Elbette Allah için tutuyoruz, O emrettiği için tutuyoruz, O’nun rızasını kazanmak için tutuyoruz. Lakin her ibadetin kendine özgü hikmeti ve maslahatı vardır.
NİÇİN ORUÇ TUTUYORUZ?
Oruç ibadetinin hikmetine baktığımızda sayısız lütuflar ve yararlar olduğunu görüyoruz. Kendisinin bizim açlığımıza ve susuzluğumuza ihtiyacı olmayan Rabbimiz, bizi bizden daha çok düşünerek açlık ve susuzlukla bizi terbiye ediyor. Görünüşte müminler için sıkıntı ve meşakkat gibi dursa da Ramazan, rahmetiyle ve bereketiyle geliyor.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de orucun farz kılındığı ifade edilirken “umulur ki korunursunuz (takvaya erersiniz) (Bakara-183) açıklamasıyla orucun amacı da ifade edilmiştir.
Takva, yalnızca haramlardan kaçınmak değil; nefsin dizginlerini de ele almak suretiyle olgun bir insan olmaya çalışmak olarak da açıklanabilir.
Sevgili Peygamberimiz bu mübarek ayı şöyle tasvir ediyor: “Ramazan ayı size bereketiyle geldi, Allah bu ayda sizi zengin kılar, bundan dolayı size rahmet indirir, hataları yok eder, duaları kabul eder. Allah Teâla sizin ibadet ve hayır konusunda birbirinizle yarışmanıza rahmet nazarıyla bakar ve meleklerine karşı sizinle övünür. O halde iyilik ve hayırdan yana Allah Teâla’ya kendinizi gösterin. Ramazan ayında Allah’ın rahmetinden kendisini mahrum eden kimse bedbaht kimsedir.” (Heysemî) “Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber” Niyazi Mısri, ömrü bir binaya benzetir, der ki her gün ondan bir taş düşüyor yere, ama can hala gafil yatıyor. Bina viran oluyor farkında değil. İşte, bu gafletin ortadan kaldırılabileceği en güzel zaman dilimidir Ramazan. Her günü ikramla dolu bir aydır. Büyük küçük herkes bu hazineden payını alır; verilen bereketlenir, paylaşılan çoğalır.
İnsan; yemek, içmek ve uyumak gibi temel ihtiyaçlarında, oruç benzeri bir dizginleme yöntemine başvurmadığında sürekli daha fazlasını ister; doygunluk eşiği zamanla yükselir. Bugünlerde gündeme gelen şu son skandal görüntüler ve utanç verici hadiseler de göstermiştir ki insandaki nefs denilen olgu frenlenmediği zaman yapamayacağı zalimlik ve pervasızlık; işleyemeyeceği suç ve günah yoktur.
Şeytanın bile aklına gelmeyecek sapık ilişkiler ve sapkın düşünceler insanlığın geldiği nokta açısından son derece düşündürücüdür. Tevhit dininden sapan ve medeniyet adı altında hazza ve keyfiliğe sınır tanımayan bu zihniyetin varıp dayandığı yer insanlık için yüz karasıdır. Kendi sapık zihniyet ve yanlışlarını “modernlik” adı altında bize de ithal etmeye kalkan “tek dişi kalmış canavar”a verilebilecek en güzel cevap, dini değerlerimize ve kültürümüze sahip çıkmak olacaktır.
Sanayide makineler testten geçmesi için zaman zaman bakım onarıma alınır; araçlar, kontrol ve bakım için belirli periyotlarla muayeneden geçirilir, gerektiğinde rektefe edilir; dijital cihazlar yeri-zamanı geldiğinde formatlanır/kontrol amaçlı resetlenir.
Hasbelkader günah bataklığına saplanan, nefsine uyarak yanlış işlere bulaşan günahkâr kullar için Ramazan, her yönüyle insanı resetleyen, kötü alışkanlıklara “dur” diyen bir fırsat anıdır.
Oruç ibadetinin hakkıyla tutulması, mümini hayvani/nefsani arzulardan sıyırıp meleki boyuta terfi etmeye ve Cenab-ı Hakk’a kurbiyete vesile olmaktadır.
İmam Gazzali orucun batıni yönüne dikkat çekerek oruç tutan kişileri orucun niteliğine göre avam, havas ve ehassü’l-havas olarak üçe ayırır: Buna göre avamın orucu midenin aç ve susuz kalması; havasın orucu, kişinin mide ve cinsel uzvu ile beraber gözünü, kulağını, dilini, elini, ayağını ve sair organlarını da günahlardan koruması; bütün bunlara kalbin eşlik etmesi ve kişinin dünyevi kaygılardan sıyrılarak gönlünü Allah’a bağlaması ve O’ndan gayrısına minnet etmemesi ise ehassü’l-havasın orucu olarak vasıflandırılmaktadır.
Meşhur hikâyedir: “Mecnun çölde “Leyla” diye dolaşırken fark etmeden namaz kılan bir dervişin önünden geçer. Derviş namaz bitince Mecnun'a kızar. Mecnun özür diler ve der ki; Ben Leyla'nın aşkından seni görmedim de ya sen huzurunda olduğun Mevla'nın aşkından beni nasıl gördün?”
Kıssadan hisse, gerçek kulluk ve takva, kişinin bütün azalarıyla namaz kılması, oruç tutmasıdır. Nitekim kullukta zirve nokta olan ihsan; Allah’a onu görüyormuş gibi kulluk etmektir.
(Not: Bu yazıda Diyanet Yayınlarından çıkan “Ramazan Cami ve Hayat” kitabından yararlanılmıştır.)