Bireyden devlete maldan makama duygudan itibara her haksızlığı mahkûm eden tarihî üst metin.

İNSAN HAKKI HUKUKUN DİLİNDE TEMEL HAK İMANIN DİLİNDE KUL HAKKIDIR BİREYDEN DEVLETE İNSANIN HAKKINI EKSİLTEN HER HAKSIZLIK BU HAKKIN İHLALİDİR
“Biz, yediği yemişin bedelini dalına bağlayan; bir tarladan diğerine geçerken ayağındaki toprağı silmeyi kul hakkı hassasiyeti sayan bir kültürün mirasçılarıyız.”
Dalındaki yemişin ve ayaktaki toprağın hesabını soran bir medeniyet; makamın, kadronun, kamu malının, insan onurunun ve kırılan kalbin hesabını görmezden gelemez. İnsan hakkı, insanın dokunulmaz değerinin hukuk düzenindeki; kul hakkı ise iman ve sorumluluk dilindeki adıdır. Şeref, emek, zaman, sır, güven, ümit, aile huzuru ve psikolojik bütünlük de hak alanıdır. Bireyden devlete hak sahibinin payını eksilten her haksızlık insan hakkı ve kul hakkı ihlalidir.
I İNSAN HAKKI YALNIZ MALI DEĞİL İNSANIN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUR
İslâm hukukunda hak, yalnız maddî menfaat değildir. Can, mal, ırz, şeref, özel hayat, aile huzuru ve akıl sağlığı korunmaya değer hukukî ve ahlâkî alanlardır. Kur’ân haksız yolla mal yemeyi yasakladığı gibi (el-Bakara 2/188), mümin erkek ve kadınları işlemedikleri bir şey sebebiyle incitenlerin açık bir günah yüklendiğini de bildirir (el-Ahzâb 33/58). Demek ki zulüm yalnız mala değil, şahsiyete de yönelir.
İNSANIN CEBİNE DOKUNMADAN DA HAKKINI YİYEBİLİRSİNİZ
II DUYGUSAL SÖMÜRÜ GÖRÜNMEYEN BİR BORÇTUR
Bir insanın sevgisini, merhametini, sadakatini, yalnızlığını veya dinî hassasiyetini çıkar için kullanmak; duygusal güveni menfaate çevirmektir. Bağımlı kılmak, korku veya suçlulukla yönetmek, sessizliği cezaya dönüştürmek ve zaafı kişiye karşı kullanmak görünmeyen fakat gerçek bir zarar doğurur. Her kırgınlık ve ayrılık kendiliğinden kul hakkı değildir; ihlal, kasıtlı aldatma, haklı güveni sömürme, verilen sözü çıkar aracı yapma ve ölçüsüz zarar verme ile doğar. Duygunun da emaneti, sadakatin de hukuku vardır.
III YALAN UMUT VERMEK VE İNSANI BEKLETMEK
İyiliğe çağıran umut rahmettir. Fakat yerine getirme niyeti olmadan söz vermek, insanı ihtimallerle bekletmek, menfaat sürdükçe yakın durup iş bitince terk etmek ve gerçeği gizleyerek karar özgürlüğünü elinden almak kul hakkıdır. Yalan yalnız hakikati bozmaz; muhatabın zamanını, tercihini ve geleceğini de çalar.
YALAN BİR CÜMLEYLE SÖYLENİR FAKAT BİR İNSANIN YILLARINI ÇALABİLİR
IV GIYBET İFTİRA VE İTİBAR CİNAYETİ
Gıybet, kişinin yokluğunda hoşlanmayacağı gerçeği söylemek; iftira ise onda bulunmayanı isnat etmektir. Kur’ân gıybeti ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetir (el-Hucurât 49/12). Arkadan konuşmak, sözü bağlamından koparmak, kusuru yaymak, özel yazışmayı teşhir etmek veya sosyal medyada imayı çoğaltmak itibarı tüketir. İtibar da mal gibi kazanılır; fakat bazen maldan daha zor geri verilir.
V PSİKOLOJİK YIKIM DA ZİMMETE GEÇER
Hakaret, aşağılama, tehdit, değersizleştirme, ifşa, mobbing, gerçekliği çarpıtma ve sistemli dışlama insanın ruh dünyasını altüst eder. Görünmeyen yaranın zararı görünmez değildir. Bir kimseyi bilerek korku, kaygı, utanç ve güvensizlik içinde bırakan kişi yalnız kaba davranmış olmaz; insan onuruna ve psikolojik bütünlüğe karşı sorumluluk yüklenir.

VI MAKAM EMANETTİR HAKSIZ İŞGAL KAMUSAL KUL HAKKIDIR
Makam mülk değil emanettir. Kamu görevi emanet, atama liyakat, bütçe kul hakkı, karar ise hesap verme yükümlülüğüdür. Ehliyetsizken görevi istemek, nüfuzla ele geçirmek ve daha ehil olanın önünü kesmek idarî kusurdan öte hakkı sahibinden almaktır. Devlet partilerin ganimeti değil milletin ortak emanetidir; kamu kudreti hukuk önünde sorumluluk taşıyan anayasal bir emanettir.
