Bugün birlikte yaşam tevhidinin ikinci kanadını oluşturan bölüşüm konusunu yeniden ele almak istiyorum. İslam’ın birlikte yaşam inancının ikinci esası, yani tehlikede ortak olmak, nimette adil paylaşmak ilkesi, dinin en önemli sosyal projelerinden biridir.

أعتقد أن المشاركة في الخطر وأعتقد أن المقاسمة في النعمة
“Tevhid sadece inanç değil, paylaşmanın da imanıdır.”

Bu ilke, tevhidin kurucu esaslarından biri kabul edilmelidir. Zira bu ilkenin yozlaşması, Müslümanların zilleti yaşamalarına sebep olmuştur. Komşusu açken tok yatanların sayısı artmıştır. Gazze’de ayağına diken batan, kanla abdest alan çocukların feryadı artık kulaklarda yankılanmaz olmuştur. Oysa iman, bu yozlaştırılmış inancı reddeder. Kur’an, “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” (Müslim, Îmân, 93) diyerek, iman ile paylaşma arasındaki bağı kurmuştur.

Tehlikede Ortak Olamayan, Nimeti Adil Paylaşamaz

“Birlik, tehlikeyi paylaşmakla başlar; nimeti bölüşmekle büyür.”

Toplum mühendisleri tarafından bugün bilinçli veya bilinçsiz bir sosyal siyaset izlendiği görülmektedir. Bu siyaset, ümmetin damarlarına “bireysellik” zehrini enjekte etmiştir. Tehlikede iştirak edemeyen, nimeti adil paylaştıramayan bu kapitalist zihniyet, vahyin kurucu projesine isyan etmektedir. Bugünün Müslümanı adeta kapitalist bir araca binmiş, ahiret yolculuğuna çıkmıştır. Nefis atına binmiş bir süvari gibi, kamçısını kendi menfaati için sallamaktadır. Kur’an, “Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin” (Bakara, 2/188) buyurarak bu yozlaşmayı asırlar öncesinden haber vermiştir.

Sosyal Tevhidin Anayasası: Adil Paylaşım ve Kardeşlik

“Paylaşmak, infakın değil; imanın kanıtıdır.”

Sosyal tevhidin bu ikinci ilkesi, yalnız bir ekonomik sistem değil, aynı zamanda bir iman disiplinidir. İslam toplumunda gelirlerin adil dağıtımı, vahyin emridir. Kur’an, “Servet yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç olmasın” (Haşr, 59/7) buyurarak, gelir adaletini sosyal tevhidin mihverine koymuştur.

Emek gelirleri (ücret, maaş, yevmiye) ile emek dışı gelirlerin (kâr, faiz, kira) arasında adil bir denge kurulmalıdır. Üretim süreci sonunda ortaya çıkan kazançların, emek, sermaye, toprak ve girişimci arasında adil paylaşımı, toplumsal barışın teminatıdır. Peygamber (sav) “İşçiye ücretini alın teri kurumadan verin” (İbnMâce, Rühûn, 4) buyurarak adil bölüşümün tevhidî bir görev olduğunu hatırlatmıştır.

Kapitalist Bölüşüm: Tevhidin Kırılması

“Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul... Bu taksimi kurt yapmaz.”

Bugün adalet terazisi bozulmuş, nimet taksimitevhidî ölçülerden sapmıştır. Sermaye piyasalarından para piyasalarına kadar adil paylaşımın terk edilmesi, sosyal barışın temellerini sarsmıştır. Şayet bugün tevhidin kurucu unsuru olan tehlikede iştirak, yani sosyal güvenlik sistemimizi kuramazsak, tehlikeye düşenler için dünya cehenneme dönüşür.

Nimetin adil paylaşılmadığı yerde ise cennet vaadi toplumsal huzurda gerçekleşmez. Çünkü “Adalet gökten inmez, insanların elleriyle kurulur.” Bugün kürsülerde “kardeş olalım” nutukları atılırken, sokakta kardeşin hakkı çiğnenmektedir. Vahyin kurucu ilkesi olan “tehlikede iştirak, nimette taksimat” pratiğe geçirilmediği sürece hiçbir çağrı inandırıcı olmayacaktır. Dilde kardeşlik söyleyip sofrada bencilleşen bir toplum, tevhidin şahidi olamaz.

Emevî Zihniyeti: Tevhidin İlk Darbesi

“Adalet kaybolduğunda, ümmet kabileye döner.”

Bu ilkenin yozlaştırılmasının tarihî kaynağı, Emevîlerin tevhid anlayışını siyasallaştırmasıyla başlamıştır. Emevîler, adil bölüşüm ilkesini ortadan kaldırarak tevhidi siyasî otoriteye indirgemiştir. Böylece ümmet, adalet yerine ganimet anlayışına dönmüştür.

Bu kırılmanın mirası bugün hâlâ sürmektedir. Afganistan, Suriye, Irak, Lübnan, Libya, Filistin… Her biri “tevhidin sosyal projesi” ihmal edildiği için haritadan silinmiş gibidir. “Böl, parçala, yönet” anlayışı, küresel bir stratejiye dönüşmüştür. Kur’an, “Birbirinizle çekişmeyin, yoksa gücünüz ve kuvvetiniz elinizden gider” (Enfâl, 8/46) buyurarak bu gerçeği asırlar öncesinden bildirmiştir.

Böl, Parçala, Yönet: Tevhidin Düşman Formülü

“Birlik dağılırsa, iman dağılır.”

Tehlikede iştirak edemeyen müminlerin, bu tevhidî inanç esasındaki birlik ve dayanışma ruhunu ihlal etmeleri sonucunda ümmet diz çökme noktasına gelmiştir. Bugün birçok Müslüman ülke kendi içinde kavga hâlindedir. Her biri kendi çıkarını ümmetin maslahatının önüne koymuştur. “Müminler ancak kardeştir” (Hucurât, 49/10) ayeti, artık kitap sayfalarında kalmış bir hatırlatmadan öteye geçememektedir.

Tevhid, Birlikte Yaşama Ahlakıdır

“Tevhid sadece Allah’ın birliği değil, ümmetin birliğidir.”

Artık geçici dünya hayatını ebedi hayatın önüne koyan kapitalist Müslüman tipi, kendi kendini tüketmiştir. Kalpleri beton, gözleri kör, ruhu yorgun bir çağda yaşıyoruz. Fakat hâlâ umut var. Vahyin kurucu projesini yeniden canlandırmak, yalnız bir dinî vazife değil, insanlığın kurtuluş reçetesidir.

Gelin ey müminler, tefrikayı bırakalım. Hz. Peygamberin örnekliğinde uyguladığı bu tevhidin kurucu unsurunu hayatımıza hâkim kılalım. Sadece “tehlikede tek vücut olma” ilkesinin pratiğe aktarılması bile, ümmetin damarlarına kan, kalplerine dirilik, akıllarına hikmet, nefeslerine iman üfleyecektir.Tevhid, yalnız “Allah birdir” demek değil; “biz biriz” diyebilmektir.