Deftere, kaleme gerek kalmadı; ben seni gönlüme yazdım bir kere. Bu seven yüreğim sana doymadı, sensiz kalmaya hiç alışmadı; seni ölümüne sevdim bir kere, başka sevgiye yer kalmadı. Adını anınca titreyen bu kalp, seni sevmeyi iman bildi; senden sonra hiçbir aşka razı olmadı ya Resûlallah.

YUNUS–MEVLÂNÂ DAMARINDA BİR TESLİMİYET METNİ

Ben seni istemeye geldim. Başka bir dileğim yok. Gül dedikleri kokusuyla güldür; kokusu yoksa diken olur bana. Bahar açsın ama senin adınla açılsın; adın düşmemişse yaprağına, o bahar içimde kıştan ağır gelir. Gün doğsun ama senin yüzün gibi doğsun içime; yoksa gecenin karasına razıyım. Yağmur rahmettir derler; rahmeti senden öğrendim. Senin merhametin değmediyse damlasına, o yağmur yalnızca ıslatır, diriltmez. Rüzgâr esse ne olur, senin nefesin gibi dokunmuyorsa gönlüme. Yıldızlar dolsa semaya, biri bile sana yanmıyorsa, o gök başıma yıkılsın. Ben seni söylemeyen ışığı istemem.

Yunus der ki: “Benim işim sevi için.” Benim de işim budur. Bülbül öterse seni söylesin; senden okumuyorsa suskunluk yeğdir bana. Çünkü söz çoktur, hakikat az. Kalbim çok ses duydu, az nur gördü. O yüzden sustum; seni işitmek için. Sıla sensin. Bir yer değil, bir yüz; bir yön değil, bir nur. Senin olmadığın yer gurbet olur, vatan bile olsa. Bana vaha sunmasınlar, seni göremediğim suyu istemem.

Seninle çekilen susuzluk bile şaraptır; sensiz içilen her şey seraptır. Yol dedikleri yürümek değil; varmak meselesidir. Sana çıkmayan yolu istemem. Ayağım kanasa yürürüm, dizim kırılsa sürünürüm; ama sonu sana çıkıyorsa yürürüm. Sen neredeysen orası doğrudur; sen yoksan her yön sapmadır. Ben seni istemeye geldim. Başka bir talebim yok. Sevda buysa yanayım, yanmak buysa kül olayım; ama senden gayrı bir ateşle yanacaksam, bu kalbi de istemem.

İSTEMEM.!

Ben sensiz olan hiçbir şeyi istemem. Bunu söylemek kolay değil; ama söylememek daha ağır. Kokmayan gülü neyleyeyim? Bahar gelse ne fayda, senin adın düşmemişse üstüne. Gün doğsa ne olur, senin yüzün gibi doğmuyorsa içime. Dünya sensizse dar gelir; dar gelir, nefesimi keser. Yağmur yağar, rüzgâr eser… Ama senin tenine değmeden gelen her şey eksiktir. Rahmeti senden öğrendim. Senin merhametin değmediyse damlasına, o yağmur yalnızca ıslatır. Yıldızlar parlar; ama sana yanmıyorsa biri bile, o semayı başıma yık. Ben seni söylemeyen ışığı istemem.

Bülbül öter derler. Ötsün… Ama seni okumuyorsa susayım. Çünkü kalbim yoruldu. Çok ses duydu, az hakikat gördü. Sustukça seni aradım. Senin adın anılmadan çıkan her söz, içimde yaradır. Sıla sensin. Bir şehir değil, bir ev değil; sensin. Senin olmadığın yer gurbet olur, vatan bile olsa. Bana vatan demesinler, eğer senin kokun yoksa toprağında. Sen Medine’deyken dünya yakındı; sen yokken her yer uzak.

Vahalar sunsalar önüme, seni göremediğimse istemem. Çölünü isterim ama sensiz suyu istemem. Seninle çekilen yokluk rahmettir; sensiz bolluk kalbi boğar. Sen açken tok olmak yakışmaz bana. Sen ağlarken gülmek ağır gelir. Yol… Yol yürümek değildir. Varacağın yer meselesi. Sana çıkmayan yönü istemem. Düz olsa ne olur, kısa olsa ne olur; sen yoksan o yol beni kaybettirir. Ayağım kanasın razıyım; yeter ki sana varsın. Ben sensiz olan her şeyi geride bırakıyorum. Kokmayan gülleri… Yanmayan yıldızları… Seni anmadan konuşan dilleri… İstemem. Hiçbirini istemem. Çünkü seni isteyen bir kalbe, başka hiçbir şey sığmaz.