HAK ETMEDİĞİN HER MAKAM HAK ETMEDİĞİN HER KAZANÇ VE BAŞKASININ EMEĞİNİ GÖLGELEYEN HER İLTİFAT BİR HAK İHLALİDİR
Referans gerçek ehliyete tanıklık eder; torpil liyakatin yerine geçer. Gerçeğe aykırı referans, siyasî sadakati ehliyetin üstüne koymak, kadroyu ganimet ve kamu kaynağını taraftar payı görmek kul hakkını kurumsallaştırır. Emanet ehline verilmedikçe yalnız adayın değil, toplumun adalet ve nitelikli hizmet hakkı da çiğnenir.
VII MÜFLİS İBADETİ ÇOK HAK BORCU DAHA ÇOK OLAN KİŞİDİR
Hz. Peygamber, gerçek müflisi; namaz, oruç ve zekâtla geldiği hâlde birine söven, birine iftira eden, birinin malını yiyen, kan döken veya vuran kimse olarak anlatır. Hak sahiplerine onun sevapları verilir; sevapları tükenirse onların günahları kendisine yüklenir (Müslim, Birr, 59). Bu hadis, ibadetin kul hakkını otomatik olarak silmediğini ve dindarlığın insan ilişkilerindeki adaletle sınandığını ilan eder.
SECDE ALLAHA YÖNELİR ADALET KULA DÖNMEDİKÇE KUL HAKKI KAPANMAZ
VIII İNSAN HAKKI ANAYASASI ON İKİ KURUCU MADDE
MADDE 1 EVRENSEL HÜKÜM İnsanın veya toplumun hakkını haksız biçimde eksilten her işlem kul hakkıdır.
MADDE 2 MAL EMEK VE KAZANÇ Malı, mirası veya emeği haksız almak; hak edilmeyen kazancı kabul etmek kul hakkıdır.
MADDE 3 ONUR VE İLTİFAT İtibarı zedelemek veya başkasının emeğini gölgeleyen övgüyü sahiplenmek hak ihlalidir.
MADDE 4 DUYGU VE PSİKOLOJİ Sevgi ve merhameti sömürmek; korkutarak ruh sağlığını bozmak kul hakkıdır.
MADDE 5 UMUT VE DOĞRU BİLGİ Yalan, gerçeği gizlemek ve niyetsiz umutla oyalamak kul hakkıdır.
MADDE 6 SÖZ ZAMAN VE GÜVEN Sözü çıkar aracı yapmak, işi sürüncemede bırakmak ve güveni boşa çıkarmak kul hakkıdır.
MADDE 7 İTİBAR MAHREMİYET VE SIR Gıybet, iftira, teşhir ve sırrı izinsiz açıklamak şahsiyet hakkını ihlal eder.
MADDE 8 MAKAM VE LİYAKAT Hak edilmemiş makam, ehil adayın ve toplumun nitelikli hizmet hakkını gasbeder.
MADDE 9 TORPİL VE REFERANS Referans ehliyete tanıklık eder; torpil liyakatin yerine geçerek eşitliği yok eder.
MADDE 10 SİYASET VE KAMU EMANETİ Siyasî gücü, kadroyu, ihaleyi ve kamu imkânını yandaşa kullandırmak toplumsal kul hakkıdır.
MADDE 11 KAMU MALI VE YETKİ Kamu malını, bilgisini, zamanını ve yetkisini şahsî çıkara çevirmek milyonların hakkını ihlal eder.
MADDE 12 HESAP VE İADE Haksızlık durdurulmadan, hak iade ve zarar tazmin edilmeden sorumluluk kapanmaz.
IX TÖVBE YALNIZ PİŞMANLIK DEĞİL HAKKI İADE ETME İRADESİDİR
Kul hakkı dua ile düşmez, sabır öğüdüyle silinmez, ahirete havale edilerek kapanmaz. Hak doğduğu yerde tespit; vadesinde ifa; ihlal edildiğinde iade, tazmin ve itibarın onarılmasıyla korunur. Haksızlık durdurulmalı, hak geri verilmeli, yalan düzeltilmeli ve hak sahibinin rızası aranmalıdır. Hz. Peygamber, dinar ve dirhemin geçmeyeceği gün gelmeden helâlleşmeyi öğütler (Buhârî, Mezâlim, 10). Yeni zarar doğurabilecek gıybet ve mahremiyet meselelerinde yöntem hikmet ve ehil danışmanlıkla belirlenmelidir.
X SON HÜKÜM KUL HAKKI MAHŞERE TAŞINAN BORÇTUR
Adaletin vadesi ölümden sonra değil bugündür. “Ahirette alırsın” demek, dünyadaki sorumluluğu mağdura yüklemektir. Sabır yükü mağdura değil, sorumluluk faile aittir. Cebinden alınanı hesaplayan insan, kalbinden, itibarından ve ömründen alınanı ölçemez. Kimi hak para, kimi özür, kimi gerçeğin açıklanması, kimi bozulan güvenin kurulmasıyla ödenir. Allah’ın huzurunda gizli yara görünür, sessiz gözyaşı delildir.
HAKİKAT MAKAMDAN BÜYÜK ADALET AİDİYETTEN ÜSTÜN HUKUK GÜÇTEN BAĞLAYICIDIR
BİR İNSANIN PARASINI YEMEDİĞİNİZ İÇİN MASUM SAYILMAZSINIZ DUYGUSUNU UMUDUNU İTİBARINI MAKAMINI VE HUZURUNU DA YEMEMİŞ OLMALISINIZ