Bir milletin büyüklüğü, kimlikleri tekleştirmekte değil; farklılıklarını hukukun eşit koruması altında birleştirebilmesindedir. Çünkü hukukun tevhid ettiği millet, tarihin akışını değiştirecek kudrete sahiptir.
Tevhidin Ufku, Hukukun Birliği ve Yeni Türkiye’nin Ortak Vicdanı
Türkiye’nin sosyolojik gerçekliği; Türk, Kürt, Alevî, Sünnî, Arap, Türkmen, seküler, laik, milliyetçi, muhafazakâr, tarikat mensubu, cemaat mensubu tüm kimlikleri kapsar. Bunlar ayrışma değil, bu toprağın tarihsel zenginliğidir. Keşke tek bir kimliğin sade birlik içinde buluşabilseydik; fakat sosyolojik gerçeklik tekdüzelik üzerine değil, adalet içinde çoğulluğun yönetilmesine dayanır. Bu nedenle birlik, kimlikleri silmekle değil; herkesi hukukun eşitliği altında toplamakla kurulur. Devlet, hiçbir zümreye ayrıcalık tanıyamaz; hiçbir kimlik devlete hükmedemez; hiçbir grup devlete şirk koşamaz. Devlet baba, evlatları arasında ayrım yapmamalıdır. Devleti ayakta tutacak olan şey, yurttaşları arasında adil bir hukuk devleti kurmaktır. Çünkü devlet olmayanın cenneti olmaz; devlet çökerse toplum dağılır. Yeni Türkiye Yüzyılı, ancak zihinsel işgallerden arınmış bir toplumun “zihinsel gusül abdesti” ile yeniden doğrulmasıyla mümkün olacaktır. Aksi hâlde hepimiz acı çekeriz.
1. TEVHİT BİLİNCİ — BAŞPARMAK
Tevhit, kimlikleri tekleştiren değil; adaleti ortak üst-kimlik hâline getiren kurucu ilkedir. Medine Vesikası’ndan Osmanlı’nın çoğulcu hukuk düzenine, Cumhuriyet’in ortak vatandaşlık modeline kadar bütün tarihsel tecrübemiz, toplumsal tevhidi zorlamayla değil hukukla sağlamıştır. Tevhit, farklı dilleri, mezhepleri, kültürleri tek potada eritmek değil; hepsini hukukun eşit zemininde buluşturmaktır. Bu sebeple başparmak gibi tutuşu güçlendiren temel ilke, tevhidin düzen kurucu adaletidir.
2. ORTAK VATAN AHLAKI — İŞARET PARMAĞI
Vatan, kimliklerin birbirine karşı mevzi aldığı bir alan değildir; her bireyin eşit yurttaşlıkla kendini güvende hissettiği ortak hukuk mekânıdır. Alevî–Sünnî, Türk–Kürt, laik–dindar, tarikat–cemaat bütün ayrımlar, vatanın çerçevesinde bir çatışma gerekçesi değil; ortak sorumluluğun farklı yüzleridir. Bu toprakların bin yıllık hafızası, çeşitliliği çatışmaya değil dayanışmaya dönüştürmeyi başarmıştır. Ortak vatan ahlakı, vatandaşlığın bir nüfus kaydı değil, hukuka dayalı bir haysiyet sözleşmesi olduğunu hatırlatır.
3. KARDEŞLİK HUKUKU — ORTA PARMAK
Bir toplumu kardeş yapan şey benzerlik değil; hukukun herkes için eşit işlemesidir. Sevgi, adaletin üzerine inşa olur; adalet çökünce sevgi de göçer. Bu nedenle kardeşlik hukuku, duygusal bağlardan önce hukukî eşitliği şart koşar. Medine Vesikası’nın çoğulcu düzeni, Ahîlik nizamı, Osmanlı millet sistemi ve Cumhuriyet hukuku, bu ilkenin tarihsel sürekliliğidir. Kimlikler farklı olabilir; fakat hukuk, herkes için birdir. Orta parmak elin dengesini sağladığı gibi, kardeşlik hukuku da toplumun dengesini sağlar.
4. DEVLET–MİLLET TEVHİDİ — YÜZÜK PARMAĞI
Devlet adaletle ayakta durur; millet ise devletin adaletine güvenerek bütünleşir. Devlet baba evlatlarını ayırmaz; hiçbir zümreyi, tarikatı, cemaati veya ideolojiyi diğerinden üstün kılamaz. Ganimet mantığıyla yönetilen devletler çöker; hakkın hak sahibine verildiği hukuk devletleri yükselir. Devlet–millet tevhidi, zorun değil; karşılıklı hukuki sorumluluğun ürünüdür. Devlet ilahlaştırılamaz, millete hükmeden zümrelere teslim edilemez; çünkü devlet, milletin ortak vicdanıdır.
5. BİRLİKTEN GÜÇ, BERABERLİKTEN HUZUR — SERÇE PARMAK
Gerçek huzur, kimlik savaşlarının bitmesiyle değil; hukukun eşit uygulanmasıyla doğar. Huzur, duygusal bir atmosfer değil; adaletin sağladığı güven ortamının sonucudur. Serçe parmak küçük görünür ama elin tamamlayıcısıdır; birlik ve huzur da toplumun görünmez ama vazgeçilmez temelidir. Birlik, benzeşmek değil; hukuk önünde eşit olmak demektir.
SON ÇAĞRI — ADALETLE BİRLİK, HUKUKLA TEVHİD
Biz bu vatanın evlatlarıyız; farklılıklarımız ayrıştırıcı değil, hukukun gövdesini besleyen zenginliktir. Ayrışmayı değil adaleti, kutuplaşmayı değil ortak aklı, kimlik üstünlüklerini değil ortak vatandaşlığı yüceltmeliyiz. Çünkü bir toplumu birleştiren şey benzerlik değil, hukukun eşitliğidir. Beş parmağın avuçta birleşmesi nasıl kudreti doğuruyorsa; Türk–Kürt, Alevî–Sünnî, laik–dindar, tarikat–cemaat bütün kimlikler hukuk altında birleştiğinde Türkiye de kendi kaderini yeniden yazar. Yeni Türkiye Yüzyılı’nı inşa edecek olan şey slogan değil; zihinsel arınma, adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğüdür. Bu nedenle çağrımız açıktır: Devleti ganimet olmaktan çıkarıp adalet devletine dönüştürmek; kimlikleri çatıştırmadan hukuk devleti çatısı altında birleştirmek; devlete şirk koşmadan, hukuku aşındırmadan, herkes için adil bir düzen kurmaktır. Çünkü hukukun tevhid ettiği millet, tarihin akışını değiştirecek kudrete sahiptir.