Erzincan’da deprem gerçeği bu kez söylentilerle değil, bilimsel verilerle masaya yatırıldı. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Deprem Teknolojileri Enstitüsü ile Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü Bilim İletişimi Ofisi öncülüğünde düzenlenen “Güvenliğimizi Kim Tehdit Ediyor? Deprem mi? Binalar mı?” başlıklı konferansta, toplumda yıllardır kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgiler tek tek çürütüldü.

Erzincan Bilim ve Sanat Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleşen programa; Erzincan İl Millî Eğitim Müdürlüğü, Erzincan İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ve Millî Eğitim Bakanlığı Arama Kurtarma Birimi (MEB AKUB) iş birliğiyle çok sayıda öğrenci, öğretmen ve kurum temsilcisi katıldı.
Konferansta konuşan İnşaat Yüksek Mühendisi ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Deprem Teknolojileri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şevket Özden, deprem konusunda en çok karıştırılan kavramlara dikkat çekerek, “Büyüklük” ile “şiddet” arasındaki farkın hayati önemde olduğunu vurguladı.
Toplumda sıkça dile getirilen “Deprem çok şiddetliydi” gibi ifadelerin bilimsel karşılığı olmadığını belirten Özden, depremin büyüklüğünün aletlerle, şiddetinin ise oluşturduğu hasarla ölçüldüğünü söyledi. Deprem büyüklüğünün Richter ölçeğiyle belirlendiğini hatırlatan Özden, AFAD tarafından Türkiye genelinde kurulan ivme ölçüm istasyonlarından elde edilen verilerle bu büyüklüğün tespit edildiğini ifade etti.
“İnsanın yaşamadığı bir bölgede çok büyük bir deprem meydana gelebilir. Ancak ortada yapı yoksa, yıkım yoksa o depremin şiddetinden söz edemeyiz” diyen Özden, büyüklük ve şiddet kavramlarının birbirine karıştırılmasının kamuoyunda ciddi yanlış algılara yol açtığını dile getirdi.
Konuşmasının en dikkat çeken bölümünde ise, yıllardır dilden dile dolaşan “bina yattı, sonra kalktı” söylemine sert bir dille karşı çıkan Prof. Dr. Özden, bu anlatıların gerçeklikle bağdaşmadığını ifade etti. Binaların deprem sırasında son derece sınırlı hareket edebildiğini vurgulayan Özden, şu çarpıcı benzetmeyi yaptı:
“Binalar, masal kahramanı ya da gölge oyunu figürü değildir. Yatıp kalkma hikâyeleri Hacivat’ta olur, gerçek hayatta değil.”
Binaların çok kırılgan yapılar olduğunu vurgulayan Özden, deprem anında oluşan deformasyonun yüzde 2’yi aşması durumunda yapının ağır hasarlı ya da yıkılmaya çok yakın kabul edildiğini söyledi. Basit bir hesapla durumu anlatan Özden, 3 metre yüksekliğindeki bir dairede yüzde 2’lik deformasyonun sadece 6 santimetreye karşılık geldiğini belirtti.
“Bu kadar küçük bir hareket bile bir binayı yaşanamaz hâle getirebilir. Dolayısıyla ‘bina yattı, sonra kalktı’ gibi anlatımlar bilim dışıdır” diyen Özden, bu tür yanlış inanışların toplumda rehavete yol açtığını ve asıl tehlikenin burada başladığını vurguladı.
Depremin bir doğa olayı olduğunu ancak felaketin insan eliyle büyütüldüğünü ifade eden Özden, “Deprem değil, dayanıksız binalar öldürüyor” mesajını yineledi. Vatandaşların yaşadıkları yapıların güvenliğini sorgulaması gerektiğini belirten Özden, bilinçsiz yapılaşmanın depremden çok daha büyük bir tehdit olduğunu söyledi.
Konferans, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona ererken, etkinlik deprem bilincinin artırılması adına önemli bir farkındalık çalışması olarak değerlendirildi.





