BİR BELA TÜNELİNİN AĞIR İMTİHANI

EY NEBİ...! Sen gittin gideli kışta kaldık üşüyoruz.

Acı ve çileler insanları eğitiyor. İnsanı çocukluktan olgunluğa iletiyor. Kamil ve sistematik düşmeye sevk ediyor. Naslar, “sizden öncekilerin başlarına gelenler, sizlerin başına gelmeden cennete gireceğinizi sanıyorsunuz” buyuruyor. “Onlar öyle, kıtlık, sarsıntı ve sıkıntı uğradılar ki  ( Resulüne) Allah’ın yardımı ne zaman diyorlardı.” مَتَىنَصْرُاللّهِ Medeniyet ve hukuk yolunda en büyük çileyi Peygamberler çekmişlerdir. Acı çekmeyenin eğitilmesi ve insan olması da mümkün olamamıştır. Desene tarihteki çilehaneler bunun birgöstergesidir. Bugün de acıların eğittiği gurbet çocukları.

Demek insanları insan yapan acılardır. Öyle ki acıların çocuklarının mukavemeti çok daha farklıdır. Bugün eğitimin yerini acılar mı aldı bilemiyorum. Acıların eğittiği toplumlar ancak medeniyeti yakalamışlardır. Tarihten günümüze liderler ve eğitimli insanlar, adeta acıların doğurduğu çocukladır. Desene derman arariken derde gark olduk. Bugün insanların acılarına adeta narkoz verildiğini görmekteyiz.

Suç ve cezada denge ne demektir! Kısas denge midir? Suç ve cezada denge ne demektir! Kısas denge midir?

Ya Resulellah…! Sen gittin gideli yetimler ve yoksullar çoğaldı. EY NEBİ...! Yalnızlığı dost bilenler. Başını öne eğenler. Başını kaldırıp da görenler mutlu sansın diyenler. Yüreğine kor düşse de yarasını gizli sarıp bağlayanlar. Yaşamında gündüz gülüp gece gizli gizli ağlayanlar. Dört mevsim yaşayanla kışta gelip dallarına don vuranlar. Öyle ki nice umutların yollarına düşülmüş, yollarında umutlar çaresiz perişan edilmiş insanlar ve gençler.!Selam sana ey NEBİ... Selam sana MUHAMMED (sav). Bugün dünden sana daha muhtacız. Anladık ki taşa tohum ekilmezmiş EY NEBİ.

Ya Resulellah..! Sen gittin gideli kışta kaldık üşüyoruz. İnsanlar bakışlarını uzaklara çevirmişler. Uzaklardan cevap gelmeyince kendileri tevazu gösterip uzaklara gidiyorlar. Bugün tüm insanlık ağlıyor. Kimi maddi, kimi manevi yaradan. Kimi çaresiz, kimi bin bir beladan. Sevdiğimiz insanlara bile sözümüz geçmiyorsa, sevginin de bağışı yapılır mı bilemiyorum.

Her gün bir önceki günü arzulayan duyguların depremi tsunami yaratmışa benziyor. Öyle ki musibet dalgaları kıyılarımızı dövdükçe dövüyor. Çaresiz mustazafların dertlerine derman bulmak söyle dursun, yaraları hep kanıyor. Zübeyir bin Avvam gibi toplum yaranızı mı gördü. Kim duydu..! Kimbildi..! Kimanladı..! Belki bir gün..! Heyhat. Desene maddi üretimden çok kutsal kavram ve insan üretmişiz.

Hani tarihte Zübeyir b Avvam,  arkadaşlarına yaralarımı mı gördünüz demişti. Sahabe evet yaralarını gördük demişlerdi. Biz de bugün toplumda yasayan ölüleri, yaralıları görüyoruz. Desene dünya bizlere yetmiyor. Sığmıyoruz dünyaya galiba. Öyle ki dıştan ve içten iradeye baskı yapan sebepler mi var bilemiyor.

Hani biz bir ailenin çocuklarıydık. Tasavvufta, tarikatta, cemaatte, cemiyette ben idik biz idik. İyide kötüde, günahta, sevapta ben idik, biz idik. Ben senin, sen de benim içindin. Kardeşinde yok olup tevhit olmuştuk. Hani yasamız, birbirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz? buyurmuştu.  Buyurun cennet için ER KİŞİ NİYETİNE…! Saygılarımla. Prof Dr Hadi Sağlam