Erzincan

Evliya Çelebi’nin İzinde Bir Anadolu Kadimi: "Etrafı Dağlık, Ortası Bağlık" Erzincan

"Etrafı Dağlık, Ortası Bağlık" Erzincan. Erzincan'a yolu düşen veya hafta sonu planı yapanlar işte mutlaka görmeniz gereken tarih ve coğrafyayla bütünleşen kadim güzergahlar

Evliya Çelebi’nin gönül coğrafyamızda at koşturduğu yerleri bugün gezdiğimizde, yüzyıllar öncesinden işaret edip yazdığı her değerin hâlâ dimdik ayakta olduğunu görmek insanda tatlı bir şaşkınlık uyandırıyor. Şimdi Çelebi’nin adım adım gezdiği; gâh üzüldüğü, gâh serinlediği, gâh eğlendiği, onun deyimiyle “etrafı dağlık, ortası bağlık” Erzincan’dayız.

Gülü gülistan, bağı bostan, çemenistan ve bülbülistan olan bu kadim şehir; Hitit, Urartu, Med, Pers, Hellen, Roma ve Bizans gibi onlarca medeniyetin bakır tezgahından geçmiş, Malazgirt Zaferi'nin ardından Türk hakimiyetiyle bugünkü çehresine bürünmüştür. Anadolu’da yeşil tonların ağırlık kazanmaya başladığı, obaların şenlenip ağaçların çiçeklendiği Nisan ayının son günlerinde, gelin bu "Arz-ı Can" (Canlar Arazi) toprağını adım adım keşfedelim. Zira hiçbir şehir, suyundan içilip bakır sofralarında muhabbete varmadan tam anlamıyla idrak edilemezmiş.

1. Geçmişin Sarp Bekçisi: Kemah ve Kemah Kalesi

Şehir merkezini her zaman olduğu gibi en sona bırakıyor ve Erzincan’ı anlamaya civar ilçelerinden başlıyoruz. İlk durağımız, yol boyu uçsuz bucaksız düzlükleri takip eden bir derenin ve raylar üzerinde aheste aheste ilerleyen Doğu Ekspresi'nin cuf cuf sesleri eşliğinde ulaştığımız Kemah.

  • Tarihin Güçlü Kalesi: Doğal yapısı gereği savunmaya fazlasıyla elverişli olan, mağrur dağların gölgesindeki Kemah Kalesi’nin, M.Ö. 205 yıllarında Arzak Kralları tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Orta Çağ boyunca Sasaniler, Bizanslılar ve Abbasiler arasında sürekli el değiştiren kale, Malazgirt sonrası Mengüceklilerin, ardından Selçukluların ve İlhanlıların kontrolüne geçmiş; en nihayetinde 19 Mayıs 1515’te Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Evliya Çelebi de seyahatnamesinde bu kalenin sarsılmaz sağlamlığına geniş yer ayırmıştır.

  • Sultan Melik Gazi Türbesi: Bölgenin fatihi olan ve İslamlaşmasında büyük emek sarf eden Mengücek beyliğinin kurucusu Sultan Melik Gazi’nin türbesi Kemah’ın girişinde adeta bir nöbetçi gibi yükselir. Mumyalama (özel ilaçlama) yöntemi sayesinde bedeni yüzyıllardır çürümeden sapasağlam korunan Melik Gazi’ye bir Fatiha göndermeden geçmemek gerekir.

2. Hikâyesi Ağlatan Memleket: Kemaliye (Eğin)

Anadolu’nun bin yıllık gurbet ve hasret hikâyesinin ete kemiğe büründüğü yerdir Kemaliye (Yeşil Eğin). Doğasıyla büyüleyen bu ilçe, aynı zamanda içli manilerin ve özlem dolu ayrılık türkülerinin merkezidir.

  • 132 Yıllık İnat: Taş Yol: Erzincan-Sivas arasındaki mesafeyi kısaltmak için 142 yıl önce Eğinliler tarafından başlatılan bu yol projesi, tamamen insan gücü ve kol kuvvetiyle, dededen toruna geçerek tam 132 yılda tamamlanmıştır. Dönemin padişahının Eğin boş kalmasın diye çıkardığı acı gurbet fermanları ("gurbete çıkan ailesini yanına almayacak") ve yıllarca er yolu bekleyen kadınların hasreti, sonunda onlara dağları bile deldirecek cesareti vermiştir. Bugün 8 km'lik bu Taş Yol, insanı yürekten kavrayan bir turizm rotasıdır. İlçenin tepesindeki Mani Yolu'nda, kadınların "ela gözlü ağalarına" yazdığı içli manileri okurken gözleriniz dolabilir.

