Tarihten bugüne savaş bitmedi; dünya savaş dünyası oldu. Birinci savaş yetmedi, ikinci savaş yetmedi; desene insanlık üçüncüsüne doğru koşuyor. Çünkü “Allah’ın kabulü üçtür.” İnsanlık üçüncü büyük imtihanını yaşamadan olgunlaşmayacak gibi görünüyor.
1. Üç Savaş, Üç Uyanış: Allah’ın Kabulü Üçtür…
Mazlumların ahı göğe yükseldi, çocukların çığlığı okyanusları bile utandırdı. Bebekler balıklar gibi denizlerden çıkarılıyor, binlerce çocuk kayboluyor, kimse nereye götürüldüklerini bilmiyor. Bu zulümden arş titriyor. Devlet devletlere, işveren işçiye, zengin fakire, güçlü zayıfa zulmediyor. Zulüm artık paslı vicdanların günlük rutini hâline geldi. Avrupa, Amerika, Çin ve büyük güçler mazlumlar üzerinde adeta bir “zulüm piyasası” kurdular. Dünya yeni doğumlara gebedir; yeni savaşlara ve yeni hesaplaşmalara doğru gidiyoruz. Gıda bozuldu, nesil bozuldu, şehirler gazlandı, ekosistem zehirlendi. Savaş insanların günahıdır; devletlerin günahıdır. Ve bu günahların bedeli ödenecektir.
2. Bugünün Harbi: Ahlaksız Devletlerin Leş Kavgası
Modern savaşlar, ahlakını kaybetmiş devletlerin çıkar savaşlarıdır. Dünün savaşlarının sebebi din, toprak veya kabileydi; bugünün savaşları petrol, enerji hatları, su kaynakları, gıda ve teknoloji üzerinedir. Savaşın özünde hırs vardır, leş vardır, menfaat vardır. İlk dönemlerde savaşın teknolojisi erkek çocuk sayısıydı; o yüzden çok evlilik sadece bir ahlaki tercih değil, toplumsal bir güvenlik tedbiri olarak görülmüştü. Çünkü az üreyen kavim, güçlü kavimler tarafından yok edilirdi. Bugün ise savaşın namusu kalmamıştır. Kimyasal silahlar masumlara karşı kullanılıyor, şehirler boğuluyor, bebekler yıkıntılar altından çıkarılıyor. “Haram aylar” savaşsızlık için ilan edilmişti ama bugün kim harama riayet ediyor? “Barış meclisleri” kuruldu ama kim uyguluyor?
3. Savaşın Asıl Nedeni: Paslanmış Vicdanlar
İnsanlığın savaşı insanlığa karşıdır. Ne toprak ne bayrak ne de kimlik; asıl sorun vicdanın paslanmasıdır. Vicdanı paslanan devlet zalimleşir, vicdanı paslanan zengin bencilleşir, vicdanı paslanan toplum mazluma sırtını döner. Bugün savaşlar sadece sınırlarda değil; sofrada, medyada, siyasette, ekonomide yaşanıyor. Her yerde görünmez bir savaş var. En tehlikelisi ise ruhlara açılmış gizli savaştır. Bir millet önce kalbinden vurulur; kalbi çürüyen milletin toprağı neye yarar?
4. Hak Savaşı ile Leş Savaşı Arasındaki Ayrım: Vicdan Çizgisidir
Tarihte hak savaşları da vardı: Bedir, Uhud, Hendek… Ve İstiklâl Harbi… Bunlar zulme karşı verilmiş hukuk savaşlarıydı. Ama bugün devletler birbirine karşı savaşırken amaç mazlumu korumak değil, kaynak yağmalamak. İşçi patron karşısında, fakir zengin karşısında, zayıf güçlü karşısında savaşıyor. Savaşın namusu kalmayınca, barışın kıymeti de kalmadı. Bugün savaş, insanlığın işlediği ortak günahların bedelidir.
