Dünyanın en eski askerî bandolarından biri olarak kabul edilen bu müstesna teşkilat Mehter, asırlardır gök kubbede yankılanan davul ve zurna sesleriyle hem dostun gönlüne huzur vermiş hem de heybetiyle zamana damga vurmuştur. Günümüzde ise bu kutlu miras, ilimizde gerçekleştirilen resmi bayramlarda, kurtuluş günü kutlamalarında ve kültürel etkinliklerde büyük bir sadakatle yaşatılmaktadır.
Tarihin Tozlu Sayfalarından Günümüze: Bir Milli Sembolün Doğuşu
Mehterin kökleri, İslamiyet öncesi Türk devletlerine, Hunlara, Göktürklere ve Karahanlılara kadar uzanmaktadır. O dönemlerde "tuğ takımı" veya "tablhane" olarak anılan bu yapılar, hükümet otoritesinin ve gücünün en büyük simgesiydi. Selçuklulardan Osmanlılara miras kalan bu gelenek, Osmanlı Devleti’nin kuruluş sancıları içinde uç beyliği döneminde şekillenmeye başlamıştır. Rivayet odur ki; Anadolu Selçuklu Sultanı, Osman Gazi’ye beylik alameti olarak "tabl" (davul) ve "alem" (sancak) göndermiş; işte o günden sonra "nevbet vurma" geleneği Osmanlı’nın kalbinde yer etmiştir.
Etimolojik olarak Farsça kökenli olan ve "en ulu", "en yüce" anlamlarına gelen Mihter kelimesinden türeyen Mehter, zamanla bir devlet teşkilatı haline gelmiştir. Fatih Sultan Mehmed döneminde daha sistemli bir yapıya kavuşan Mehterhan-ı Tabl-ü Alem, İstanbul'un fethinde ordunun önünde "Ceng-i Harbî"ler çalarak askerleri yüreklendirmiş, kuşatmanın ritmini belirlemiştir. Sadece savaşta değil, barış zamanlarında da saati duyurma, devlet törenleri ve elçi karşılama gibi önemli görevler üstlenerek İmparatorluğun kudretini dünyaya ilan etmiştir.
Kesintiye Uğrayan Ama Hiç Sönmeyen Bir Meşale
1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasıyla bir süreliğine sessizliğe bürünen Mehter teşkilatı, 20. yüzyılın başlarında milliyetçilik akımlarının ve öz değerlere dönüş çabalarının bir meyvesi olarak yeniden canlandırılmıştır. Enver Paşa’nın girişimleri ve Ahmet Muhtar Paşa’nın çalışmalarıyla 1914 yılında "Mehterhane-i Hakani" adıyla tekrar kurulan bu birim, Türk musikisinin öz değerlerini koruyarak günümüze kadar ulaşan o eşsiz repertuvarın temelini atmıştır. Cumhuriyet döneminde ise 1952 yılından itibaren Genelkurmay bünyesinde ve belediyeler çatısı altında yeniden filizlenerek milli kimliğimizin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
İlimizde Yaşayan Bir Kültür Köprüsü
Bugün ilimizde gerçekleştirilen her önemli etkinlikte, halkın büyük bir coşkuyla beklediği Mehter Takımı, sadece bir nostalji öğesi değildir. O, atalarımızdan devraldığımız sancağın dalgalanması, tarihin canlı bir şekilde sokaklarımızda yürümesidir. İlimizdeki resmi törenlerde zillerin birbirine vuruşuyla başlayan o heybetli yürüyüş; genç nesillere nereden geldiklerini hatırlatırken, yaşlılarımızın gözlerinde mazinin kahramanlık hikayelerini canlandırmaktadır.
İlimizde düzenlenen kurtuluş etkinliklerinin ve kültürel festivallerin en görkemli anlarını oluşturan Mehter gösterileri, aslında bir "vefa" gösterisidir. Üflemeli ve vurmalı çalgıların birleşimiyle oluşan bu senfoni, modern çağın gürültüsü içinde köklerimize tutunmamızı sağlayan manevi bir kaledir. Okullarımızdan belediye bünyemize kadar yayılan bu teşkilatlanma yapısı, ilimizin kültürel kimliğinin ne kadar köklü ve canlı olduğunun en somut kanıtıdır.
Geleceğe Taşınan Miras
Mehterin "nevbet-i penç" (beş vakit nöbet) geleneğinden günümüze evrilen yolculuğu, ilimizin kültürel hayatında adeta bir can suyu işlevi görmektedir. Köslerin gür sesi, nakkaratların ritmi ve zurnanın tiz nağmeleri; birliğimizin, beraberliğimizin ve bağımsızlığımızın sesli bir sembolüdür. İlimizde bu geleneği yaşatan mehteran takımları, düğünlerden açılışlara, milli bayramlardan dini bayramlara kadar hayatın her alanında bu ihtişamı sürdürerek, Osmanlı’nın o yüksek sanat anlayışını ve askeri disiplinini modern dünyaya taşımaya devam etmektedir.
Sonuç olarak; tarihin kadim sessizliğini bozan ve bir milletin hürriyet haykırışına dönüşen Mehter, ilimizde sadece geçmişi yad etmek için değil, geleceği aynı vakur duruşla selamlamak için de her daim sahnede olmaya devam edecektir. Bu kültürel zenginlik, ilimizin sokaklarında yankılandığı sürece, köklerimizin ne kadar derinde ve sağlam olduğu bir kez daha tüm dünyaya kanıtlanmış olacaktır.