÇ NESLE VASİYET GİBİ TAVSİYE

Sohbetin sonunda kendisine yöneltilen “Genç âşıklara ne tavsiye edersiniz?” sorusuna verdiği cevap, adeta bir vasiyet niteliğindeydi:

“Bir halk şairi, millet ve devletinin geleneklerini tahrip etmemeli. Kanun ve Atatürk ilkeleri doğrultusunda yayın yapmalı. Gençler geçmişlerini tanımalı. Şair, ülkenin dili, kulağı, gözüdür. Kıymet zamanında bilinmelidir.”

Bu sözleriyle Sularî, sadece geçmişi değil, geleceği de düşünüyordu.

VEFAT HABERİ: ÇINAR DEVRİLDİ

Bu büyük buluşmadan yalnızca iki ay sonra, 1985 yılı başında gelen acı haberle âşık dünyası sarsıldı. Erzincanlı Âşık Davut Sularî, sazı ile vedalaşarak Hakk’a yürüdü.

Onun ardından dostu Aşık Kul Semâi şu mısraları söyledi:

“Erzincanlı Davut Sularî göçmüş / Gönül yaylasının çınarı göçmüş…”

YAZARLARDIR ÂŞIKLARIN AŞIĞI

Sularî’nin bu son sohbeti, yalnızca bir sohbet değil; Türk halk kültürüne bırakılmış edebi bir miras, bir söz arşividir. Son söylediği şiirinde adeta kendi sonunu görmüş gibiydi:

“İçimde dert kaynar, bünyemdir kazan / Dizde fer, gözde nur varabilirse…”

Bu sözlerle, hem geçmişi hem geleceği, hem yorgunluğu hem ümidi tek bir dizede buluşturdu.

SON SÖZ: ERZİNCAN SAZINA SUSMAYI YAKIŞTIRMAYACAK

Bugün, Erzincanlı Davut Sularî’nin bıraktığı iz, sadece halk müziği repertuarında değil; binlerce yürekte, yüzlerce köyde ve unutulmaz bir gecede yankılanıyor. Onun sazı sustu belki ama sesi, hafızalarımızda çağlayan gibi akmaya devam ediyor.

“Âşıklar ölmez, sesi ölene kadar değil, sözü tükenene kadar yaşar.”

Kaynak: Erzincan Nostalji