Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde kaos ve felaketin yaşandığı güvensiz ve istikrarsız günlerden geçiyoruz. Gün geçmiyor ki Müslümanların yaşadığı coğrafyada kan ve gözyaşı akmıyor olsun.
Emperyal güçlerin, ırkına, rengine, cinsiyetine, diline, mezhebine, meşrebine bakmaksızın Müslüman kanı akıtmaya devam ettiği bir düzlemde artık uyanmanın vakti geldi de geçiyor bile. Şimdi Kur’an’da buyrulduğu üzere Allah’ın ipine sarılma zamanı.
Şimdi farklılıklarımızı bir tarafa bırakıp ortak noktalar ve idealler etrafında kenetlenme zamanı.
Şimdi farklı düşünce ve yorumlarımıza saygı duyarak din kardeşliğimizi öne çıkarma zamanı.
Tam da bugünlerde birilerinin bize, “Ramazan Sünnilerin, Muharrem Alevilerin” diye yutturmaya çalıştığı bir noktada; “Ramazan da bizim, Muharrem de bizim” deme vakti.
Yine birilerinin, “Cami Sünnilerin, Cemevi Alevilerin” hezeyanıyla bilerek ya da bilmeyerek ayrıştırmaya çalıştığı bir düzlemde; “Cami de bizim, Cemevi de bizim” anlayışını yükseltme zamanı.
Şunu çok iyi biliyoruz ki bizim “Şiilik-Alevilik-Sünnilik” diye bir dinimiz yoktur. Bizim dinimiz İslam; Peygamberimiz Muhammed Mustafa (as); Kitabımız Kur’an; Kıblemiz Kâbe’dir.
Ta ezelden beri bütün peygamberlerin yolu olan Tevhid dini, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’le kemale ermiş; son kutsal Kitap Kuran’da iman, ibadet ve muamelat esaslarının çerçevesi çizilmiştir.
Kur’an’ın hükümlerini anlama, yorumlama ve uygulama noktasında zaman içerisinde doğan mezheplerin görüşlerinden yararlanmak gayet doğaldır, ancak körü körüne mezhepçilik yapmak doğru değildir.
Müslümanların en büyük zaafı olan etnik ayrıştırma ve mezhep taassubunu çok iyi bilen ve kullanan şer güçler, dün olduğu gibi bugün de bizi bu noktadan vurmaya çalışmaktadır.
Bu tefrika tuzağına düşmemek için şimdi Allah için safları sık tutma zamanıdır.
Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi aynı ruh ve idealle dinimize, mukaddesatımıza, milli ve manevi değerlerimize sarılma zamanıdır.
Birbirimizi Allah için sevme, dayanışma ve kardeşlik hukukunun gereğini yapma zamanıdır.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışına uygun olarak yakın ve uzak komşu hakkını gözetme zamanıdır.
Zulüm kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumun yanında zalime karşı durma zamanıdır.
Birbirimizi farklı sebeplerle ötekileştirmek yerine, değerlerimize saygı duyma ve empati yapabilme becerisini gösterme zamanıdır.
Hacı Bektaş’ın deyimiyle; “Bir olma, iri olma, diri olma” zamanıdır.
Nazım Hikmet’in ifadesiyle; “Bir ağaç gibi tek ve hür ama bir orman gibi kardeşcesine” yaşama erdemini hayata geçirme zamanıdır.
Unutmayalım; “Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz.” Ve, “hiç birimiz hepimiz kadar güçlü değiliz.”
Nurettin Topçu’nun duasıyla bitireyim; Çıktığımız bu yolda “Sabır gıdamız, gayret duamız, birlik en büyük silahımız” olsun. Selam ve dua ile…