Müslümanlar arasına atılan en büyük fitne, alt kimlikler oluşturmaktır. Alt kimlikler adeta tek devlet anlayışına bir isyan hareketi olsa gerektir.
TEK KİMLİK: İSLÂM’IN SOSYAL SÖZLEŞMESİ
“Alt kimlik, ümmetin bedenine saplanmış hançerdir.”
Müslümanlar arasında, alt kimlikler oluşturularak fitne tohumları ekilmiştir. Böylece Müslümanlar paramparça hâle getirilmiştir. Oysa İslam, kavmiyetçiliği kaldırmıştır. Aşiret ve kabile gibi alt kimlikleri de ortadan kaldırmıştır. Peygamberimizin vefatından sonra sinsi, hatta masum gibi görünen planlarla İslam’ın birleştirici yapısı parçalanmış, modern anlamda yeni alt kimlikler üretilmiştir. İslam’ın tek kimlik ilkesi yozlaştırılmış, farklı isimler altında eski cahiliye dönemine dönülmüştür.
Alt kimliklerin tuzağı: modern çağın kabileleri
Eski klasik dönem kabile ve aşiret anlayışı bugün modern kavramlarla devam ettirilmiştir. Müslüman üst kimliği altında alt kimlikler oluşturulmuş, bu bölünme masum gösterilmeye çalışılmıştır. İzlenilen sosyal siyasetle Müslümanları birbirleriyle çatıştırmayı başarmışlardır. Müslümanlar bilim ve teknolojiyle uğraşmak yerine birbirleriyle uğraşmış, üretim yerine tüketim kavgasına düşmüşlerdir. Kavram savaşları, fikir cepheleri oluşturulmuştur. Müslümanlar bu kavramsal savaşlarla meşgul olurken düşmanları atı alıp Üsküdar’ı geçmişlerdir. Yazıktır, günahtır.
Müslüman kimliği: Kur’an’ın verdiği tek kimlik
Oysa Allah (cc) insanlara yalnızca tek bir kimlik vermiştir: هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ (Hac, 22/78). Kur’an bu kimliği “Müslüman” olarak adlandırmıştır. Müslüman yalnızca bu kimlikle yaşar, yalnızca bu kimlikle kabre girer. Ne yazık ki bugün birçok Müslüman asli kimliğini kaybetmiş, alt kimlikleri öncelemiştir. Toplum içinde bu alt kimlikleriyle dolaşır olmuş, İslam’ın verdiği kimliği adeta değiştirmiştir. İslam’ın birleştirici “ümmet” anlayışı, alt kimliklerin bölücü kimliğiyle yer değiştirmiştir.
Kapitalizmin kimlik gaspı
Bugün Müslümanların kimlik bilinci, kapitalizmin elinde adeta rehin alınmıştır. Dini kavramlar, markalaşmış sembollere; ibadetler, vitrin süsüne dönüşmüştür. Kapitalizmin kimlik politikası, insanı tüketici kimliğiyle tanımlamakta; kulluğu, tüketime endekslemektedir. Müslüman, kendisini artık Allah’a göre değil, markasına göre tanımlar hâle gelmiştir. İslam toplumları, adalet üretmek yerine gösteriş üretmeye başlamıştır. Para, modern çağın yeni “ilahı” olmuş; güç, takvanın yerini almıştır. Kapitalizm, ümmetin ruhundan kimliğini söküp almıştır.
Cami dayanışmadan kopunca, toplum dağılır
İslam’ın ilk döneminde camiler yalnız ibadet mekânı değil, aynı zamanda meşveret, dayanışma ve adalet merkezleriydi. Bugün o ruh kaybolmuştur. Cami duvarları yükselmiş, kalpler arasındaki köprüler yıkılmıştır. Namaz dayanışması şekle indirgenmiş, toplumsal yardımlaşma bilinci zayıflamıştır. Mihrap yerinde duruyor ama meşveret yok; minare göğe yükseliyor ama adalet yere düşüyor. Camilerde dertleşmek yerine yarışmak, konuşmak yerine susmak hâkim olmuştur. Cami dayanışmasından kopan toplum, tevhidin sosyal ruhunu kaybeder.
İnsan merkezli medeniyet çağrısı
İslam insan merkezli bir dindir. Aşiret, kabile, cemaat ya da parti temelli yapılanmalar, tevhidî düşünceyi zedeler. Bugün yeniden insan merkezli bir medeniyet tasavvuruna dönmek zorundayız. Nakıs devlet anlayışından kâmil devlet anlayışına geçilmeli; devlet içinde devletçiklere, kurum içinde kliklere izin verilmemelidir. Her Müslüman, ümmet bilinciyle hareket etmeli; “biz” demenin ahlâkını yeniden kuşanmalıdır. Aşiret ve kabile odaklı değil, insanı esas alan bir Türkiye kurulmalıdır. İktisadi adaletten sosyal adalete kadar her alanda insana dokunan bir yapı inşa edilmelidir.
İslam’ın yüce gayesi: adil bir dünya
İslam bir medeniyet dinidir. Onun gayesi, adil bir dünya kurmaktır. İslam güneş gibidir; ırk, renk, dil ayırt etmeden herkesi ısıtır. Onu yüzeysel anlayan toplumlar, cenazelerinin kalabalığıyla, kabir taşlarının gösterişiyle övünür. Oysa İslam, dünyalık çıkar için “Allah” demeyecek kadar asil bir dindir. Bu din, insanı da asil insan yapmak için gönderilmiştir. Gerçek Müslüman, kimliğini Allah’a adar; aidiyetini menfaatle değil, adaletle tanımlar. Çünkü tek kimlik, tevhidin yeryüzündeki adıdır.