Erzincan’ın yetiştirdiği isimler arasında, bugün yeterince tanınmayan ancak dönemin kaynaklarında izlerine rastlanan bir hekim bulunuyor: Ahmed Fuat Sabit.

Kaynaklarda daha çok Dr. Fuat Sabit veya Fuat Sabit Ağacık adıyla geçen bu Kemahlı hekim, yalnızca doktorluk mesleğiyle değil, erken Cumhuriyet döneminin sağlık ve tıp yayıncılığına yaptığı katkılarla da dikkat çekiyor.

Üstelik hayatı, dönemin siyasi ve sosyal çalkantılarından bağımsız değildi. Askerî Tıbbiye yıllarından başlayan faaliyetleri, onu Türk Ocaklarının kuruluşuna, Millî Mücadele yıllarındaki gelişmelere ve daha sonra yeniden tıp mesleğine götüren oldukça sıra dışı bir yaşam öyküsüne dönüştü.

Kemah'tan Askerî Tıbbiye'ye

Türk Ocakları'nın yayımladığı biyografik kaynağa göre Ahmed Fuat Sabit 1887 yılında Erzincan'ın Kemah ilçesinde doğdu. Babası, Düyûn-ı Umûmiye görevlilerinden Mehmet Sabit'ti. Asıl adı Ahmet Fuat olmakla birlikte meslek hayatında Dr. Fuat Sabit adıyla tanındı.

1905 yılında idadi eğitimini tamamlayan Sabit, 1910'da Askerî Tıbbiye'yi tabip yüzbaşı rütbesiyle bitirdi.

Mezuniyetinin ardından Gülhane Hastanesi'nde uygulamalı çalışmalar yaptı. Ardından 1912'de Erzurum Merkez Askerî Hastanesi'nde görevlendirildi.

Bu görevlendirme, Kemahlı genç hekimin hayatındaki önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Türk Ocakları'nın kuruluşunda Kemahlı bir doktor

Fuat Sabit'in hayatındaki en dikkat çekici ayrıntılardan biri ise Türk Ocaklarının kuruluş sürecindeki rolü.

Askerî Tıbbiye öğrencileri arasında ülkenin geleceği üzerine tartışmaların yoğunlaştığı dönemde Fuat Sabit de bu çalışmaların içinde yer aldı.

Akademik çalışmalarda, Dr. Fuat Sabit'in başkanlık ettiği toplantıda kurulacak cemiyet için “Türk Ocağı” adının önerildiği ve daha sonra bu adın benimsendiği belirtiliyor. Türk Ocakları'nın resmi tarihçesinde de Fuat Sabit, kuruluş sürecinin önemli isimlerinden biri olarak gösteriliyor.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Atatürk Ansiklopedisi de 20 Haziran 1911'deki toplantıda Dr. Fuat Sabit'in önerisiyle kurulacak cemiyete Türk Ocağı adının verildiğini, kuruluşun 25 Mart 1912'de resmileştiğini aktarıyor.

Akademik bir çalışmada ise Türk Ocaklarının kurucu isimleri arasında Mehmed Emin, Ahmed Ferid, Ağaoğlu Ahmed ve Dr. Fuat Sabit sayılıyor; geçici yönetim kurulunda Fuat Sabit'in veznedar olarak görev yaptığı belirtiliyor.

Yani Kemah'tan çıkan bu doktor, tıp eğitiminin yanında dönemin önemli fikir hareketlerinden birinin kurumsallaşmasında da rol aldı.

Erzurum görevi ve savaş yılları

Fuat Sabit'in doktorluk kariyeri de oldukça hareketliydi.

Erzurum Merkez Askerî Hastanesi'ndeki görevinin ardından 1914 yılında Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde görev aldığı kaynaklarda belirtiliyor. Türk Ocakları'nın biyografisinde, bu dönemde Doğu Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde bulunduğu aktarılıyor.

Akademik kaynaklarda da onun Birinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki siyasi gelişmeler içerisinde aktif bir rol üstlendiği anlatılıyor. İstanbul Üniversitesi'nde hazırlanmış bir akademik çalışmada Fuat Sabit'in 1912'de Erzurum Merkez Askerî Hastanesi'ne tayin edildiği ve 1914'te Teşkilat-ı Mahsusa'ya katıldığı bilgisi yer alıyor.

Bu dönem, onun hayatının yalnızca tıp tarihi açısından değil, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal tarihinin karmaşık dönemeçleri açısından da araştırılması gereken bir bölümünü oluşturuyor.

Sonra yeniden tıbba döndü

Millî Mücadele yıllarının ardından Fuat Sabit yeniden doktorluk mesleğine ağırlık verdi.

Askerî Tıbbiye'de görev yaptı, Almanca dersleri verdi ve daha sonra ordudan ayrıldı. 1928-1929 yıllarında gezici sağlık hekimliği yaptığı bilgisi akademik biyografilerde yer alıyor.

İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yeniden askerlik görevine çağrıldı. Bu hizmetin ardından İstanbul'a yerleşerek tıpta uzmanlık eğitimini tamamladı ve sinir hastalıkları uzmanı oldu.

Türk Ocakları biyografisine göre 1944 yılında birinci sınıf ruh ve sinir hastalıkları uzmanı oldu. Daha sonra İstanbul Belediyesi Sıhhi Muayene Komisyonu'nda asabiye uzmanı olarak çalıştı; Bakırköy Akıl Hastanesi'nde de görev yaptı.

Bu yönüyle Fuat Sabit'in hayatının ikinci yarısı, özellikle ruh ve sinir hastalıkları alanındaki uzmanlığı bakımından Türk tıp tarihinin önemli dönemlerinden birine denk geliyor.

Tıp yayınlarında adı çıktı

Fuat Sabit'i yalnızca bir hekim olarak değil, dönemin tıbbi yayınlarını takip eden ve katkı sunan bir isim olarak da görmek mümkün.

İstanbul Seririyatı arşivindeki 1925 tarihli kayıtlarda Fuat Sabit'in, Fransız düşünür ve psikolog Théodule Ribot'nun “Les Maladies de la volonté” adlı çalışmasından “İrade hastalıkları” başlığıyla çeviri yaptığı görülüyor.

1926 tarihli başka bir İstanbul Seririyatı sayısında da yine Fuat Sabit'in Ribot'dan çevirisi yer alıyor.

Bu ayrıntı önemli. Çünkü dönemin tıp yayınları incelendiğinde Fuat Sabit'in yalnızca klinik hekimlik yapmadığı, yabancı literatürdeki bazı çalışmaların Türkçe tıp çevrelerine aktarılmasına da katkı sağladığı görülüyor.

Verem tartışmalarında da yer aldı

Fuat Sabit'in tıp alanındaki çalışmalarından biri de dönemin en büyük sağlık sorunlarından tüberküloz, yani verem üzerineydi.

1931 tarihli İstanbul Seririyatı arşivinde “Friedmann aşısı ile verem tedavisi” başlıklı çalışması yer alıyor. Aynı kayıtta Fuat Sabit'in çalışmasının Türk Tıp Cemiyeti'nde tebliğ edildiği görülüyor.

1933 tarihli sağlık yayınlarında da onun “Friedmann Aşısı Etrafındaki Mücadele” başlıklı çalışmasına rastlanıyor.

Daha da dikkat çekici olan ise 1934 yılında yayımlanan kitabı:

“İlim Işığında Friedmann ve Calmette Verem Aşıları.”

Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nin katalog kayıtlarında eser Dr. Fuat Sabit adına kayıtlı bulunuyor.

Dönemin 1934 tarihli gazetelerinde de Fuat Sabit'in bu kitabı ve Friedmann-Calmette aşıları üzerine yürüttüğü tartışma yer almış.

Burada günümüz açısından önemli bir ayrıntı var: Fuat Sabit'in savunduğu tıbbi yaklaşımı bugünün tıp bilgileriyle değerlendirmek doğru olmaz. Ancak onun yaşadığı dönemin önemli bir sağlık problemi olan verem konusunda bilimsel tartışmaların içinde yer alması, eser yayımlaması ve Türk Tıp Cemiyeti'nde konuya ilişkin tebliğ sunması, tıp tarihi açısından kayda değer.

1957'de İstanbul'da hayatını kaybetti

Fuat Sabit, meslek hayatının ilerleyen dönemlerinde İstanbul'da hekimlik yaptı. Türk Ocakları'nın biyografisine göre 1947'den sonra emekli oldu ve Beyoğlu'nda muayenehanesinde hastalarını kabul etmeye devam etti.

15 Nisan 1957'de İstanbul'da hayatını kaybetti.

Geride ise yalnızca bir doktorun hayatı değil; askerî tıp, ruh ve sinir hastalıkları, tıbbi yayıncılık, verem tartışmaları ve Türk Ocaklarının kuruluş sürecine uzanan çok katmanlı bir yaşam bıraktı.

Kemah'ın unutulan bilim insanlarından biri

Bugün Erzincan'ın Kemah ilçesi denildiğinde akla öncelikle tarih, kaleler, Mengücekli mirası ve doğal güzellikler geliyor.

Ancak Kemah'ın yetiştirdiği isimler arasında tıp dünyasında iz bırakan bir doktorun da bulunması, ilçenin tarihinin yalnızca siyasi ve mimari olaylardan ibaret olmadığını gösteriyor.

Fuat Sabit'in hikâyesi aynı zamanda Erzincan'ın yetiştirdiği insanların farklı dönemlerde ordu, sağlık, bilim, fikir ve sosyal hayatın birçok alanında sorumluluk üstlendiğini ortaya koyuyor.

Muhabir: Haber Merkezi - SK