Lise yıllarında başladığı gazetecilik meleğine daha sonra Erzincan’da birçok yere gazete ve televizyonlarında muhabirlik yaparak devam ettirdi.

Erzincan’ın bir değeri olan Atakan Çelik bugün Basın İlan Kurumu Ankara Bölge Müdürü olarak görev yapıyor. Erzincan net haber merkezi ile özel röportajda bulunan Çelik kitabına dair sorduğumuz soruları yanıtladı.

ATAKAN ÇELİK KİMDİR?

Çelik, “Kendimi anlatırken önce “gazeteciyim” demeyi tercih ediyorum. Çünkü hayatımın çok büyük bir bölümünü gazetecilik mesleğine verdim.

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (3)

Gazetecilik hikâyem Erzincan’da, Ticaret Meslek Lisesi yıllarında arkadaşlarımla çıkardığımız Yeni Ufuk dergisiyle başladı. Ardından Erzincan’ın önemli yerel yayınlarından Doğu ve Özsöz gazetelerinde, daha sonra yerel televizyonculuğun yeni gelişmeye başladığı yıllarda Can TV’de çalışma fırsatı buldum. Erzincan benim için yalnızca gazeteciliğe başladığım şehir değil, gazeteciliği öğrendiğim ilk mekteptir.

Daha sonra Anadolu Ajansı ile yollarımız kesişti ve yaklaşık 25 yıl sürecek çok büyük bir gazetecilik yolculuğu başladı. Muhabir, editör ve yönetici olarak görev yaptım. Parlamento haberciliğinden savaş ve kriz bölgelerine kadar mesleğin farklı alanlarında çalıştım. Filistin, Irak, Suriye, Libya, Bosna, Afrika ve dünyanın farklı coğrafyalarında insanların hikâyelerine tanıklık ettim.

Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli gelişmelerini de sahada izleme imkânım oldu. Bunların içerisinde benim için unutulmaz olanlardan biri 15 Temmuz 2016 gecesidir. O gece bombaların hedefi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeydim ve Gazi Meclis'ten ilk haberleri dünyaya ulaştıran gazetecilerden biri oldum.

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (7)

Bugün Basın İlan Kurumu Ankara Bölge Müdürü olarak görev yapıyorum. Ancak hangi görevi yaparsam yapayım kendimi hâlâ gazeteci olarak görüyorum.

Çünkü gazetecilik benim için bir meslekten öte tanıklık etme sorumluluğudur. Yıllar içinde şunu öğrendim: Gazetecinin görevi yalnızca bugünü anlatmak değildir. Bugün yaşananları yarının hafızasına doğru biçimde bırakmaktır.

“Yüzyılın Tanığı” da aslında bu düşüncenin ortaya çıkardığı bir eser oldu.”

“YÜZYILIN TANIĞI” KİTABI NEYİ ANLATIYOR?

Çelik, “Kitabın tam adı “Yüzyılın Tanığı: Anadolu Ajansı’nın Asırlık Öyküsü.” Ancak ben kitabın yalnızca Anadolu Ajansı'nın kurumsal tarihini anlattığını düşünmüyorum. Aslında Anadolu Ajansı üzerinden Türkiye'nin ve dünyanın son yüz yılına bakıyoruz.

Kitabın çıkış noktasında Sakarya Üniversitesi'nde hazırladığım “Uluslararası Çok Dilli Yayıncılıkta Anadolu Ajansı'nın Rolü” başlıklı yüksek lisans tezim bulunuyor. Ancak yaklaşık dört yıllık araştırma ve yazım sürecinde çalışma tez sınırlarını çok aştı. Akademik araştırmalarımı, arşiv belgelerini ve Anadolu Ajansı'nda geçen 25 yıllık gazetecilik tecrübemi bir araya getirdim.

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (6)

Kitabın merkezindeki soru çok basit ama bence çok çarpıcı: “Bir millet neden Meclis'inden önce bir haber ajansı kurar?”

Anadolu Ajansı, 6 Nisan 1920'de, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasından 17 gün önce kuruluyor. Çünkü Mustafa Kemal ve Millî Mücadele kadroları çok önemli bir gerçeği görüyor: Savaş yalnızca cephede kazanılmıyor. Eğer kendi hakikatinizi dünyaya anlatamazsanız, başkalarının sizin hakkınızda oluşturduğu hikâyenin mahkûmu oluyorsunuz.

Bu nedenle kitapta Millî Mücadele'den Cumhuriyet'in kuruluşuna, İkinci Dünya Savaşı'ndan atom bombasına, Soğuk Savaş'tan Kore'ye, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan Bosna ve Çeçenistan'a, Irak ve Suriye'den Ukrayna'ya, 15 Temmuz'dan Gazze'ye kadar pek çok tarihsel kırılmayı haber, propaganda, dezenformasyon ve hakikat mücadelesi ekseninde ele aldım.

