Erzincan

Prof. Dr. Aktepe:"Bu bir savaş değil planlı müdahale"

İran’a yönelik askeri operasyonlar ve bölgedeki güç dengeleri üzerine değerlendirmelerde bulunan İsak Emin Aktepe, yaşanan sürecin kamuoyunda ifade edildiği gibi klasik bir “savaş” olarak tanımlanmasının doğru olmadığını söyledi.

Abone Ol

Orta Doğu’da son yıllarda giderek artan gerilimler, uluslararası siyasetin en önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor. İran’a yönelik askeri operasyonlar ve bölgedeki güç dengeleri üzerine değerlendirmelerde bulunan İsak Emin Aktepe, yaşanan sürecin kamuoyunda ifade edildiği gibi klasik bir “savaş” olarak tanımlanmasının doğru olmadığını söyledi.

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olan Aktepe, son bir yıl içinde bölgede yaşanan gelişmeleri kapsamlı biçimde değerlendirirken, İran’a yönelik askeri hamlelerin arka planında uzun yıllardır uygulanan ekonomik ve siyasi baskı politikalarının bulunduğunu ifade etti.

“Uzun yıllardır süren ekonomik kuşatma var”

Aktepe’ye göre İran’a yönelik askeri müdahalelerin anlaşılabilmesi için öncelikle yıllardır devam eden ekonomik yaptırımların göz önünde bulundurulması gerekiyor. İran’ın uzun süredir ağır ambargolarla karşı karşıya kaldığını belirten Aktepe, bu sürecin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi sonuçlar doğurmayı amaçlayan bir strateji olduğunu dile getirdi.

İran’ın uluslararası ticaret kanallarının daraltıldığını ve finansal sisteminin ciddi baskı altında tutulduğunu söyleyen Aktepe, bu durumun klasik bir ekonomik kuşatma yöntemi olduğunu vurguladı. Ona göre bu politikaların temel hedefi İran ekonomisini zayıflatmak ve içeride siyasi değişimi tetiklemekti. Ancak bu yöntemlerle beklenen sonuç alınamayınca askeri seçeneklerin gündeme geldiğini ifade etti.

Aktepe, 2025 yılının yaz aylarında başlayan askeri operasyonların ardından 2026 yılında yeni müdahalelerin gündeme gelmesini de bu stratejik sürecin devamı olarak değerlendirdi.

“Savaş değil, tek taraflı bir saldırı süreci”

Kamuoyunda sıkça kullanılan “İran-ABD savaşı” tanımlamasının gerçeği tam olarak yansıtmadığını belirten Aktepe, savaş kavramının iki tarafın karşılıklı olarak başlattığı bir çatışmayı ifade ettiğini söyledi. Mevcut tabloya bakıldığında ise bunun daha çok tek taraflı bir müdahale süreci olarak görüldüğünü dile getirdi.

Aktepe’ye göre İran’ın bu iki ülkeye karşı doğrudan bir savaş başlatacağına dair somut bir veri bulunmuyor. Bu nedenle yaşanan gelişmelerin “savaş” yerine “askeri müdahale” ya da “saldırı süreci” şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

ABD’nin küresel müdahale geçmişi

Röportajda yalnızca güncel gelişmeler değil, büyük güçlerin tarihsel dış politika yaklaşımları da ele alındı. Aktepe, özellikle ABD’nin son yüzyıldaki askeri müdahalelerine dikkat çekerek dünya siyasetinde müdahaleci bir politika izlediğini ifade etti.

20. yüzyıldan bu yana farklı bölgelerde gerçekleştirilen askeri operasyonların uluslararası hafızada önemli yer tuttuğunu belirten Aktepe, özellikle Asya ve Orta Doğu’da yaşanan savaşların dünya kamuoyunda uzun süre tartışıldığını söyledi.

Aktepe’ye göre ABD’nin küresel ekonomik ve askeri gücü, birçok uluslararası müdahalenin ciddi yaptırımlarla karşılaşmadan sürdürülebilmesini mümkün kılıyor.

Bölgedeki gerilim ve İsrail faktörü

Orta Doğu’daki güvenlik dengelerine de değinen Aktepe, bölgedeki birçok krizin merkezinde İsrail’in güvenlik politikalarının bulunduğunu savundu. İsrail’in kuruluşundan bu yana Filistin toprakları üzerindeki genişleme politikalarının bölgedeki gerilimleri sürekli canlı tuttuğunu ifade etti.

