İnsanlık tarihinin en eski adalet yarası mirastır. Zayıfın sesi boğulmuş, güçlü olanın payı kanun yapılmış; örf çoğu zaman hakkın üstüne gölge düşürmüştür.

KIZ ÇOCUĞUNU MİRASTAN DÜŞÜRMEK, ARŞI TİTRETEN İSYANDIR

“‘لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ… وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ (Erkeklere bir pay vardır; kadınlara da bir pay vardır)’ ilâhî anayasanın değişmez hükmü, ‘لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ (Erkeğin payı iki kız payıdır)’ klasik sorumluluk dengesine göre konmuş şer‘î yasa iken; kadının mirasını eksiltmek, bir malı değil Allah’ın kelâmını kesmek, adaletin direğini yıkmak ve kişinin kendi kıblesini zulmün karanlığına çevirmesidir. Böylesi bir cürüm, insanların gözünde basit bir pay kaydırması gibi görünse de semanın nazarında büyük bir isyandır; zira kız çocuklarının mirasını düşüren el, Arş’ın adaletini titreten bir zulme imza atar, hakikati örter ve insanı kendi Rabbi karşısında sessiz bir zalime dönüştürür. İlâhî hükmün farz kıldığı payı yok saymak, hukuku delmekten değil; bizzat adaletin kalbini paramparça etmekten ibarettir.”

İnsanlık tarihinin en eski adalet yarası mirastır. Zayıfın sesi boğulmuş, güçlü olanın payı kanun yapılmış; örf çoğu zaman hakkın üstüne gölge düşürmüştür. Kur’ân ise bu alanı beşerî alışkanlıkların karanlığına bırakmamış; tarihin en kesin hukuk cümlelerinden biriyle anayasal üst normu indirmiştir: “‘لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ… وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ (Erkeklere bir pay vardır; kadınlara da bir pay vardır)’” (Nisâ 4/7). Bu hüküm bir kültür yorumu değil, doğrudan Allah’ın iradesiyle belirlenmiş insanlık anayasasıdır. Ne var ki Müslüman toplumların önemli bir kısmı bu anayasal niteliği unutmuş; kadının mirasını örfün paslı terazisinde hafifletmiştir. Sorun ayetin açık olmayışı değil; zihnin hak ile gelenek arasındaki farkı karıştırmasıdır.

1. ANAYASAL ÜST NORM: KADIN MÜLKİYETİN ÖZNESİDİR

Kur’ân’ın “‘وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ (Kadınlara da bir pay vardır)’” hükmü, kadın mülkiyetinin başlangıç noktasıdır. Bu beyan yalnızca bir pay tesbiti değil, tarihte ilk kez kadının ekonomik özne oluşunu ilâhî teminat altına alan bir üst hukuk normudur. Kadını mirastan mahrum eden tüm uygulamalar, bu anayasal kuralın açık ihlalidir. Kur’ân’ın nazarında bu ihlalin adı basit bir hata değil; örtme (küfr etme) fiilidir. Bugün hâlâ Müslüman toplumların geniş bir bölümünde kadın mirasının tartışılıyor olması, ayetin değil; zihniyetin eksikliğini gösterir. Üst norm değişmez; değişen yalnız toplumun bakışıdır.

2. ŞER‘Î ÖZEL NORM: SORUMLULUK–HAK–ÖDEV DENGESİNİN TARİHSEL KARŞILIĞI

Kur’ân’ın ikinci hükmü olan “‘لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ (Erkeğin payı iki kız payı kadardır)’” (Nisâ 4/11), evrensel ilkenin altında yer alan özel bir yasal düzenlemedir. Bu hüküm, erkek–kadın arasındaki hak farkından değil, klasik dönemin sorumluluk farkından doğmuştur. Erkek; aile nafakasını karşılamak, mehir vermek, diyet ödemek, evin ekonomik sorumluluğunu taşımak ve savaş yükümlülüğüne tabi olmakla sorumluydu. İki pay, bir imtiyaz değil; çok daha ağır yükün karşılığıydı. Bugün ise modern sosyal yapıda nafaka, ekonomik taşıyıcılık, savaş ve güvenlik yükümlülükleri büyük oranda devlet yapısına devredilmiş, sorumluluk dengesi değişmiştir. Bu nedenle çağdaş tartışmalar, klasik özel normun bağlamından koparılarak bugüne taşınmasından doğmaktadır.

Nitekim İslam Fıkıh Akademisi (Majmaʿ al-Fiqh al-Islâmî) de 1990’lardan itibaren aldığı kararlarında, miras paylarının klasik dönemdeki sosyal yükümlülük yapısına göre şekillendiğini; modern dönemde sorumlulukların değişmesiyle bazı meselelerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Majmaʿ al-Fiqh al-Islâmî, Karar No: 109/6/12). [Dipnot: Akademi, pay oranının Kur’ân nassı gereği sabit olduğunu, fakat sorumlulukların modern hukuk sistemlerinde yeniden tanımlandığını ifade eder.]Kur’ân’ın özel düzenlemesini yanlış yere koyan bugünkü tartışmaların temel sebebi işte budur: Sorumluluklar yeniden tanımlanmış, fakat hükmün metodolojisi unutulmuştur.

