Yaz mevsimiyle birlikte düğünler yeniden çoğalırken, binlerce genç bir yuva kurmanın sevincinden çok; düğün, takı, eşya ve borç yükünün hesabını yapıyor. Evlilikten önce başlayan ekonomik baskı çiftleri karşı karşıya getiriyor, evlilik sonrasında ise ağır borçlar aile huzurunu örseliyor.
Artık sorgulamamız gereken, gençlerin neden evlenemediğinden önce, onları evlenmeyi göze alamayacak hâle getiren düğün kültürümüzdür. Bir gecelik düğün uğruna yıllarca borçlanmak, geleneği yaşatmak değil; geleneğin ölçüsünü kaybettiğini gösterir. Evlilik, iki insanın hayatını birleştirmesinden öte, toplumun geleceğini kuran temel bir müessesedir. Bu nedenle evliliği kolaylaştırmak yalnızca gençlerin değil, ailelerin ve toplumun ortak sorumluluğudur. Ne var ki bugün ekonomik şartların ağırlaşmasına, ev ve geçim maliyetlerinin artmasına bir de evlilik etrafında oluşturduğumuz geleneksel yükler eklenmektedir. Söz, nişan, kına, düğün, takı, eşya ve çeşitli merasimler, kimi zaman mutluluğu paylaşmanın ötesine geçerek gençlerin omuzlarında taşınması güç bir maliyete dönüşmektedir.
Burada sorgulanması gereken düğün geleneğinin kendisi değil, geleneğin ölçüsünü kaybetmesidir. Örf ve âdetler toplumların hafızasıdır; fakat hiçbir örf, insanın huzurundan ve toplumun maslahatından daha değerli değildir. İslam hukukunda örf dikkate alınmakla birlikte, insanlara zarar veren, israfa sürükleyen, haksızlığa yol açan veya meşru olanı güçleştiren alışkanlıkların sırf gelenek olduğu için korunması söz konusu değildir. Değişen şartlar karşısında örfün yeniden değerlendirilmesi, geleneği terk etmek değil; onu hayatın gerçekleriyle buluşturmaktır.
Asıl problem, düğünün evliliğin önüne geçmesidir. Birkaç saatlik merasim için yıllarca borç ödemek, sırf “el âlem ne der?” düşüncesiyle imkânların üzerinde harcama yapmak ve aileleri takı, eşya ve gösteriş üzerinden yarıştırmak, evliliğin ruhuyla bağdaşmamaktadır. Evlilik hayatının ilk adımının borç, baskı ve mahcubiyetle atılması; daha kurulmadan yuvanın huzurunu tehdit eden bir yük oluşturmaktadır. Bugün bazı gençlerin evliliği ertelemesinde veya evlilikten vazgeçmesinde bu sosyal maliyetin de payı olduğu artık görmezden gelinmemelidir.
Bu nedenle yalnızca “Gençler neden evlenmiyor?” diye sormak yetmez. Asıl sorulması gerekenlerden biri de şudur: “Biz evliliği neden bu kadar zorlaştırdık?” Evlilik, iki insanın hayat kurma iradesinden çıkarılıp bir sosyal statü ve gösteriş yarışına dönüştürüldüğünde, düğün amacını aşmış demektir. İnsanların ekonomik gücü, düğünün büyüklüğüyle ölçülmemeli; ailelerin itibarı, yaptıkları harcamanın miktarıyla belirlenmemelidir.
Çözüm, düğünleri ve nişanları ortadan kaldırmak değil; onları asıl amaçlarına döndürmektir. Merasimler sadeleşmeli, israf ve gösteriş törpülenmeli, ekonomik gücü aşan beklentiler terk edilmeli; gençlerin yıllarca ödeyeceği borçlar yerine, kuracakları yuvanın ihtiyaçları düşünülmelidir. Aile büyükleri de çocuklarının düğününü kendi itibarlarının göstergesi olarak görmekten vazgeçip, onların geleceğine yatırım yapmayı öncelemelidir. Çünkü birkaç saatlik gösterişin yerini, yıllarca sürecek huzur almalıdır.
İslam hukukunun temel yaklaşımında kolaylaştırma, maslahatın gözetilmesi, zararın giderilmesi ve israfın önlenmesi önemli ilkelerdir. Bu ilkeler bize açık bir ölçü vermektedir: Bir gelenek evliliği kolaylaştırıyorsa yaşatılmalı; evliliği zorlaştırıyorsa biçimi yeniden düşünülmelidir. Geleneğin yaşaması, her ayrıntısının değişmeden korunmasına değil; özünün ve toplumsal işlevinin korunmasına bağlıdır.
Artık düğünün büyüklüğünü değil, kurulan yuvanın sağlamlığını önemseyen bir kültüre ihtiyacımız var. Gösterişin yerine sadeliği, yarışın yerine dayanışmayı, israfın yerine iktisadı ve “el âlem ne der?” kaygısının yerine gençlerin geleceğini koymalıyız. Çünkü düğün birkaç saat, borç birkaç yıl; fakat evlilik bir ömürdür. Geleneği koruyalım; fakat geleneğin yükü altında gençlerimizi evlilikten mahrum bırakmayalım. Evliliği zorlaştıran değil, kolaylaştıran bir örf ve kültür inşa etmek artık bir tercih değil, toplumsal bir sorumluluktur.