Gençler: Yalan İle İman Bir Arada Durmaz
1. İnanç Doğrulukla Başlar, Yalanla Biter
Gençler…! Dinin tek bir emri olsaydı, o da dürüstlük olurdu. Çünkü dürüstlük, imanın mihenk taşıdır. Bir insan yalan söylediği anda kalbinde iman çatlar. Doğruluk imanı büyütür, yalan onu boğar. Peygamber Efendimiz (sav) “Mümin yalan söylemez.” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 349).Yalan; kalbin sesini bastıran, aklın nurunu söndüren bir karanlıktır. Allah beni ancak doğruyu söylemekle kurtardı. Kurtuluşun tek çaresi dürüst olmaktır. Yalan söyleyen insan, hem Allah’ı hem kendini kandırır. Yalanla iman, aynı bedende barınmaz; biri girince diğeri çıkar.Gençler…! Yalan konuşan insan, kendi cehennemini bu dünyada yakar. Yalan, gönül evini yakar, aileyi yıkar, toplumu çürütür. Yeryüzü geniş olsa da yalancının kalbi daralır. Dargın bakışların borsası kurulur, güvensizlik piyasası açılır. Yalan; itimatı öldürür, güveni mezara gömer.
2. Tarihten Bir Hakikat Dersi: Doğruluğun Bedeli Kurtuluştur
Abdullah bin Kâ’b anlatıyor: Babam Kâ’b b. Mâlik gözlerini kaybedince, “Oğlum, elimden tut, beni biraz gezdir.” demişti. Bana şöyle anlattı: Akabe gecesinde Resûlullah’a biat etmiştim. Tebük gazvesine katılmamıştım. Bundan önce hiçbir gazveden geri kalmamıştım. Bedir’e katılamayanlar azarlanmadı ama Tebük farklıydı. Peygamberimiz bu sefer nereye gideceğini açıkça bildirmişti. Gazve, yaz sıcağında, meyvelerin toplandığı, gölgelerin arandığı bir zamanda yapılacaktı. Bütün Müslümanlar teçhizata çağrılmıştı. Hz. Ebû Bekir malının tamamını, Hz. Osman malının yarısını getirmişti. Benim de iki bineğim vardı ama hazırlığı hep erteledim. Derken ordu yola çıktı, ben hâlâ oyalandım. “Arkalarından yetişirim.” dedim ama nefsime yenildim.Rasûlullah yola çıkınca sokaklarda münafıklardan başkası kalmamıştı. Hastalar ve acizler hariç herkes cihada gitmişti. Tebük’te Peygamber (sav), cemaatin içinde otururken “Kâ’b b. Mâlik nerede?” diye sordu. Beni Selime kabilesinden biri “Onun cübbesi ve endamı beni aldattı.” dedi. Muaz b. Cebel hemen karşı çıktı: “Kardeşim hakkında kötü konuşma, o hayırlı bir insandır.” O esnada bir atlı tozu dumana katmıştı. Peygamberimiz “Bu gelen Ebü’l-Hayseme olmasın?” buyurdu. Gerçekten oydu.Gençler…! Sizler de Ebu’l-Hayseme gibi gecikseniz de hakikat kervanına yetişmek istemez misiniz?
3. Yalanın Gölgesi Uzundur, Ama Gerçek Onu Geçer
Kâ’b b. Mâlik şöyle anlattı: Peygamberimiz Tebük’ten dönünce içimi korku sardı. Yalanlar üretmeye başladım ama her biri kendi ayağına dolandı. Sonra anladım ki; insanı kurtaracak tek şey doğrudur. Rasulullah mescide geldi, iki rekât namaz kıldı, oturdu. Gazveye katılmayanlar birer birer özür beyan etti. Seksen kadar kişi yalan söyledi, Peygamber onları Allah’a havale etti. Sonra ben geldim. Selam verdim, yüzüme baktı ama gülümsemesi dargın bir tebessümdü.“Niçin geri kaldın ey Kâ’b?” dedi.“Ya Resûlallah, senden başkası olsaydı yalan söylerdim. Ama ben doğru söyleyerek Allah’tan hayır umuyorum. Yemin ederim ki hiçbir özrüm yoktu.” dedim.Peygamberimiz buyurdu ki: “İşte bu doğru söyledi. Kalk, Allah senin hakkında hükmünü verinceye kadar bekle.”Doğru söylemek zordur ama sonunda insanı yücelten tek yoldur.