3. NORM HİYERARŞİSİNİN UNUTULMASI: TARTIŞMANIN KAYNAĞI

Kadın mirası “tartışmalı” değildir; tartışmalı olan, yanlış okuma biçimidir. Üst norm olan “kadın ve erkek pay sahibidir” hükmü görülmeden, yalnız özel düzenleme tartışmaya taşınmıştır. Oysa hukuk bir bütün olarak işler. Bir sistemin tek maddesi bağlamından koparıldığında adalet bozulur. Bugün “İslâm mirası adaletsizdir” diyenler aslında İslâm’ın kendisini değil; metodolojik kopukluğu eleştirmektedir. Hüküm değil, okuma yanlışsa sonuç da yanlıştır.

4. KLASİK–MODERN DÖNÜŞÜM: SORUMLULUKLAR DEĞİŞTİKÇE TARTIŞMA KAÇINILMAZDIR

Klasik dönemde ekonomik yükün neredeyse tamamı erkek üzerindeydi; bugün ise sosyal devlet, sigorta sistemleri, çalışma hayatı, aile hukuku ve nafaka dengesi bambaşka bir çerçeveye oturmuştur. Dolayısıyla klasik özel normun bugüne birebir taşınması değil; bağlamının anlaşılması gerekir. Modern hukuk sistemlerinde kadın–erkek sorumluluk mimarisi değişmişse tartışma kaçınılmazdır; fakat bu tartışma Kur’ân’ın üst normunun değil, alt normun bağlamının yeniden düşünülmesi üzerinden yürümelidir.

İslam Fıkıh Akademisi de 2019’da yaptığı toplantıda, sorumluluk-hak-ödev ilişkisinin modern toplumlarda değiştiğini ve Müslüman hukukçuların konuları “nass–bağlam–sorumluluk” üçlüsü içinde yeniden ele alması gerektiğini belirtmiştir (Karar No: 256/21/3). [Dipnot: Akademi, pay oranını değiştirme yetkisi olmadığını fakat aile yükümlülüklerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurgular.]

5. TARİHTE EN ÇOK İHLAL EDİLEN EMANET: KADININ MİRASI

Kadının mirası tarih boyunca en çok ihlal edilen ilâhî emanet olmuştur. “Evlenecek”, “nasıl olsa mehir alacak”, “mal erkek evladı güçlendirir” gibi gerekçelerle kadın sistemli biçimde dışlanmıştır. Bu gerekçeler Kur’ân’ın değil; kültürün ürünüdür. Kur’ân’ın farz kıldığı payı örtmek, haksızlık değil; ilahî farza karşı duruştur. Bugün kadınların mirastan feragat etmeye zorlanması, “ayıp olur” baskısıyla paydan vazgeçirilmesi Kur’ân’ın üst normuna yapılmış en büyük ihanettir. Bu ihmalin adı, Kur’ân’ın terminolojisiyle örtme (küfr) fiilidir.

6. KIBLE METAFORU: HAKKI ÖRTEN İNSAN YÖNÜNÜ DE ÖRTÜYOR

Kıble, adaletin yönüdür. Zayıfın hakkını gasp eden kişinin yüzü görünüşte kıbleye dönse bile hakikatte kalbi dönmemiştir. Hakkı örtmek, yönü kaybettirir. Kızının mirasını vermeyen, kıblesini de örter; çünkü kıble haktır, zulüm değildir. Bu metafor, yalnız teolojik değil, sosyolojik bir gerçektir: Adaleti çiğneyen topluluk yön duygusunu, adalet pusulasını, Allah’ın gösterdiği istikameti kaybeder.

SONUÇ: İslam’ın mirası adaletlidir; sorun uygulamada ve sorumluluk algısında yatmaktadır. Kur’ân’ın miras sistemi iki sütun üzerine kuruludur:1) Üst Norm –‘وللنّساء نصيبٌ… (Kadınlara da bir pay vardır)’2) Özel Norm –‘للذكر مثلُ حظّ الأنثيين (Erkeğe iki kız payı)’”Bugün tartışmanın sebebi hükmün kendisi değil; sorumlulukların yeniden tanımlanmış olmasına rağmen hükmün bağlamının unutulmasıdır. İslâm mirası adildir; adaletsiz olan Müslüman toplumların uygulaması ve kültürel tortuları olmuştur. Kadının mirası bir “pay” değil; Allah’ın emanetidir. Bu emanete ihanet eden, yalnız hakkı değil, kendi kıblesini de örtmüş olur.