Bir gün Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir. Oyun basittir. Kıssadan hisseye nasibimizi alalım.
Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar;
“Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.”
Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır.
İşte o anda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar.
Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar.
Aldığı cevap hayli manidardır:
“Biz ‘ubuntu’ yaptık. Yarışmış olsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve birinci olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa bizi ubuntu yaparak hepimiz yedik.
Ubuntu; Güney Afrika’da, “Ben, biz olduğumuz zaman ben’im” demektir.
Bu kıssadan alacak epeyce hissemiz olmalı.
Kişisel açıdan bakıldığında; birilerini ağlatırken gülmek veya bir başka deyimle başkalarının mutsuzluğu üzerinden mutluluğu yakalamak mümkün değildir.
Hani bizde, “ağlayanın malı gülene fayda etmez” diye bir söz vardır.
Başarı ve mutluluk paylaşıldıkça artar ve güzelleşir.
Toplumsal açıdan bakıldığında; başarıya giden yol, birlik ve dayanışmadan geçer.
Bu durum, kurumsal anlamda başarının ekip ruhuyla mümkün olabileceğini gösterir.
Öbür yandan, millet olarak müreffeh ve huzurlu bir toplum olmanın sırrının da ortak değerler etrafında kenetlenmekten geçtiğini bize hatırlatır.
Global anlamda meseleye bakıldığında bugün dünyadaki en büyük sorunun, bencillik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik yüzünden milyonlarca insanın sefil bir hayata mahkûm edildiği anlaşılmaktadır.
Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” zihniyetiyle gelip toslanan yer burası maalesef.
Kişisel çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen emperyal güçler, mazlum ve mağdurun gözyaşına aldırmadan her türlü pervasızlığı yapmaya devam etmektedir.
Onlar bu hainliklerini elbirliğiyle yaparken, mazlumun ve mağdurun sesi olduğunu iddia edenlerin dağınıklığı zulmün artarak devamını getirmektedir.
Bu noktada hamasi nutuklar yerine, “ubuntu” mantalitesiyle “ben” likten çıkıp “biz” liğe doğru safları sıklaştırmaktan başka çare görünmemektedir.
İnsanlık ne zaman insanlığını hatırlayıp kötülüğe “dur” diyerek iyiliğe hep birlikte koşarsa, o zaman hakkaniyetle dünya nimetlerinden yararlanacaktır.
Din ve insanlık da bunu gerektirmiyor mu?