TARSİM, Ürün Bedeli ve Adil Piyasa Düzeni İçin Tarım Anayasası Çağrısı
Türkiye’nin iklim şartları değişmiş, çiftçinin takvimi bozulmuştur: Bir gecelik don; domatesi, biberi, patlıcanı, elmayı, kirazı, fındığı ve kayısıyı; bir saatlik sel ise buğdayı, mısırı ve fasulyeyi yok edebilmektedir. Devlet yalnız kredi dağıtan değil; çiftçinin ürününü değerinde alarak ona üretim kredisi açan, emeğini TARSİM’le güvenceleyen ve hiçbir mahsulü kaderine terk etmeyen devlet olmalıdır.
TOPRAK AĞLIYORSA DEVLET DUYMALIDIR
Bu yıl don vurdu; fındık dallarında umut karardı, meyve çiçekleri daha ürüne dönüşmeden öldü. Sel geldi; fasulye, biber, patlıcan ve alın teri suya karıştı. Bir yıl boyunca toprağa eğilen çiftçinin tohumu, gübresi, ilacı, mazotu, işçiliği ve gecesi bir tabiat olayıyla yok oldu. Şehirde bir mal kaybolduğunda zararı hesaplayan düzen, köylünün bir yıllık emeği kaybolduğunda bunu “kader” diye geçiştiremez.
Tabiat olayları kaçınılmaz olabilir; fakat çiftçinin sahipsiz kalması kaçınılmaz değildir. Donu devlet önleyemeyebilir, seli bütünüyle durduramayabilir; ancak zararı önceden paylaşabilir, üreticinin yeniden ayağa kalkmasını sağlayabilir. Sosyal hukuk devleti, güneşli günde vergi ve kayıt isteyen; fırtınalı günde çiftçiyi yalnız bırakan devlet değildir. Asıl devlet, afet geldiğinde çiftçinin omzuna elini koyan ve “Emeğin zayi olmayacak” diyebilen devlettir.
Köylü milletin efendisidir sözü, duvarlarda asılı bir hatıra değilse bunun hukukî karşılığı kurulmalıdır. Efendi denilen insan borca, tüccara ve tabiata mahkûm bırakılamaz. Çiftçi korunmuyorsa toprak ekilmez; toprak ekilmezse şehir doymaz; şehir doymuyorsa devletin istiklâli eksilir. Tarım, yalnız ekonomik sektör değil; millî güvenlik, gıda egemenliği ve gelecek hakkıdır.
ATEŞLİ KASIRGANIN YAKTIĞI BAHÇE: KUR’ÂN’IN ÇAĞLARI AŞAN İKAZI
Kur’ân, insanın bütün emeğini ve geleceğini bağladığı bir bahçenin bir anda yok oluşunu sarsıcı bir misalle anlatır: “Herhangi biriniz ister mi ki… himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli bir kasırga vursun da orası yanıversin?” (el-Bakara 2/266). Bu tasvir yalnız geçmiş bir bahçeyi değil; bugün donla kararan fındıklığı, selin söktüğü sebze fidesini ve dolunun yere serdiği buğdayı da insanlığın vicdanına taşır.
Âyetin merkezinde sadece ürün kaybı yoktur. Yaşlanmış bir insan, bakıma muhtaç çocuklar ve bütün hayatın bağlandığı bir geçim kaynağı vardır. Demek ki bahçenin yanması yalnız ekonomik zarar değil; ailenin geleceğinin, insan onurunun ve sosyal güvenliğin sarsılmasıdır. Bugünün hukuk düzeni bu ilâhî ikazı kurumsal tedbire dönüştürmek zorundadır: Kasırgayı durduramıyorsa bahçe sahibini yalnız bırakmamalı; afetin yükünü toplumun ortak gücüyle paylaşmalıdır.
TARSİM bu bakımdan yalnız sigorta tekniği değil, emaneti koruma hukukudur. Zarar gerçekleşmeden prim desteğiyle, zarar gerçekleştiğinde gerçek tazminatla, sonrasında yeniden üretim sermayesiyle çiftçiyi ayağa kaldırmak; sosyal adaletin ve kamu sorumluluğunun gereğidir.
TARSİM BİR POLİÇE DEĞİL, ÜRETİMİN SOSYAL GÜVENLİĞİDİR
Hukukî himaye sigortası nasıl parasızlık sebebiyle kaybolan hakkı koruyorsa, TARSİM de tabiat olayları sebebiyle kaybolan emeği korumalıdır. Her iki kurumun ortak vicdanı aynıdır: İnsan, kendi iradesi dışında doğan büyük bir risk karşısında tek başına bırakılmamalıdır. Tarım sigortası bu sebeple ticarî bir ürün olmaktan çıkarılmalı; çiftçinin emeğini ve ülkenin üretim devamlılığını güvenceye alan kamusal bir sosyal sigorta olarak yeniden kurulmalıdır.
