İşte bak, bir Ramazan daha geldi… Ama bazı evlere takvim değil, hüzün girdi. Fakirler ve mazlumlar sanki viran bir yurda konmuş gibi; çatı var ama güven yok, duvar var ama huzur yok. Garibin çilesi mezarda biter denirdi. — Şimdi mezara varmadan tükenen hayatlar görüyoruz.
Seher vakti öten horoz seslerine karışan anne ağlayışları var sanki; kimsenin duymadığı, sadece Arş’ın işittiği bir titreme… Vicdanların kanadığı bir dünyada yaşıyoruz. Güçlünün ateşi gökten yağıyor, zayıfın duası yerden yükseliyor. Bombaların gölgesinde oruç bekleyen çocuklar, korkuyla sahura kalkan anneler, iftara erişip erişemeyeceğini bilmeyen babalar var. Ramazan gelmiş — ama yaralar kapanmamış.
Yerin titremesi, üstündekileri atmasını biliyor — biz de biliyoruz. Zulüm yükseldikçe dengenin nasıl sarsıldığını, gözyaşının nasıl bir gün hesap soracağını biliyoruz. Mazlumun ahı sessizdir ama yankısı derindir. Nice saltanatları yıkan şey, görünmeyen bir iç çekiştir. Dünya kendini güçlü sananların değil; sabredip ayakta kalanların omzunda dönüyor. O yüzden Ramazan, sadece aç kalma ayı değil — içimizde biriken taşları dökme ayıdır. Kalbi katılaşmış olan titreyecek, vicdanı uyuyan silkinecek, merhameti eksilen utanacaktır. Bu ay, yeryüzü değilse bile kalpler sarsılsın; içimizdeki putlar dökülsün. Çünkü Ramazan geçer — ama sarsılmayan kalp taş kesilir.
Kimi bir lokma ekmeğin peşinde, kimi yurdundan kopmuş bir hicret yolcusu, kimi göğe bakıp “neredesin ey adalet” diye fısıldıyor. Hepsinin bakışı aynı: “Bırakın da yaşayalım…” der gibi. Dünyayı kendi mülkü sananların, toprağa gönderdikleri insanların mezar taşlarını okumak düşüyor geride kalanlara. Bu Ramazan, sadece mideyi değil kalbi de tutsak eden kibir kırılsın. Parçalanmış bilinçler toparlansın. Dağılmış ümmet aklını başına alsın. İlke, adalet, merhamet ve emanet yeniden ayağa kalksın. Bir aydınlanma — ama elektrikle değil, vicdanla olsun. Gel bu Ramazan biraz duralım… Secdeye kapanır gibi hayata eğilelim… Yollarda merhamet bekler gibi oturup ağlayalım. Belki gözyaşı, günahın pasını söker. Belki ağlamak, affa kapı olur. Çünkü bazen bir ümmeti dirilten şey, birlikte tutulan oruç değil — birlikte dökülen gözyaşıdır.
1. GARİPLERİN YÜKÜNÜ OMUZLAYAN VİCDAN
Bu çağın en ağır yükünü sırtında taşıyanlar, sesi en az çıkanlar oldu. Kalabalıklar içinde kaybolan yüzler, dosyalara sığmayan hikâyeler, rakamlara indirgenen acılar… Oysa her birinin arkasında yarım kalmış bir ömür, bölünmüş bir sofra, suskun bir çocuk bakışı var. Gariplerin duası gürültüsüzdür; ama göğü titreten de çoğu zaman o sessiz yakarıştır. Dünyanın terazisi şaştığında ilk ezilenler yine onlar olur: Yanık buğday tarlaları gibi; başakları vardır ama hasadı yoktur.
Merhametin geri çekildiği yerde hukuk da yorulur, düzen de çürür. Garibin hakkını korumayan sistem, kendi temelini oyar. Çünkü adalet en çok güçsüzü koruduğunda adalettir. Ramazan bize sadece aç kalmayı değil, başkasının açlığını hissetmeyi öğretir. Eğer bir toplumda garip hâlâ kapı kapı dolaşıyorsa, tok olanların orucu eksiktir. Vicdan, imsakla başlayıp iftarla bitmez; vicdan, garibin elini tutana kadar devam eder.
