Bugün insanlığın yeniden hatırlaması gereken temel hakikat şudur: Suç şahsîdir, sorumluluk bireyseldir. Bir insanın işlemediği bir suçtan dolayı cezalandırılması yalnızca hukuka değil, insanlık onuruna da aykırıdır.

İLÂHÎ ADALETİN ANAYASAL İLKESİ “وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى”

Adaletin ilk şartı, suç ile sorumluluğun birbirinden ayrılmamasıdır. Kur’ân’ın açık hükmü olan “وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى” ilkesi, insanlığa şunu ilan eder: Suç da ceza da şahsîdir. Buna rağmen bugün zaman zaman annenin hatasından kızın, babanın hatasından oğlun, bir cemaat mensubunun yanlışından bütün cemaatin, bir kişinin eyleminden bütün bir topluluğun veya siyasî yapının suçlanabildiği bir anlayış yeniden üretilmektedir. Oysa bu yaklaşım yalnızca hukukun değil, aynı zamanda vahyin kurduğu adalet düzeninin de açık ihlalidir. Çünkü bir bireyin fiilini bütün bir topluluğa yüklemek, Kur’ân’ın kaldırdığı câhiliye zihniyetine geri dönmek demektir. Suçun şahsîliği ilkesinin ihlali sadece bir hukuk hatası değil; anayasal nitelikte bir adalet ihlalidir. Bu nedenle bireyin suçunu topluma, ferdin hatasını aileye, bir kişinin yanlışını bir cemaate veya kuruma yükleyen her anlayış, modern hukukun da Kur’ân’ın da reddettiği çağ dışı ve insanlık dışı bir cezalandırma mantığını temsil eder. Kur’ân’ın temel adalet ilkelerinden biri şu ayette ifadesini bulur: ﴿وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى﴾ — “Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.” Bu ilke, insanlık tarihinin en köklü hukuk prensiplerinden biridir. Buna rağmen modern çağda dahi bireyin değil, ailelerin, cemaatlerin ve toplulukların suçlandığı kolektif cezalandırma anlayışı zaman zaman yeniden ortaya çıkmakta; insanlık farkında olmadan Kur’ân’ın ortadan kaldırdığı câhiliye zihniyetine geri dönüş riskini yaşamaktadır.

1. Kur’ân’ın Ortaya Koyduğu Anayasal Hukuk İlkesi

Kur’ân-ı Kerîm’de farklı bağlamlarda tekrar edilen ﴿وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى﴾ hükmü (En‘âm 6/164; İsrâ 17/15; Fâtır 35/18), İslam hukukunun en temel normatif prensiplerinden biridir. Bu hüküm yalnızca ahlâkî bir öğüt değil; aynı zamanda sorumluluğun sınırlarını belirleyen anayasal mahiyetli bir hukuk ilkesidir. Bu ilkeye göre sorumluluk bireyseldir. Hiçbir insan başkasının suçunu veya günahını yüklenemez. Bir bireyin fiili yalnızca kendisini bağlar; başkalarına yüklenemez. Böylece Kur’ân insan sorumluluğunu bireyselleştirerek hukukun temelini adalet üzerine kurmuştur.

Modern hukuk literatüründe “cezanın şahsîliği” veya “bireysel sorumluluk” olarak ifade edilen bu prensip, bugün çağdaş anayasal devletlerin ve uluslararası hukuk düzeninin temel normlarından biridir. Ancak dikkat çekici olan gerçek şudur ki, modern hukuk sistemlerinin ulaştığı bu ilke insanlığa vahiy tarafından çok erken bir dönemde kazandırılmıştır.

2. Câhiliye Düzeninde Kolektif Suç ve Ceza Mantığı

Kur’ân’ın bu ilkesinin tarihsel değeri, İslam öncesi toplumların hukuk anlayışı dikkate alındığında daha açık biçimde anlaşılmaktadır. Câhiliye toplumlarında suç ve ceza çoğu zaman birey üzerinden değil, kabile veya aşiret üzerinden değerlendirilirdi. Bir aşiretten biri suç işlediğinde karşı taraf çoğu zaman suçluyu değil; o kabileden yakalayabildiği herhangi bir kişiyi cezalandırabiliyordu. Bu anlayış bireysel sorumluluğu ortadan kaldıran ve hukuku intikam mantığına dayalı kolektif bir cezalandırma sistemine dönüştüren ilkel bir düzenin ürünüdür. Ceza çoğu zaman suçu işleyene değil, en zayıf veya en ulaşılabilir olana uygulanabiliyordu.