  • Karanlık Kanyon ve Doğa Sporları: Dünyanın Grand Canyon’dan sonraki ikinci büyük karanlık kanyonuna ev sahipliği yapan Kemaliye, macera tutkunlarının adresidir. 2008'den beri uluslararası doğa sporları kapsamında burada 'b.a.s.e jumping' atlayışları yapılmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin hiçbir yerinde görmediğiniz zengin bitki örtüsü ve sadece bu bölgeye ait "Türk semenderi" (kertenkele görünümlü yağmur böceği) dikkat çekicidir.

  • Kapı Tokmaklarındaki İnce Ruh: Kemaliye’nin tarihi ahşap konaklarındaki kapı tokmakları birer şifre gibidir. Lamba motifi "ocağın daima tütsün" demektir. Kadın misafirler için tiz, erkekler için tok ses çıkaran farklı tokmaklar tasarlanmıştır. Eğer bir kapıda kuş motifi görürseniz, o evin erinin gurbette (uçup gitmiş) olduğunu anlar ve kapının önünde fazla durmazsınız.

  • Şairin Uzaktaki Köyü: Apçaağa: Ünlü şair Ahmet Kutsi Tecer’in "Orada bir köy var uzakta" şiirine ilham olan ancak sağlığında bir türlü gelemediği memleketi Apçaağa Köyü, köylülerin aldığı ortak kararla sit alanı olarak korunuyor. Betonarmeye savaş açan köyde Tecer’e ait bir kültür merkezi, muazzam ceviz ağaçları ve Karadeniz'i andıran yemyeşil bir doğa sizi karşılar.

3. Bolluk ve Bereket Diyarı: Refahiye

Adını Erzincan Mutasarrıfı Şefik Paşa’dan alan ve eski Başbakanlardan Binali Yıldırım’ın da memleketi olan Refahiye, soğuk su kaynakları ve ormanlarıyla tam bir doğa harikasıdır.

  • Kültürel Miras: İlçede aslına uygun restorasyon görmüş tarihi Esat Muhlis Camii (ve avlusundaki Bahattin Paşa Şehitliği), 1600'lü yıllarda Horasan'dan gelen Seyyid Sinan Türbe ve Camii, Roma/Bizans dönemine ışık tutan Kutlutepe Kalıntıları ve giriş kapısında haç kabartması bulunan kadim Kadıköy Kilisesi yer alır.

  • Doğa ve Gizem: Hitit dönemine dayanan Kutsal Kaya (Roma Antreposu), içinde Köroğlu'nun atının ayak izleri olduğuna inanılan ve taştan oturma yerleri bulunan Köroğlu Mağarası ve arıların kaya oluklarında yaptığı balların sızmasıyla oluşan Bal Kaya görülmeye değerdir.

  • Dumanlı Yaylası ve Göletler: Kalkancı ve Akarsu göletlerinin yanı sıra 2000 rakımlı Dumanlı Yaylası, dev çam ormanları, temiz havası ve kamp imkanlarıyla yazın piknikçilerin, kışın ise kayakçıların gözde turizm merkezidir.

4. Eklenen Cevherler: Tercan ve Otlukbeli

Erzincan coğrafyasının tarihi ve jeolojik açıdan en özel iki noktasını da rotamıza dahil ediyoruz:

  • Tercan'ın İncisi: Mama Hatun Türbesi ve Külliyesi: Saltuklu dönemi kadın hükümdarı Mama Hatun adına 12. yüzyılın sonunda yaptırılan bu külliye, Anadolu Türk mimarisinin en özgün eserlerinden biridir. Özellikle dairesel mimariye sahip ve ortasında Mama Hatun'un mezarı bulunan türbe, dünyada eşine az rastlanır bir geometrik tasarıma ve büyüleyici taş işçiliğine sahiptir. Külliye; türbe, kervansaray, hamam ve mescitten oluşan tam bir vakıf mirasıdır.

