Erzincan ve çevresindeki dağlık alanların yalnızca jeolojik değil, biyolojik açıdan da dikkat çekici bir yapıya sahip olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre Munzur Dağları ve çevresindeki yüksek rakımlı bölgeler, sahip olduğu doğal yalıtım sayesinde zengin bir ekosistem barındırıyor.
Bölgede bulunan yüksek dağlar, derin vadiler ve fay hatları, canlı türlerinin bir bölgeden diğerine geçişini zorlaştırarak doğal bir izolasyon oluşturuyor. Bu durum, bilim dünyasında “genetik yalıtım” olarak adlandırılıyor.
Uzmanlara göre bu doğal izolasyon, bitki ve hayvan türlerinin zaman içinde birbirinden farklılaşmasına ve yeni özellikler geliştirmesine neden oluyor.
Yüksek rakım tür çeşitliliğini artırıyor
Erzincan çevresindeki dağlık alanların yüksek rakımlı olması, canlıların daha fazla mor ötesi ışınlara maruz kalmasına neden oluyor. Bu durum mutasyon oranını artırarak evrimsel çeşitliliğe katkı sağlayabiliyor.
Bilim insanları, geçmişte yaşanan buzul dönemlerinde kuzeyden gelen bazı türlerin bu dağlara sığındığını, sıcak dönemlerde ise güneyden gelen farklı türlerin bölgeye ulaştığını ifade ediyor.
Zamanla dağların zirvelerinde izole kalan bu canlıların, “alpin flora ve fauna” olarak adlandırılan yüksek dağ ekosistemini oluşturduğu belirtiliyor.
Kireçtaşı zengin bitki örtüsü oluşturuyor
Munzur Dağları ve çevresindeki kalkerli yapıya sahip dağların, içerdiği mineraller sayesinde verimli toprakların oluşmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.
Kireçtaşı ve kil minerallerinin suyla etkileşimi sonucu oluşan bu topraklar, bölgedeki bitki çeşitliliğinin artmasına zemin hazırlıyor.
Bölgede bulunan kayaçlarda rastlanan deniz fosilleri, bu alanların geçmişte deniz altında olduğunu gösteren önemli jeolojik kanıtlar arasında yer alıyor.
Bölge yeterince araştırılmadı
Uzmanlar, Erzincan çevresindeki özellikle Munzur Dağları ve yüksek rakımlı doğal alanların biyolojik açıdan yeterince incelenmediğini belirtiyor.
Bölgede vaşak gibi nesli tehlike altında olan türlerin yaşamını sürdürdüğünün bilindiğini ifade eden bilim insanları, bu alanların yalnızca jeolojik değil aynı zamanda biyolojik açıdan da korunması gereken özel bir ekosistem olduğunu vurguluyor.
Kaynak: Prof. Dr. Ali Demirsoy, Dr. Eşref Atabey, Cumhuriyetin 100. Yılında Erzincan, Cilt 1