Gazze’de yaşanan yıkımın uluslararası kamuoyunda geniş tartışmalara yol açtığını belirten Aktepe, bölgedeki askeri operasyonların uluslararası hukuk açısından da yoğun şekilde tartışıldığını söyledi.

Lübnan ve Suriye’deki askeri gelişmelerin de bölgesel dengeleri etkilediğini vurgulayan Aktepe, özellikle Golan Tepeleri çevresindeki politikaların uzun süredir tartışma konusu olduğunu dile getirdi.

Mezhep gerilimleri ve İran’ın bölgesel politikası

Röportajda İslam dünyasındaki mezhep temelli ayrışmalar da ele alındı. Aktepe, Şii-Sünni geriliminin tarihsel köklere sahip olduğunu ve bu durumun zaman zaman bölgesel politikaları etkilediğini belirtti.

İran’ın son yıllarda Irak, Yemen ve Lübnan gibi ülkelerde mezhep temelli etkisini artırmaya çalıştığının bilindiğini söyleyen Aktepe, bu durumun bölgesel dengeleri de etkilediğini ifade etti.

Aktepe’ye göre İran’ın bu politikaları zaman zaman eleştirilse de bölgedeki gerilimlerin tek sebebi olarak görülmesi de doğru değil. Ona göre Orta Doğu’daki krizler çok katmanlı ve karmaşık bir yapıya sahip.

Birleşmiş Milletler eleştirisi

Uluslararası sistemin işleyişine dair değerlendirmelerde bulunan Aktepe, özellikle Birleşmiş Milletler’in karar alma mekanizmalarının etkinliği konusunda ciddi tartışmalar bulunduğunu söyledi.

Güvenlik Konseyi’ndeki veto sisteminin büyük güçlerin etkisini artırdığını belirten Aktepe, bu nedenle birçok uluslararası krizde hızlı ve etkili kararlar alınamadığını ifade etti.

İslam dünyasının yapısal sorunları

Aktepe’ye göre Orta Doğu’daki sorunların önemli bir kısmı sadece dış müdahalelerle açıklanamaz. İslam dünyasının kendi içinde çözmesi gereken yapısal problemler de bulunduğunu belirten Aktepe, özellikle üretim, teknoloji ve eğitim alanlarında ciddi eksiklikler olduğuna dikkat çekti.

Doğal kaynak açısından zengin olan birçok ülkenin sanayi ve teknoloji alanında dışa bağımlı olduğunu söyleyen Aktepe, ortak bir siyasi vizyon oluşturulamamasının da küresel krizler karşısında ortak refleks geliştirilmesini zorlaştırdığını dile getirdi.

Türkiye’nin tarihsel tecrübesi

Türkiye’nin tarihsel süreçte birçok zorlu dönemden geçtiğini hatırlatan Aktepe, Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan sürecin önemli dersler içerdiğini söyledi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle sanayi ve teknoloji alanındaki dönüşümü yakalayamamasının devletin zayıflamasında etkili olduğunu belirten Aktepe, buna rağmen Milli Mücadele ile bağımsızlığın yeniden kazanıldığını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ifade etti.

Aktepe, Türkiye’nin yakın tarihinde darbeler, ekonomik krizler ve terör gibi birçok sorunla mücadele ettiğini de hatırlattı.

“Duygusal değil stratejik yaklaşım gerekli”

Röportajın sonunda Aktepe, Orta Doğu’daki gelişmelere karşı daha stratejik bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Bölgedeki büyük güçlerin askeri ve ekonomik kapasitesinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Aktepe, güç dengelerinin zamanla değişebileceğini ifade etti.

Aktepe’ye göre İslam dünyasının küresel sistemde daha güçlü bir konuma gelebilmesi için eğitim, üretim, sanayi, savunma ve demokratik kurumlar alanında köklü reformlara ihtiyaç var.

Birlik ve dayanışma olmadan uluslararası sistemde etkili bir aktör olmanın zor olduğunu dile getiren Aktepe, ortak akıl ve uzun vadeli stratejilerin önemine dikkat çekti.