5. Teknolojik Medeniyet: İnsan Öldürmek İçin Mi Üretildi?
Teknoloji ilerledi ama insana faydası değil, zararı büyüdü. Madenler insanı öldürmek için çıkarıldı, silah teknolojisi insanı yok etmek için geliştirildi. Oysa teknoloji insanı yaşatsın, sağlığı iyileştirsin, ekmeği büyütsün diye vardı. Ne yazık ki dünya üçüncü dünya savaşına gebedir. Fakat bu savaş bir toprak savaşı değil, bir hukuk savaşı olacaktır. Çünkü mazlumların güneşi doğmak üzeredir. Tarih şunu söylüyor: Zulüm sürmez, adalet gecikse de doğar. Allah’ın kabulü üçtür; üçüncü büyük hesaplaşma mazlumların beklediği özgürlük harbi olacaktır.
6. Mazlumların Güneşinin Doğduğu Yer: Türkiye
Türk milleti tarih boyunca adaletin akıncısı olmuştur. Ölümü esarete tercih eden bir milletin evlatlarıyız. Bugün mazlumların gözü yine Türkiye’dedir. Coğrafya kader değil, sorumluluktur. Bu millet sadece kendi toprakları için değil; ümmetin onuru için yaşayan bir millettir. Dünya yeniden karanlığa düşerse, mazlumların sığınacağı son liman yine bu topraklar olacaktır. Üç kıtanın bel kemiği olan bu millet, tarihin öncüsü olduğu gibi bugün de öncü olacaktır. Umulur ki bu dönem, mazlumların lehine bir milat; Türkiye için yeni bir diriliş referandumu olur.
7. Savaşın En Büyük Engeli: Aşk ve Merhamet
Savaşların gerçek engeli ne asker sayısıdır ne silah gücüdür; savaşın tek engeli aşk ve merhamettir. Çünkü aşk kalbi fetheder, merhamet gönlü diriltir, ahlâk insanı insan yapar. Fakat bugün ne Müslümanlarda ne dünyada aşk kaldı, ne merhamet. Kalpler taşlaştı; diller zehir saçıyor. Yeryüzünün gerçek fethi toprakların değil, kalplerin fethidir. Yenikapı ruhu da buydu: dışarıdan gelen tehlikeyi içte kardeşlik ile bertaraf etmek. Eğer kalbimizi fethedemezsek, toprağımızı koruyamayız.
8. Bugünün Harbi: Medya Üzerinden Ruhlara Açılan Psikolojik Savaş
Bugünün en tehlikeli savaş cephesi toprak değil, ruhlardır. Medya görünmez bir mayın tarlasıdır; haber kılığında yalan saçılır, hakikat vitrine çıkmadan öldürülür. Zihinler bombalanıyor, kalpler zehirleniyor, karakterler manipüle ediliyor. Algı operasyonları, sosyal medya linçleri, dijital dosyalar, anonim iftiralar… Hepsi insanın ruhunu hedef alan yeni bir sinsi savaş türüdür. Artık namlular çelikten değil; dillerden, klavyelerden, parmaklardan ateşleniyor. Bu çağda en büyük savaş bilgiyi koruma savaşı, en büyük silah ise hakikat terazisidir.
9. İnsanlığın Son Savunma Hattı: Aşk, Merhamet ve Ahlâk
Savaşı bitirecek tek silah vardır: aşk ve merhamet. Çünkü aşk kalbi fetheder, merhamet gönlü diriltir, ahlâk insanı insan yapar. Ancak bugün ne dünyada ne Müslümanlarda aşk kaldı, ne merhamet. Kalpler sertleşti, diller zehir oldu. Ahlâk olmadan hukuk olmaz; merhamet olmadan adalet olmaz; aşk olmadan ümmet olmaz. Müslüman kardeşinin kalbini fethedemiyorsa, fethettiği toprak anlamını kaybeder.
10. Son Söz: Mikrop Saçan Sinekler Değil, Leşi Temizleyelim
Mikrop saçan sineklere savaş açmakla iş bitmez; sinekleri üreten leşi temizlemezsek savaş tükenmez. Leş, zulümdür; leş, paslanmış vicdandır; leş, sömürü düzenidir; leş, merhameti öldüren kibirdir. İnsanlığın asıl savaşması gereken düşman, insanın içindeki karanlıktır. Zulüm düzeni mutlaka çökecek, mazlumun duası mutlaka yükselecek, güneş mutlaka doğudan doğacaktır. Allah’ın kabulü üçtür… üçüncüsü belki de insanlığın diriliş savaşı olacaktır.