Bu tarihten 23 yıl sonra Kûfe’ye hicret yolculuğuna çıkan Hz. Peygamberin damadı İmam Ali’nin ve kızı Fatıma’nın yiğit oğlu, gözünün nuru İmam Hüseyin de aynı duygular içerisindeydi.
Çok sevdiği mübarek dedesinin beldesi Medine sokakları ona dar ediliyordu.
Sürekli takip ediliyor, zamanın zalim yöneticisine biat etmesi için baskı yapılıyordu.
İmamın bu saltanat düzenine ve hakkaniyetsiz keyfi uygulamalara itirazı vardı.
Hiç kimse bu kokuşmuş düzene sesini çıkarmasa da, bu yolda yapayalnızlık da kalsa bir peygamber torunu olarak sesini yükseltecekti.
“Aman efendim gitmeyin ne olur! O yol tehlikelerle dolu” diyenlere, “Zillet içinde yaşamaktansa izzetli bir ölümü tercih ederim” diyerek kararlılığını gösteriyordu.
Ceddi Muhammed Mustafa (as) da aynı kaderi müşrikler eliyle yaşamış, onların zulüm ve baskılarından dolayı çok sevdiği şehri Mekke’yi terk etmek zorunda kalmıştı.
Aynı şekilde babası Hz. İmam Ali de kendisine daha emin ve stratejik nokta olarak gördüğü Kûfe’ye yerleşmişti.
Şimdi hicranlı sinelerle hicret etmek sırası ona gelmişti.
Yol uzun, düşman hileli, dostlar cahildi.
Cahilden öte, vefasız, hain ve arkadan vuracak kadar alçak ve kahpeydi.
“Aman efendim fitne çıkmasın, bazı şeyleri görmeyiverin” diyenlere, “Eğer ben bu yola çıkmasam korkarım ki benden sonra kimse adaletsizliğe, zulme başkaldırmaz.“ diyerek hak bildiği yolda yürümeye devam edecekti.
Yunus’ un, “Menzili ırak bu yolun bu yola kim varası/ müşkili çok bu hâlün bunu kim başarası” dizelerinde ifadesini bulan bir müşkilin içine düşürülmüştü İmam.
Kendisine biat sözü veren binlerce taraftarı zoru görünce sıvışıvermişti.
Gücün yanında yer alanlar bir bir ayrılıyor, ufacık bir rüzgârla patır patır dökülüyorlardı.
Belli ki Hüseyin’in söyledikleri karın doyurmuyordu! Karın doyuracak iş, aş, makam, mevki, kariyer vb şeyler ağır basıyordu.
Karşılarında bir peygamber torunu da olsa, “hemen, şimdi” olanı arzuluyor, camı elmasa tercih ediyorlardı.
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı Müşaviri Dr. İhsan Ünlü'nün sosyal medya hesabından alınmıştır.