2026 uygulamasında devlet destekli tarım sigortalarında prim desteği sürmekte; bitkisel üretimde don, dolu, fırtına, sel ve su baskını gibi riskler ürün, kayıt ve poliçe şartlarına göre teminat altına alınabilmektedir. Bu önemli bir kazanımdır; fakat yeterli değildir. Sigortaya hiç ulaşamayan küçük üretici, poliçesi geç kalan çiftçi, teminatı dar kalan ürün ve gerçek maliyeti karşılamayan hasar hesabı sistemin dışında kalırsa adalet yarım kalır.
Yeni düzenin ilkesi açık olmalıdır: Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı her üretici için temel afet teminatı kendiliğinden başlamalıdır. Dar gelirli ve küçük aile işletmelerinde temel prim bütünüyle devletçe karşılanmalı; diğer üreticilerde katkı ödeme gücüne göre kademelendirilmelidir. Don, sel, kuraklık, aşırı yağış, fırtına, dolu, heyelan, sıcaklık yanığı, hastalık ve zararlı kaynaklı yaygın kayıplar bütüncül risk haritasına bağlanmalıdır.
Tazminat yalnız hasat günü görülen ürün miktarına göre değil; tohumdan hasada kadar yapılan gerçek üretim gideri, beklenen makul gelir, yeniden dikim maliyeti ve gelecek sezon kaybı dikkate alınarak hesaplanmalıdır. Hasar tespiti uydu, meteoroloji, saha eksperi ve üretici beyanının birlikte değerlendirildiği şeffaf bir sistemle yapılmalı; çiftçiye gerekçeli rapor ve hızlı itiraz hakkı verilmelidir. Ödeme, çiftçi borç batağına düştükten sonra değil, yeniden ekim yapabileceği zamanda gerçekleştirilmelidir.
ÇİFTÇİNİN ÜRÜNÜ, ONA VERİLEN EN ŞEREFLİ KREDİDİR
Bugün nice kişiye üretmeden kredi, teşvik ve ayrıcalık dağıtılırken asıl kredi üreticiye verilmelidir. Fakat çiftçiye verilecek en doğru destek yalnız yeni bir borç değildir. Devlet, çiftçinin ürününü yüksek ve adil bir bedelle satın alarak ona kredi vermiş gibi üretim sermayesi sağlamalıdır. Çünkü çiftçinin ürünü teminattır; tarlası fabrikası, tohumu yatırımı, mahsulü millî servettir.
Çiftçiye “kredi verdik” denilip yüksek girdi maliyetleri ve belirsiz piyasa karşısında yeni borç yüklemek çözüm değildir. Esas finansman; faizsiz veya çok düşük maliyetli üretim kredisi, ekim öncesi avans, hasat öncesi alım sözleşmesi ve maliyetin üzerinde refah payı içeren taban fiyatla birlikte kurulmalıdır. Devlet, stratejik ürünlerde hasattan önce garanti alım fiyatını ilan etmeli; fiyat, yalnız geçen yılın rakamına değil güncel girdi maliyetine, aile emeğine, arazi kirasına, finansman yüküne, afet riskine ve çiftçinin insanca yaşayacağı kâr payına dayanmalıdır.
Ürün teslim edildiğinde bedelin büyük kısmı aynı gün, kalanı kısa ve kesin bir süre içinde ödenmelidir. Geciken her gün için kamu dâhil alıcıya otomatik faiz veya değer koruma farkı uygulanmalıdır. Çiftçinin ürünü aylarca depoda beklerken parası başkasının kasasında işletilemez. Ürünün değerinde satın alınması yardım değil; devletin üretim güvenliğine yaptığı yatırımdır.
Bir Tarımsal Üretim ve Gelir Güvence Fonu kurulmalıdır. Fon; afet tazminatını, taban fiyat farkını, ekim avansını ve yeniden üretim kredisini tek çatı altında buluşturmalıdır. Çiftçi afet yaşadığında borcu faizsiz ertelenmeli; ağır hasarda anaparanın bir kısmı kamu desteğine dönüştürülmeli; yeni sezona başlayabilmesi için hacizden korunan asgarî üretim sermayesi hesabına aktarılmalıdır.
ARACI KAZANIRKEN ÜRETİCİ YOKSULLAŞAMAZ
Tarlada ucuz olan ürünün tezgahta kat kat pahalıya satılması yalnız piyasa meselesi değildir; emeğin bölüşümü meselesidir. Toprağa tohumu atan, iklim riskini taşıyan ve aylarca çalışan çiftçi en küçük payı alırken; ürüne dokunmadan zincirin halkalarını kontrol eden aracılar en büyük kazancı elde ediyorsa orada serbest piyasa değil, emeğin sessiz tasfiyesi vardır.
Hal düzeni üreticiyi kayıt altına alan, fakat aracının kazancını görünmez bırakan bir yapı olmamalıdır. Yeni Hal Yasası; tarladan raf fiyatına kadar her aşamadaki alış, satış, fire, nakliye, komisyon ve kâr oranını dijital olarak izlemeli ve kamuya açıklamalıdır. Üretici fiyatı ile tüketici fiyatı arasındaki fark için ürün gruplarına göre makul üst sınırlar getirilmeli; muvazaalı şirket zincirleriyle bu sınırların aşılması ağır yaptırıma bağlanmalıdır.