  • Doğa Harikası: Otlukbeli Gölü: Tarihteki ünlü Otlukbeli Savaşı'na (1473) ev sahipliği yapan bu bölgede gizlenmiş, dünya literatüründe eşi benzeri olmayan bir doğa anıtı yer alır. Otlukbeli Gölü, maden sularının (kırmızı suların) oluşturduğu traverten seddi arkasında meydana gelmiş dünyanın tek traverten set gölüdür. Koruma altındaki bu göl, kırmızı tonlarındaki mineral yapısı ve şifalı kaynak sularıyla jeolojik bir mirastır.

5. Erzincan Merkez: Gönül Sultanları ve Doğanın İhtişamı

İlçelerin ardından rotamızı Erzincan'ın kalbine, şehir merkezine çeviriyoruz.

  • İnanç Merkezi: Terzi Baba (Muhammed Vehbî): Erzincan’da 1780'de doğup 1847’de vefat eden, asıl mesleği terzilik olan büyük veli Terzi Baba’nın türbesi, tarihi mezarlıkların arasında yer alır. Dünyevi hırslardan tamamen uzak yaşamış bu zatın türbe karşısındaki kitabede yazan "Vallahi dünya için bir defa Allah demem!" sözü derin bir felsefe taşır. Şehir merkezindeki modern mimarili Terzi Baba Camii'nin iç kubbesinde ise Allah’ın 99 ismi hat sanatıyla açıkça nakşedilmiştir.

  • Urartu Mirası: Altıntepe: Kent merkezine 14 km uzaklıktaki bir volkanik koni üzerine kurulu olan Altıntepe, rüzgarın insanı uçuracak kadar sert estiği bir yerdir. Urartu Dönemi’ne ait iç kale, tapınak-saray, depo binası ve yeraltı oda mezarlarından oluşur. Bir zamanlar defineciler tarafından tahrip edilse de koruma altındaki bu tepede gezerken, etrafı merakla süzen bir yaban tilkisiyle karşılaşmak gibi doğal sürprizler yaşayabilirsiniz.

  • Görsel Şölen: Girlevik Şelalesi: Merkeze 30 km mesafedeki Çağlayan beldesinde bulunan şelale, Kalecik Köyü’ndeki kayalıklardan 9 ayrı yerden kaynayan suların 3 kademeli taştan, 30-40 metre yükseklikten dökülmesiyle oluşur. Yazın serinliği ve alabalık/ızgara tesisleriyle cezbeden şelale, çetin kış aylarında tamamen donarak devasa buz sarkıtlarına dönüşür ve kış turizmi için büyüleyici manzaralar sunar.

6. Küllerinden Doğan Sanat: Erzincan Bakırı

Erzincan dendiğinde akla gelen en kıymetli simgelerden biri de şüphesiz coğrafi işaret tescilli Erzincan Bakır İmalat ve El İşlemeciliğidir. 1955-1960 yılları arasında küçük atölyelerde başlayan, 1970'li yıllarda altın çağını yaşayan bu sanat; üretilen ürünlerin %90'ını ABD, İtalya, Japonya ve Fransa gibi ülkelere ihraç ediyordu. Ancak 1980'li yıllardan sonra hızlı kazanç hırsı, makineli üretim ve bilgisiz kişilerin sektöre girmesiyle sanat değeri düşmüş ve talep azalmıştı.

  • "Erzincan Bakırı Evine Dönüyor" Projesi: Unutulmaya yüz tutan bu ata mirasını canlandırmak amacıyla Erzincan Valiliği ve İl Mahalli İdareler Birliği koordinasyonunda profesyonel bir markalaşma serüveni başlatıldı.

  • Bakır Evi Müzesi ve Showroom: Proje kapsamında kurulan müze ve showroomlar sayesinde bakır işlemeciliği turizme kazandırıldı. Yerli ve yabancı turistlere sanatın tarihi Türkçe ve İngilizce materyallerle aktarılırken, atölyelerde yeni nesil ustaların yetiştirilmesi sağlanıyor. Böylece el emeği göz nuru Erzincan bakırı yeniden hak ettiği küresel değere kavuşarak şehrin ekonomisine büyük bir katma değer sağlıyor.

Sonuç olarak; Erzincan, sadece bir harita noktası değil; Evliya Çelebi'nin adımlarında hayat bulan, hasretin kapı tokmaklarına nakşedildiği, şelalelerin çağlayıp traverten göllerinin dinginleştiği, Mama Hatun'un ve Terzi Baba'nın dualarıyla yoğrulmuş gizli bir Anadolu cennetidir.