2. EMEKÇİLER VE EMEKLİLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Ömrünü çalışarak tüketenlerin, alın terini toprağa ve zamana katanların bugün bir köşede hesap yaparak yaşaması, sadece ekonomik bir sorun değil; ahlâkî bir yaradır. Emekçi sabahın karanlığında yola düşerken, emekli ay sonunu beklerken aslında aynı duayı fısıldar: “Geçim değil, insanca yaşam…” Çatlamış ellerin, bükülmüş bellerin, yorgun dizlerin bir de mahcup bakışı vardır; kimseden istemek istemeyen ama yetmeyen rızkın utancını taşıyan bir bakış.
Ramazan sofraları büyür deriz; fakat gerçek büyüklük sofraya tabak eklemekle değil, yük azaltmakladır. İşveren işçisinin hakkını geciktirmediğinde, yönetici çalışanını ezmediğinde, ücret adaletle belirlendiğinde Ramazan bereket olur. Emeklinin ilacını bölmeden alabildiği, emekçinin mesaisini saymadan yaşayabildiği bir düzen kurulmadıkça, yapılan dualar eksik kalır. Çünkü aç mide kadar, değersiz bırakılmış emek de insanı yakar.
3. ADALET BEKLEYENLERİN UZUN GECESİ
Adalet geciktiğinde saatler uzar, geceler ağırlaşır, insanın içindeki umut yavaş yavaş yorulur. Hakkı yenilen, sözü duyulmayan, kapı kapı dolaşıp cevap bulamayan insanların bekleyişi en derin yorgunluktur. Bir dilekçe kadar ince, bir iç çekiş kadar derin yaşarlar hayatı. Dosyalar kapanır ama yaralar kapanmaz; karar çıkar ama kırgınlık kalır. Çünkü adalet sadece hüküm değil, aynı zamanda gönül onarımıdır.
Ramazan, terazilerin yeniden kurulma çağrısıdır. Gücü olana sınır, zayıf olana siper olma çağrısı… Eğer bir toplumda mazlum hâlâ bekliyorsa, güçlüler henüz oruç tutmanın manasını kavramamıştır. Bu ay, sadece nefsi değil, zulmü de dizginleme ayıdır. Adalet yerini bulduğunda sadece mahkemeler değil, kalpler de ferahlar. Ve bazen tek bir hakkın teslimi, bin nasihatten daha güçlü bir ibadettir.
4. BORÇ, HASTALIK VE YOKSULLUKLA SINANANLAR
Bazı insanların imtihanı açlık değil, çaresizliktir. Borç defterini kapatamayanlar, ilaç reçetesine bakıp erteleyenler, hastane koridorlarında hem bedenini hem umudunu taşıyanlar… Yoksulluk sadece cüzdanda değil, bazen nefeste hissedilir. İnsan en çok, ihtiyacını gizlemek zorunda kaldığında yorulur. Birine yük olmamak için susanların iç sesi, en ağır feryattır.
Ramazan, hâli olanın hâlden anlaması için gelir. Fitre ve zekât sadece bir ödeme değil, bir kardeşlik köprüsüdür. Bir borcu hafifletmek, bir tedaviye destek olmak, bir eve erzak girmesine vesile olmak — bunlar bu ayın en sahici dualarıdır. Sofrada eksilen bir tabak, bir evde çoğalan umut olabilir. Çünkü bazen bir yardım, sadece karnı değil, yaşama isteğini de doyurur.
5. YUVALARI DAĞILANLAR, İÇİ SESSİZ YIKILANLAR
Bazı yıkımların sesi çıkmaz. Bir ev dağılır, ama duvarlar yerinde durur; bir aile çözülür, ama fotoğraflar hâlâ aynı çerçevededir. İçten çöken yuvalar, en sessiz felakettir. Çocukların gözünde büyüyen korku, eşlerin dilinde düğümlenen söz, sofrada eksilen neşe… Kimse bilmez, kimse görmez; ama o evde her gün biraz daha umut eksilir. Derbederlik bazen sokakta değil, aynı çatı altında yaşanır.
Ramazan barıştırma ayıdır; kırılanı onarma, kopanı bağlama ayı… Bir özür, bir sarılış, bir yumuşak söz bazen yılların yorgunluğunu siler. Oruç, sadece aç kalmak değil; öfkeyi tutmak, dili incitmemek, evi merhametle doldurmaktır. Eğer bu ayda bile gönüller birleşmiyorsa, takvim ilerler ama rahmet kapıda bekler. En büyük sadaka bazen bir yuvayı yeniden ayakta tutmaktır.
