Yoksa biz, dünyada tatlı bir rüya gördüğümüz uykuda iken ölüm denen hakikatle mi uyanacağız gerçeğe?
Neden bir ismi de Hak’tır Yüce Allah’ın?
Neden bir ismi de Hak’tır Yüce Kitabın?
Neden peygamberler haktır?
Neden melekler haktır?
Neden ilahi kitaplar haktır?
Neden Cennet ve Cehennem haktır?
Neden ölüm haktır; ölen için, “emr-i hak vaki oldu” deriz?
Neden Allah hakkından bahsederken kul hakkını da gözetmeyi es geçmeyiz?
Neden doğuştan gelen haklar kadar sonradan kazanılmış haklar da kutsaldır?
Kur’an-ı Kerim’de 247 yerde geçen hak kelimesi, üzerinde hakkıyla düşünmeyi gerektirmiyor mu sizce de?
İbn-i Arabi’nin dediği gibi, hak mutlak varlık ise onun dışında kalan biz insanlar dahil her şey batıl mıdır?
Yoksa biz, dünyada tatlı bir rüya gördüğümüz uykuda iken ölüm denen hakikatle mi uyanacağız gerçeğe?
Gözümüzle gördüğümüz elimizle tuttuğumuz gerçeklerin dışında “hakka’l-yakin” denilen mertebede ne görülür?
Bu mertebede “Hak’ta fani olmak”, “Hak ile hak olmak” ne demektir? Nasıl bir ruh halidir?
Şu fani dünyayı biraz daha anlayabilmek için baki olana yönelmek adına “Hak” kavramını biraz düşünelim derim.
Aziz bir düşünürümüz ne güzel noktalamış meseleyi; “Hakk’ın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sağ olsun.”
Bugün hazır balık yok sevgili dostlar!
Hep birlikte balık tutmasını öğreneceğiz!
Sonrasında hangi denize, hangi nehre giderseniz gidin balıklar oltanıza takılacak biiznillah!