Üretici kooperatiflerine hallerde ücretsiz veya düşük bedelli yer, soğuk hava deposu, tasnif, paketleme, nakliye ve dijital satış altyapısı sağlanmalıdır. Kamu kurumları, belediyeler, hastaneler, okullar ve büyük perakendeciler ihtiyaçlarının belirli bir oranını doğrudan üreticiden veya üretici örgütlerinden almakla yükümlü tutulmalıdır. Böylece aracının gerekli hizmeti karşılığında makul kazancı korunur; fakat çiftçinin alın terisi aracılık zincirine kurban edilmez.
TARIM ANAYASASININ ON EMREDİCİ HÜKMÜ
1. Temel afet güvencesi: Kayıtlı her çiftçi için don, sel, kuraklık ve benzeri afetlere karşı asgarî koruma kendiliğinden başlamalıdır.
2. Küçük çiftçiye tam prim desteği: Dar gelirli aile işletmelerinin temel TARSİM primi devletçe karşılanmalıdır.
3. Gerçek zarar ilkesi: Tazminat; ürün kaybı yanında üretim maliyeti, aile emeği, yeniden ekim ve gelecek sezon kaybını içermelidir.
4. Otuz günlük ödeme: Kesinleşen afet tazminatı en geç otuz gün içinde ödenmeli; gecikme otomatik değer koruma farkına bağlanmalıdır.
5. Üretim kredisi: Çiftçiye faizsiz veya düşük maliyetli, hasat vadeli ve afet hâlinde ertelemeli kredi sağlanmalıdır.
6. Ekim avansı ve alım garantisi: Stratejik ürünlerde hasat öncesi avans verilmeli ve devlet destekli alım sözleşmesi yapılmalıdır.
7. Maliyet artı refah payı: Taban fiyat, bütün girdiler ve aile emeği üzerine çiftçiyi üretimde tutacak makul kâr eklenerek belirlenmelidir.
8. Doğrudan satış hakkı: Üretici ve kooperatiflerin pazara aracısız erişimi için yer, lojistik ve dijital altyapı kamu tarafından desteklenmelidir.
9. Fiyat zinciri şeffaflığı: Tarladan rafa bütün fiyat ve kâr halkaları izlenmeli; aşırı aracılık kazancı sınırlandırılmalıdır.
10. Bağımsız denetim ve itiraz: Hasar, fiyat ve ödeme uyuşmazlıkları için çiftçinin kolay ulaşacağı bağımsız tarım ombudsmanı kurulmalıdır.
KANUN KOYUCUYA ÇAĞRI: TOPRAĞIN SESİNİ DUYUN
Anayasa’nın sosyal hukuk devleti ilkesi ile tarımın ve çiftçinin korunmasına ilişkin görevi, devlete yalnız tavsiye değil sorumluluk yükler. Devlet; toprağın verimli işletilmesini, üreticinin araçlara erişmesini ve tarımsal planlamayı güvenceye almak zorundadır. Bu görev, afet sonrasında geçici yardım dağıtmakla tamamlanamaz; önceden işleyen sigorta, gelir ve piyasa düzeni kurulmalıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisine, hükümete, Tarım ve Orman Bakanlığına, Ticaret Bakanlığına, belediyelere, bankalara, TARSİM’e, ziraat odalarına ve bütün yöneticilere sesleniyoruz: Don vurduktan sonra fotoğraf çektirmekle, sel çekildikten sonra zarar listesi yapmakla yetinmeyiniz. Çiftçinin kaybını daha afet gelmeden kanunla güvenceye alınız. TARSİM’i erişilebilir, kapsayıcı ve gerçek zararı ödeyen bir sosyal üretim sigortasına dönüştürünüz. Hal Yasası’nı üreticinin payını koruyacak biçimde derhâl yenileyiniz.
Çiftçinin ürününü değerinde alınız. Onu yalnız kredi borçlusu değil, devlete üretim kredisi açan insan olarak görünüz. Çünkü çiftçi tohumu toprağa attığında millete borç vermekte; aylarca emeğini, parasını ve umudunu hasada bağlamaktadır. Devletin görevi bu borcu adil fiyatla, zamanında ve minnet duymadan ödemektir.
Don dalları yakabilir; fakat çiftçinin ümidini yakmamalıdır. Sel tarlayı basabilir; fakat üreticinin geleceğini boğmamalıdır. Tüccar kazanabilir; fakat çiftçinin emeğini yutarak değil. Şehir doyabilir; fakat köyü yoksullaştırarak değil. Adil düzen, sofraya gelen nimetin ilk sahibini korumakla başlar.
Köylü milletin efendisidir diyorsak, efendinin emeğini sigortalayalım, ürününü değerinde alalım, pazarını aracının insafından kurtaralım. Çiftçinin alın teri kurumadan hakkını ödeyelim. Çünkü toprağın hakkını korumayan devlet, yarının ekmeğini koruyamaz.