6. SUSANLAR, İÇİNE AĞLAYANLAR VE KIRIK GÖNÜLLER
En derin acılar çoğu zaman sessiz yaşanır. Kalabalık içinde gülümseyip yalnız kaldığında dağılan insanlar vardır. Kimseye yük olmamak için derdini içine gömen, geceleri yastığına konuşan, gündüzleri güçlü görünen kırık gönüller… Bir “iyiyim” cümlesinin arkasına saklanan nice fırtına vardır. İnsan bazen anlatamadığından değil, anlaşılmayacağını bildiğinden susar.
Ramazan, içe akan gözyaşını da gören bir rahmet mevsimidir. Kimsenin duymadığı duayı Allah duyar, kimsenin sormadığı hâli Allah bilir. Bu ay, susanlara kulak olma ayıdır. Bir hâl hatırı sormak, bir omuza dokunmak, bir kalbi dinlemek — bazen en büyük iyiliktir. Çünkü kırık bir gönlü onarmak, uzun ibadetlerden daha derin bir iz bırakır. Merhamet, en çok sessizlerin kapısını çaldığında gerçek olur.
7. RAMAZAN: ZULMÜ SÖNDÜRME, MERHAMETİ BÜYÜTME ÇAĞRISI
Ramazan takvimde bir ay değil, insanlığa yöneltilmiş bir çağrıdır: Gücünü azalt, şefkatini artır. Lokmanı küçült, vicdanını büyüt. Eğer bu ayda kalpler yumuşamıyorsa, sofralar kalabalık olsa da ruhlar hâlâ açtır. Mazlumun beklediği sadece yardım değil; görülmek, duyulmak, hatırlanmaktır. Gariplerin gözleri yollarda kaldıysa, bizim secdelerimiz eksik, dualarımız yarımdır.
Gel bu Ramazan, biraz duralım. Emekçinin yükünü, emeklinin hüznünü, adalet bekleyenin sabrını, hastanın korkusunu, borçlunun uykusuzluğunu kalbimize koyalım. Bir akşam, bir sokak köşesinde merhamet bekler gibi oturup insanlığımıza ağlayalım. Çünkü bazen bir toplumu ayağa kaldıran şey büyük nutuklar değil, içten dökülen tek bir gözyaşıdır. Ve gerçekten yanarsa dünya — onu kibir değil, ahı tutulan gariplerin ateşi yakar.
8. RAMAZAN SIĞINAĞIMIZ, SON BARINAĞIMIZ OLSUN
Ramazan bizim sığınağımız, barınağımız olsun bari… Zemheride donuyoruz, ağustosta üşüyoruz; mevsimler değil, merhametsizlik donduruyor içimizi. Dünya parsellenmiş, kalpler bölünmüş, sofralar ayrışmış. Fitne ve fesat dört bir yanımızı sarmış; kime gönlümüzü açsak tereddüt ediyoruz. Güven, en pahalı nimet olmuş. Kardeşlik, hatıralarda kalan bir kelime gibi. Bir ses duysak irkiliyoruz — aman Allah’ım, pencereye bir taş geldi sandım; meğer Müslümanlar birbirine sarıldı, zulme “dur” dedi diye umutlanmak istiyoruz. Umudu bile ürkek taşıyoruz artık.
Ramazan misafirimizdir — onu mahzun değil, memnun gönderelim. Bu ayda gökyüzüne yükselen sadece dualar olsun, dumanlar değil. Sakın ha bu ayda dünya devletleri mazlumların üzerine bomba yağdırmasın; çocukların uykusu, annelerin çığlığı, şehirlerin sessizliği delinmesin. Hakim kalemini kırarken adalet için kırsın; işveren emeği gözetmek için dursun; amir sertliği bıraksın. Bu ay kimse kimseyi ezmesin, kimse kimseyi susturmasın. Ramazan’da mahkûm edilen değil, berat edenlerden olalım. Nefsimize karşı kendimizi restleyelim: ya merhamet ya hiç diyelim. Çünkü bu ay geçer — ama kalpte açtığı kapı kapanırsa, geriye sadece kaçırılmış bir rahmet kalır.