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (5)

Kitabın temel cümlelerinden biri de şudur: “Her çağ kendi hakikat sınavını verir.”

1920'de bu sınav telgrafla veriliyordu. Bugün sosyal medya, algoritmalar, yapay zekâ ve dezenformasyon üzerinden veriliyor. Teknoloji değişiyor ama hakikat mücadelesi devam ediyor.

Bu nedenle “Yüzyılın Tanığı” benim gözümde bir kurum tarihinden çok, bir milletin dünyaya kendi sesiyle konuşma iradesinin ve gazeteciliğin yüz yıllık hakikat mücadelesinin hikâyesidir.”

KİTABI YAZARKEN SİZİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN VEYA “BUNU MUTLAKA ANLATMALIYIM” DEDİĞİNİZ OLAY NEYDİ?

Çelik, “Beni en fazla etkileyen konulardan biri Anadolu Ajansı'nın TBMM'den 17 gün önce kurulmuş olmasıdır.

Bu bilgiyi elbette mesleğin içinde olan insanlar biliyor. Fakat üzerinde düşünmeye başladığınızda bunun sıradan bir kronolojik bilgi olmadığını görüyorsunuz.

Ankara'da henüz Meclis açılmamış, yeni devletin kurumları oluşmamış, Millî Mücadele devam ediyor. Buna rağmen Mustafa Kemal, Halide Edip ve Yunus Nadi bir haber ajansının kurulmasını hayati görüyor.

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (1)

Kendime şu soruyu sordum: “Devletini henüz kurmamış bir millet neden önce haber ajansını kurar?”

Cevabı kitabın da ruhunu oluşturdu: Çünkü hakikatinizi anlatamıyorsanız mücadelenizi de dünyaya anlatamazsınız.

Araştırmalar ilerledikçe bunun yalnızca 1920'ye ait olmadığını gördüm. İkinci Dünya Savaşı'nda propaganda, Soğuk Savaş'ta bilgi savaşı, Bosna'da dünyanın uzun süre seyirci kaldığı insanlık dramı, Irak'ta savaşın meşrulaştırılmasında kullanılan bilgi, 15 Temmuz gecesi iletişim ve bugün Gazze'de yaşananlar...

Yöntemler değişiyor ama bilginin gücü değişmiyor.

Özellikle Gazze bölümünü yazarken bu tarihsel çizginin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hissettim. Gazeteciler hayatlarını kaybetme pahasına dünyaya yaşananları göstermeye çalışıyor. Bir gazeteciyi susturmak bazen yalnızca bir insanı susturmak değildir; bir toplumun tanığını ortadan kaldırmaktır.

Bu yüzden kitabımı Gazze'de hakikati göstermek isterken hayatını kaybeden basın şehitlerine ithaf ettim.

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (2)

Kitabı yazarken vardığım belki de en önemli sonuç şuydu: Tarih yalnızca yaşananlardan oluşmuyor; kayda geçirilebilenlerden oluşuyor. Eğer gazeteci kaydetmezse insanlığın hafızasında büyük boşluklar kalıyor.”

GAZETECİ ARKADAŞLARIMIZA TAVSİYELERİNİZ NEDİR?

Çelik, “25 yılı aşkın meslek hayatımdan sonra genç gazeteci arkadaşlarıma söyleyeceğim ilk şey şu olur:

Merakınızı hiçbir zaman kaybetmeyin. Gazeteciliğin teknolojisi değişebilir. Gazete yerini internete, fotoğraf makinesi cep telefonuna, klasik haber merkezi dijital platformlara bırakabilir. Bugün yapay zekâyı konuşuyoruz, yarın bambaşka teknolojileri konuşacağız.

Ama iyi gazetecinin üç özelliği hiçbir zaman değişmeyecek:

Merak etmek, soru sormak ve doğrulamak. İkinci olarak çok okumalarını tavsiye ederim. Sadece gündemi değil; tarihi, siyaseti, sosyolojiyi, edebiyatı ve dünyayı okumalılar. Çünkü arka planını bilmediğiniz bir olayın yalnızca fotoğrafını çekebilirsiniz; anlamını anlatamazsınız.

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (2)33

Bir başka tavsiyem de sahadan kopmamalarıdır.

Ben gazeteciliği Erzincan sokaklarında öğrendim. Daha sonra savaş bölgelerinde, Meclis koridorlarında, dünyanın farklı coğrafyalarında aynı şeyi gördüm: Gazetecilik masa başında tamamlanabilecek bir meslek değildir. İnsanla temas etmek gerekir.