Kur’ân’ın getirdiği ﴿وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى﴾ ilkesi işte bu noktada insanlık tarihinde köklü bir kırılma meydana getirmiştir. Bu ilke ile birlikte sorumluluk kesin biçimde bireyin şahsına bağlanmış ve hukuk kabile mantığından adalet mantığına taşınmıştır. Bu yönüyle söz konusu ilke yalnızca dinî bir hüküm değil; aynı zamanda medeniyet kurucu bir hukuk devrimidir.

3. İslam Hukukunda Sorumluluğun Şahsîliği

İslam hukuk geleneği bu ilkeyi birçok alanda temel prensip olarak kabul etmiş ve geliştirmiştir.

  • Ceza hukukunda, suç yalnızca faili bağlar.
  • Mali sorumlulukta, borç ve tazminat bireysel yükümlülüktür.
  • Aile hukukunda, bir bireyin hatası diğer aile fertlerine yüklenemez.

Dolayısıyla bir kişinin işlediği suç sebebiyle babanın, annenin veya kardeşlerin cezalandırılması İslam hukuk düşüncesi açısından kabul edilemez. Aynı şekilde bir cemaatte, tarikatta veya siyasi yapıda bulunan bir kişinin hatası sebebiyle bütün bir topluluğun suçlanması veya mahkûm edilmesi de bu ilkenin ihlali anlamına gelir. İslam hukukunun adalet anlayışı, bireyin sorumluluğunu esas alır; toplulukların toptan suçlanmasını değil.

4. Modern Dünyada Câhiliye Reflekslerinin Yeniden Üretimi

Ne var ki günümüzde —hukukun gelişmiş kurumsal yapısına rağmen— bu ilkenin zaman zaman ihlal edildiğine şahit olunmaktadır. Bazen bir babanın hatası sebebiyle oğlu toplumsal veya hukuki baskıya maruz kalabilmekte; bazen bir evladın davranışı sebebiyle anne veya baba suçlanabilmektedir. Daha da dikkat çekici olanı, bir cemaat veya topluluk içinde bulunan bir kişinin yaptığı yanlış sebebiyle bütün bir camianın suçlu ilan edilmesi veya toplum nezdinde mahkûm edilmesidir. Bu yaklaşım yalnızca hukuki bir hata değildir; aynı zamanda medeniyet krizinin bir göstergesidir. Çünkü kolektif suçlama kültürü, toplumsal adalet duygusunu zedeler ve toplumda güvensizlik üretir. Bu durum, modern hukuk düzeninin ulaştığı kazanımları zayıflattığı gibi, insanlığı farkında olmadan câhiliye çağının kolektif cezalandırma anlayışına yaklaştırır.

5. Ritüel Dindarlık ile Adalet İlkesi Arasındaki İmtihan

Bu bağlamda dikkat çekici bir başka husus da şudur: Bazen bireyler veya topluluklar dinî ritüelleri büyük bir titizlikle yerine getirirken, Kur’ân’ın en temel adalet ilkelerini ihlal edebilmektedir. Oysa İslam’ın kurucu mantığında ibadet ile adalet birbirinden ayrılmaz. Kur’ân’ın anayasal mahiyet taşıyan bir adalet ilkesini ihlal eden bir yaklaşım, ne kadar dindar bir görünüm sergilese de vahyin adalet tasavvuruyla bağdaşmaz. Bu nedenle ﴿وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى﴾ ilkesi yalnızca hukuki bir norm değil; aynı zamanda iman ile adalet arasındaki temel ölçülerden biridir.

6. Sonuç: Medeniyetin Temeli Olarak Adalet

Bugün insanlığın yeniden hatırlaması gereken temel hakikat şudur: Suç şahsîdir, sorumluluk bireyseldir. Bir insanın işlemediği bir suçtan dolayı cezalandırılması yalnızca hukuka değil, insanlık onuruna da aykırıdır. Kur’ân’ın ortaya koyduğu ﴿وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى﴾ ilkesi, modern hukuk sistemlerinin ulaştığı noktayı asırlar önce haber veren evrensel bir adalet ölçüsüdür. Dolayısıyla yapılması gereken şey câhiliye çağının kolektif suç anlayışına geri dönmek değil; Kur’ân’ın ortaya koyduğu bu anayasal adalet ilkesini yeniden hatırlamak ve yaşatmaktır. Çünkü adaletin olmadığı yerde hukuk zayıflar, toplum çözülür ve medeniyet ayakta kalamaz.