Taşa Tohum Ekilir Mi? Merhametin Olmadığı Yerde Adalet Büyümez

Bugün insanlık büyük bir savaşın içindedir. Ama bu savaş; tanklarla, tüfeklerle, bombalarla yürütülen bir savaş değildir. Bu savaş, kavramların içine gizlenmiş anlam savaşlarıdır. “وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ” ("Birbirinizle çekişmeyin; sonra çözülür, gücünüzü kaybedersiniz.")

Bireyler ve toplumlar; aynı kelimeleri konuşup farklı anlamlar yükledikçe birbirlerine görünmez cepheler açmışlardır. Demokrasi, laiklik, hukuk, din, şeriat, cumhuriyet, faiz, özgürlük, adalet… Herkes aynı kavramı kullanıyor; fakat herkes başka bir anlam taşıyor. İşte kavga da tam burada başlıyor.

Bugün Müslüman toplumların yaşadığı en büyük krizlerden biri de budur. Kavramlar üzerinden yürütülen bu zımni savaş, bazen silahlı çatışmalardan bile daha ağır yaralar açmıştır. Çünkü silah bedeni vurur; kavram karmaşası zihni ve kalbi vurur.Bir toplumun dili parçalanırsa, düşüncesi de parçalanır. Düşüncesi parçalanan toplum ise birlik kuramaz. Ne yazık ki İslam dünyası yıllardır bu kavram savaşlarının içinde birbirini tüketmektedir. Her grup kendisini hakikatin merkezi görmüş, kendisi gibi düşünmeyeni ya sapkın ya eksik ya da İslam dışı ilan etmiştir. Böylece rahmet dini olan İslam, insanların elinde korku üreten bir söyleme dönüştürülmüştür. “إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ” ("Müminler ancak kardeştirler.") ayetini okuyan diller çoğalmış; fakat kardeşliği taşıyan yürekler azalmıştır.

Sevgi toplumu kurulması gerekirken korku toplumu inşa edilmiştir. Kimi servetle egemenlik kurmuş, kimi din diliyle, kimi siyasetle, kimi mezhep üzerinden insanları ayrıştırmıştır. Kapitalizm, çıkar ilişkileri, mafyatik yapılanmalar ve güç tutkusu; hak kavramının üzerine adeta volkan gibi çökmüştür.Oysa Peygamberimizin yolu; saltanat değil merhamet yoluydu.

Gösteriş değil tevazu yoluydu.
Lüks değil paylaşım yoluydu.
“وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ”("Seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.")

Bugün ise bir tarafta açlıkla mücadele eden insanlar bulunurken, diğer tarafta şatafat içinde “İslam temsilciliği” yapılmaktadır. İnsanlık ağlarken, vicdanlar susmaktadır. Minarelerden ezan yükselirken, yeryüzünde merhamet eksilmektedir. Camiler büyürken kalpler küçülmektedir.Tarih boyunca mezhepler başlangıçta hukuk birliği sağlama amacı taşımış olsa da zamanla bazı içtihatlar değişmez kutsallar gibi algılanmaya başlanmıştır. Böylece mezhep aidiyeti bazen dinin önüne geçmiş, şehirler bile mezheplere göre bölünmüştür. İnsanlar aynı kıbleye döndüğü hâlde birbirlerine yabancılaşmıştır.

En acı olanı ise şudur:
Müslümanlar zamanla şeytan taşlar gibi birbirlerini taşlamaya başlamışlardır. Kendi kavram dünyasını mutlak hakikat gören anlayışlar, aklı ve hikmeti geri plana itmiştir. Lafız kutsanmış, mana ihmal edilmiştir. Duygusallık düşüncenin önüne geçmiş; araştırmak yerine sloganlar tercih edilmiştir. “أَفَلَا تَعْقِلُونَ” ("Aklınızı kullanmaz mısınız?") hitabı göklerden yankılanırken, insanlar düşünmek yerine taraf olmayı seçmiştir.“Babalarımızı bu yol üzere bulduk” anlayışı, birçok zihni durağanlaştırmış; yenilenmeyi, düşünmeyi ve medeniyet üretmeyi engellemiştir. Sonuçta İslam’ın inşa ettiği büyük medeniyet gölgelenmiş; bilgi değersizleşmiş, şekilcilik özün önüne geçmiştir.

İbadetin ruhu kaybolunca geriye sadece kabuk kalmıştır. Kalplerin toprak gibi bereketli olması gerekirken, zamanla taşlaşmıştır. Merhametin yerini öfke, hikmetin yerini slogan almıştır. “ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً”(“Sonra kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katı oldu.”) Ve şimdi insanlık, taşlaşmış yüreklere hakikat tohumu ekmeye çalışmaktadır.

Oysa herkes bilir ki; taşa tohum ekilmez.

Toprak olmayan yerde filiz yeşermez.
Merhametin olmadığı yerde adalet büyümez.
Aklın sustuğu yerde medeniyet kurulmaz.

Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam burasıdır:
Önce kavramlarda anlaşmak…
Sonra birbirimizi anlamaya çalışmak…
Ve en önemlisi, kalbi yeniden toprak hâline getirmek…

Çünkü taşlaşmış kalpler medeniyet üretmez.
Taşlaşmış kalpler sadece yankı üretir.
Ses çıkarır; fakat hayat vermez.

“أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ” ("İman edenlerin kalplerinin Allah’ın zikriyle yumuşama vakti hâlâ gelmedi mi?")

Kaynak: Prof. Dr. Hadi Sağlam İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı resmi internet sosyal medya hesabı