Erzincan’ın tarihî dokusuyla öne çıkan ilçesi Kemah’ta bulunan Gülabibey Camii, 15’inci yüzyıldan günümüze ulaşan mimarisiyle bölgenin en kıymetli kültür varlıkları arasında yer alıyor. Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinin izlerini aynı yapıda bir araya getiren cami, hem inanç turizmi hem de kültürel miras açısından önemli bir değer taşıyor.
Akkoyunlu beylerinden ve aynı zamanda Erzincan Valisi olan Gülabibey tarafından 1454 yılında inşa ettirilen cami, ilk yapıldığı dönemde kare planlı olarak tasarlandı. Yapımında ahşap ve taş malzemenin birlikte kullanıldığı yapı, 12 direk üzerine oturan özgün mimarisiyle dikkat çekiyor. Bu özellik, dönemin Doğu Anadolu cami mimarisinde nadir görülen örnekler arasında yer almasını sağlıyor.
Zaman içerisinde Kemah’ın sosyal ve dini hayatındaki önemini koruyan Gülabibey Camii, 1837 yılında önemli bir değişim geçirdi. Çaba beylerinden Hacı Bilal Ağa tarafından yapılan ilaveyle caminin avlu kısmı genişletildi ve yapı dikdörtgen planlı bir forma kavuştu. Bu ekleme, caminin hem kapasitesini artırdı hem de Osmanlı dönemine ait mimari anlayışın yapıya yansımasını sağladı.

Tamamı kesme taştan inşa edilen caminin 25 metre yüksekliğindeki minaresi, Kemah siluetinde bugün de belirgin bir yer tutuyor. Caminin en dikkat çekici unsurlarından biri ise farklı tarihlere ait üç ayrı kitabenin yapıda bulunması. Bu kitabeler, caminin geçirdiği onarımları ve tarihsel sürecini belgeleyen önemli yazılı kaynaklar arasında yer alıyor.
Gülabibey Camii’ni yalnızca mimari açıdan değil, manevi değeri bakımından da özel kılan unsurlardan biri, cami bünyesinde muhafaza edilen Sakal-ı Şerif emaneti. Bu kutsal emanet, camiyi Kemah ve çevre yerleşimler için önemli bir ziyaret noktası haline getiriyor.
Günümüzde erişilebilir cami statüsünde olan Gülabibey Camii, hem ibadet hem de kültür-sanat turizmi açısından Erzincan’ın öne çıkan tarihî yapıları arasında bulunuyor. Asırlardır ayakta kalan bu yapı, Akkoyunlu’dan Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı geçmişiyle Kemah’ın kültürel belleğini canlı tutmaya devam ediyor.





