Mehmet Âkif’in Gözünden Müslümanların Hâl-i Pür Melâli: Çöküş, İhmal ve İbret

Mehmet Âkif’in şiirleri ışığında Müslümanların hâl-i pür melâli; ihmal, çöküş ve sorumluluk bilinci üzerinden çarpıcı bir bakış açısı.

Abone Ol

MEHMET AKİF’İN GÖZÜNDEN MÜSLÜMANLARIN HÂL-İ PÜR MELÂLİ
"Nâdânlık olup mu'teber ebnâ-yı zamânda Hattı bozulup nüsha-i 'irfân unudulmış"
“Cahillik, anlayışsızlık bu günün insanında pek muteber olmuş. Yazısı bozulup irfan kitabı unutulmuş” diyordu Nâbî. (1642-1712)
Ondan yaklaşık 2 asır sonra yaşayan Mehmet Akif (1873-1936) Müslüman toplum için benzer şeyleri söylüyor; teşhisi koyuyor, tedavi yollarını gösteriyordu.
Akif, toplumun cehalet, meskenet ve menfaat girdabında boğulduğunu, bu kötü ahlak değişmedikçe hiçbir şeyin değişmeyeceğini haykırıyordu.
Ona göre, dindarlığın içi boşaltılmış, şekilci bir dindarlık öne çıkmaya başlamıştı.
Camiler dolu ama vicdanlar boştu.
Namaz kılan ama yalandan dolandan da geri kalmayan riyakâr Müslümanlar çoğalmaya başlamıştı. Bu durumu dizelerinde şöyle dile getiriyordu: “Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile
Âlem aldatmaksa maksat aldanan yok nafile
Kaç hakiki Müslüman gördümse hep makberdedir
Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir”
Mehmet Akif, Birinci Dünya Savaşı sırasında Enver Paşa tarafından Berlin’e gönderilir. Görevi, Almanların elindeki Müslüman esirleri hilafet etrafında bilinçlendirmektir. Akif, Almanya’daki düzen, disiplin ve çalışma ahlakından çok etkilenir; bunu İstanbul’daki düzensizlik ve bürokratik aksaklıklarla karşılaştırır. Bu tecrübesini, “Dinleri var işimiz gibi, işleri var dinimiz gibi” sözüyle özetler.
Akif’e göre İslam Dini mükemmel bir dindir, ancak Müslümanlar bu güzel dinden fersah fersah uzaktır:
“Şehâmet dini, gayret dini ancak Müslümanlıktır
Hakiki Müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır.”
Onun nazarında İslam’ı özde değil sözde taşıyan Müslümanların bu duruma düşmesinin en büyük nedeni cehalet ve tembelliktir.
Bu çıkmaz yoldan kurtuluşun çaresi ise, ilim ve irfan ile tekrar İslam’a dönmektir:
“Demek İslâm'ın ancak namı kalmış Müslümanlarda
Bu yüzdenmiş demek hüsran-ı millî son zamanlarda
Eğer çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma
Rücû' etsinler artık Müslümanlar sadr-ı İslâm'a”
Milli Şair’e göre, Müslümanların en büyük problemlerinden biri de Kur’an’ı bağlamından koparıp ölüler kitabı haline getirmeleridir:
“Lafzı muhkem, yalnız anlaşılan, Kur’an’ın,
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın;
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına,
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!”
Akif’e göre, Müslümanların tevekkül anlayışı da sorunludur. Onun anlayışına göre, tevekkül hazır yiyicilik değil, emek ve gayret ettikten sonra neticeyi Allah’a havale etmektir:
"Tevekkelnâ" deyip yatdık da kaldık böyle en âciz
O iman farz-ı kat'îdir diyor tahsîli irfânın.”
Akif, Müslümanların dağınıklığı ve vurdumduymazlığı karşısında kahroluyordu.
Çünkü Müslümanların en büyük değeri olan ahlakın çöküşüyle aile yuvası ve toplum da içten içe çöküşe geçmişti.
O yüzden ahlak önemliydi. Çıkışımız da yine ahlaki değerlerin çıkışına bağlıydı:
“Bir halâs imkânı var: Ahlâkımız yükselmeli,
Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız...
Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız.”
Müslümanların bu zillet ve meskenet halinden çıkabilmesi için Allah’a dayanması, çalışkan ve dürüst olması ve hikmetle yol alması gerekirdi:
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”
Akif, yaşadığı dönemin en büyük tehlikelerinden biri olan tefrikaya dikkat çeker ve Müslümanları birlik-beraberliğe teşvik eder:
“Sen! Ben! desin efrâd, aradan vahdeti kaldır;
Milletler için işte kıyamet o zamandır.”
Mehmet Akif bugün yaşasaydı ne söylerdi? Değişen bir şey var mı ne dersiniz?