Ve elbette çağımızın en büyük meselelerinden biri dezenformasyon. Bugün haber çok, bilgi çok, görüntü çok ama güvenilir bilgiye ulaşmak giderek zorlaşıyor. Bu nedenle geleceğin gazetecisini farklılaştıracak şey hızdan önce güvenilirlik olacaktır.

Genç arkadaşlarıma şunu söylemek isterim: İlk haberi veren olmak önemlidir ama doğru haberi veren ve yıllar sonra haberi hâlâ güvenle okunabilen gazeteci olmak çok daha değerlidir. Çünkü gazetecinin en büyük sermayesi takipçi sayısı, makamı ya da unvanı değildir. İtibarıdır.”

KİTAP YAZMAK MI, GAZETECİLİK YAPMAK MI?

Çelik, “Ben ikisini birbirinden ayırmıyorum. Hatta “Yüzyılın Tanığı”nı yazdıktan sonra bunu daha iyi anladım. Gazetecilik anın tanıklığıdır, kitap ise o tanıklığın hafızaya dönüşmesidir. Gazeteci bugün yaşananı kaydeder. Kitap yazarı ise bazen yıllar sonra o kayıtları yan yana getirerek büyük resmi görmeye çalışır.

Ben Erzincan'da ilk haberlerimi yazarken bir gün Anadolu Ajansı'nın tarihini anlatan bir kitap yazacağımı bilmiyordum. Filistin'de, Irak'ta, Suriye'de, Bosna'da ya da Afrika'da haber peşinde koşarken de bütün bu tanıklıkların bir gün bir kitabın düşünce dünyasını besleyeceğini bilmiyordum.

Ama bugün geriye baktığımda hepsinin aynı yolculuğun parçaları olduğunu görüyorum.

Bu nedenle bana “Gazetecilik mi, kitap yazmak mı?” diye sorulduğunda cevabım:

Erzincanlı Bölge Müdürü Ve Gazeteci Çelik, Kitabını Okurla Buluşturdu (1)33

Önce gazetecilik.

Çünkü benim yazarlığımı besleyen kaynak gazeteciliktir.

Gazetecilik bana insanı, sokağı, savaşı, barışı, devleti, siyaseti ve en önemlisi hayatı öğretti. Kitap ise bütün bunların üzerinde düşünme ve geride kalıcı bir iz bırakma imkânı verdi.

Erzincan Ticaret Meslek Lisesi'nde Yeni Ufuk dergisiyle başlayan yolculuğun, yıllar sonra “Yüzyılın Tanığı”na ulaşması benim için bunun en güzel örneğidir.

Belki de bütün meslek hayatımı tek cümleyle anlatmam gerekirse şöyle söylerim:

Gazetecilik bana tanıklık etmeyi öğretti; “Yüzyılın Tanığı” ise tanıklıklarımızı gelecek kuşaklara bırakmanın da bir sorumluluk olduğunu gösterdi.”

ERZİNCAN’DAN DÜNYAYA UZANAN BİR GAZETECİLİK HİKÂYESİ: YÜZYILIN TANIĞI

Çelik, “Atakan Çelik’in Ticaret Meslek Lisesi sıralarında Yeni Ufuk dergisiyle başlayan gazetecilik yolculuğu, Erzincan’ın yerel gazetelerinden televizyon ekranlarına, oradan Anadolu Ajansı’nda geçen çeyrek asra ve nihayetinde “Yüzyılın Tanığı: Anadolu Ajansı’nın Asırlık Öyküsü” kitabına uzandı. Bugün geriye dönüp baktığında ise bu uzun yolculuğun başlangıç noktasında hâlâ aynı şehir duruyor: Erzincan.

Bazı şehirler insanın doğduğu, büyüdüğü ya da bir süre yaşadığı yer olmanın çok ötesindedir. İnsanın hayatının yönünü değiştirir, ona bir meslek, bir ideal ve bazen de ömür boyu taşıyacağı bir bakış açısı kazandırır.

Benim gazetecilik hikâyemde Erzincan tam olarak böyle bir şehirdir.

Bugün geriye dönüp baktığımda; Anadolu Ajansı’nda geçen 25 yıllık meslek hayatımın, savaş ve kriz bölgelerinde yaptığım gazeteciliğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tanıklık ettiğim tarihi hadiselerin ve nihayetinde “Yüzyılın Tanığı: Anadolu Ajansı’nın Asırlık Öyküsü” kitabının ilk satırlarının aslında yıllar önce Erzincan’da yazılmaya başladığını düşünüyorum.

Çünkü gazeteciliğe dair ilk heyecanımı, ilk haber sevincimi ve bir şehre gazetecilik yoluyla hizmet edebilmenin ne anlama geldiğini Erzincan’da öğrendim.”

Muhabir: Haber Merkezi - A