4. Doğruluk Ağlatır, Yalan Geçici Güler
Beni Selime’den birçok kişi peşimden geldi: “Sen de yalan söyle, kurtul.” dediler. Ben, “Benim gibi doğruyu söyleyen var mı?” diye sordum. “Mürâre b. Rebî’ ve Hilâl b. Ümeyye var.” dediler. O zaman dönmedim. Peygamberimiz üçümüzle kimsenin konuşmamasını emretti. Herkes bizden yüz çevirdi. Şehir bana yabancı geldi. Namaza gittim, kimseyle konuşamadım. Peygamber’e selam verdim; acaba aldı mı diye düşündüm. Onun yanında namaza dururdum, bana bakardı; ben ona bakınca yüzünü çevirirdi. Amcam Ebû Katâde’nin bahçesine girdim. “Allah aşkına söyle, ben Allah ve Resulünü sevmiyor muyum?” dedim. O sustu, sonra “Allah ve Resulü en iyisini bilir.” dedi. Gözyaşları içinde döndüm.
Gerçek dostluk, insanın yanlışına sessiz kalmamak; doğruyu söylemek pahasına yalnız kalabilmektir.
5. Yalanın Daveti Şeytanın Sabrıdır
Bir gün Şam’dan bir mektup geldi. Gassan meliki yazmış: “Efendin sana haksızlık ediyor, bize gel, sana ikram edelim.” dediler. Okur okumaz dedim ki: “Bu da bir tuzak!” Mektubu yaktım. Kırk gün geçti, vahiy inmedi. Sonra Peygamberin elçisi geldi: “Eşinden uzak dur.” dedi. Mürâre ve Hilâl’in eşleri, “Ya Resûlallah, onlar yaşlı, yalnız bırakılırsa ölürler.” dediler. Peygamberimiz, “Yine de onlara yaklaşmasınlar.” buyurdu. Ben gençtim; izin istemedim. Yeryüzü bana dar geldi, nefesim sıkıştı. Ellinci günün sabahı damda namaz kılıyordum. Sel Dağı’ndan bir ses geldi: “Ey Mâlik’in oğlu Kâ’b, müjde! Rabb’in seni bağışladı!” Koştum, secdeye kapandım. Rabbim beni affetmişti.
Yalan bir mektuptur, doğruluk cevabıdır; Allah doğrulara cevap verir.
6. Doğruluğun Sonu Affın Başlangıcıdır
Peygamberimiz sabah namazından sonra tövbemin kabulünü ilan etti. Halk bana koşuyordu. Herkes “müjde” diyordu. Rasulullah’ın huzuruna vardım. “Ey Allah’ın Elçisi, bu müjde senden mi, Allah’tan mı?” dedim. “Allah seni bağışladı.” buyurdu. “Malımın tamamını bağışlıyorum.” dedim. “Bir kısmını kendine bırak.” buyurdu. O gün dedim ki: “Yaşadığım sürece doğruluk kefaretim olsun.”Çünkü yalan geçici bir kurtuluş sağlar; doğruluk ise ebedî selamettir.
7. Gençler! Yalanla İman Bir Arada Durmaz
Gençler! Dinin tek bir emri olsaydı, o da dürüstlük olurdu. Çünkü dürüstlük, imanın kemalidir. Bireyde dürüstlük, toplumda adalet farzdır. Yalanla iman bir arada durmaz. Yalan, insanın ruhunu çürütür, karakterini öldürür, kişiliğini eritir. Yalan konuşan insanın miadı dolmuştur. Fosilleşmiş, tefessüh etmiştir. Yalanla kıbleye dönülmez, Kâbe’ye bakılmaz. Yalan söyleyen Hatîm’ine sokulmaz. Yalan borsasından alışveriş yapılmaz.
Yalan, imanı çürütür; doğruluk onu yeşertir. Yalancının kanına virüs bulaşmıştır; kimyasını bozmuş, kendini kandırmıştır. Unutmayın gençler…! Bu konuda en güzel muhasebeci Allah’tır.