Sözü başka, özü başka insanlardan yorulduk. Doğru söz, yanlış hayatın mazereti olamaz. Kişilik, savunduğu ilkeyi kendi çıkarından üstün tutabilmektir.
MADDE 1 — SÖZÜN DOĞRULUĞU, KİŞİNİN DOĞRULUĞUNA YETMEZ
Doğruyu söylemek, doğru yaşama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Hiç kimse savunduğu ilkenin dışında tutulamaz; unvanı, makamı ve dinî görünürlüğü ona ahlâkî dokunulmazlık kazandıramaz. Söz, sahibinin davranışıyla sınanır. Adaleti anlatıp haksızlıktan yararlanan, dürüstlüğü övüp hesabını gizleyen kişi, söylediği hakikati kendi tutarsızlığının örtüsü yapamaz. Güvenin temeli, söz ile özün birliğidir.
MADDE 2 — HAK, SAHİBİNİN KİMLİĞİNE GÖRE DEĞİŞMEZ
İnsan onuru; inanç, mezhep, soy, cinsiyet, siyasî tercih ve toplumsal konum ayrımı gözetilmeksizin korunur. Kendimiz için istediğimiz güvenceyi başkasından esirgeyemeyiz. Rakibimizin uğradığı haksızlık, dostumuzun uğradığı haksızlıktan daha hafif değildir. Aynı fiile, faili bizden olunca mazeret, başkasından olunca mahkûmiyet üretilemez. Adaletin terazisi aidiyete göre ayarlanamaz; aynı safta ayrı terazi kurulamaz.
MADDE 3 — KENDİ ALEYHİNE DE OLSA HAKKI SAVUN
İlkelilik, hak ile menfaat çatıştığında belli olur. Kişi kendi kusurunu kabul etmek, haksız kazancından vazgeçmek ve sebep olduğu zararı gidermekle yükümlüdür. Akrabalık, dostluk ve örgütsel bağlılık gerçeği saklamanın gerekçesi olamaz. Kendi mağduriyetinde adalet isteyen, kendi ayrıcalığında da aynı ölçüye razı olmalıdır. Haklı çıkma arzusu, hakkı teslim etme sorumluluğunun önüne geçirilemez.
MADDE 4 — SEÇİCİ VİCDANLA ADALET KURULAMAZ
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” deyip yalnız kendimize dokunulduğunda konuşmak, savunduğumuz ölçüyle çelişmektir. Haksızlığı bilen ve müdahale imkânı bulunan kişi, menfaatini korumak için susmayı erdem diye sunamaz. Sorumluluk, imkân ve güvenlik şartları gözetilerek yerine getirilir; güçsüz mağdura kahramanlık borcu yüklenemez. Asıl hesap, yetkisi olduğu hâlde zulmü örtenlerden sorulur.
MADDE 5 — KİMLİĞİ KİŞİLİĞİN YERİNE KOYMA
Kimlik aidiyeti bildirir; kişilik, o aidiyet içinde nasıl davrandığımızı gösterir. Din, millet, cemaat ve ideoloji adına konuşmak, kişiyi kendiliğinden dürüst kılmaz. Hiçbir bağlılık, aklı ve vicdanı teslim alma yetkisine sahip değildir. Eleştirilemez hâle getirilen lider, grup ve menfaat, hakikatin önüne geçer. Kişilik erozyonu, insanın yanlış olduğunu bildiği şeyi kendi tarafı yaptığı için savunmasıyla başlar.
MADDE 6 — BİLGİ VE İNANÇ, TAHAKKÜM ARACI YAPILAMAZ
Hiç kimse Allah adına insanların vicdanına hükmedemez; kendi yorumunu bütün insanları susturan mutlak otoriteye dönüştüremez. Bilimsel iddia delille, yorum gerekçeyle, kamusal karar denetimle sınanır. Farklı düşüneni etiketlemek, kitabını mahkûm etmek ve sözünü dinlemeden dışlamak düşüncenin yerine baskıyı koymaktır. İlkeli insan, kendi kanaatini de sorgulayabilir; hakikati grubunun mülkü saymaz.
KENDİNE İSTEDİĞİN ADALETİ BAŞKASINA DA İSTE; KENDİNE YAKIŞTIRMADIĞIN ZULMÜ BAŞKASINA REVA GÖRME.
İlkeler kürsüde söylenmek için değil, hayatta uygulanmak içindir. Başkasının hakkını korumayan adalet, emeği gözetmeyen kazanç ve onuru inciten sevgi kendi iddiasını boşa çıkarır.
MADDE 7 — ÜSLUP, İNSAN ONURUNU KORUMAKLA BAŞLAR
Hiçbir doğru, insana hakaret etme ruhsatı vermez. Eleştiri fiile, iddiaya ve delile yöneltilir; kişinin onuru hedef alınamaz. Dedikodu, iftira ve itibarsızlaştırma dinî gayret veya toplumsal mücadele diye meşrulaştırılamaz. Haber doğrulanmadan hüküm kurulamaz; muhatabın açıklaması dinlenmeden suç isnadı kesinleştirilemez. Bir insanı toplumsal hayattan silmek, fikir tartışması değildir. Söz, yaralama gücü kadar sorumluluk da taşır.
MADDE 8 — SEVGİ, ÖZGÜRLÜĞÜ VE HAKKI GÖZETİR
Sevgi medeniyeti, farklı olanın da incitilmeden yaşayabildiği yerde başlar. Sevmek, bir insanın iradesini teslim almak veya kişiliğini eritmek değildir. Kardeşlik, kusuru örtmek adına mağdurun hakkını yok sayamaz; merhamet, hesap vermeyi kaldırmaz. Yanlışı düzeltirken insanın dönüşme imkânı korunur. Hedef, kişiyi tüketmek değil, zararı durdurmak ve onarmaktır. Gönül kazanma iddiası, insan onurunu çiğneyerek gerçekleştirilemez.
MADDE 9 — EMEĞİ KORU, SÖMÜRÜYÜ KAZANÇ SAYMA
Kazanç, başkasının emeğini ve çaresizliğini istismar ettiği ölçüde ahlâkî meşruiyetini kaybeder. Üretime ve hizmete katkı sunmadan, ayrıcalık ve bağımlılık üzerinden sürekli pay devşirmek toplumsal asalaklığı besler. Sermayenin üretime katılmasıyla, gücünü kullanarak karşılıksız menfaat aktarması aynı sayılamaz. Ribâ eleştirisi de yalnız adlandırmaya hapsedilemez; kazancın nasıl doğduğu, riski kimin taşıdığı ve yükün kime bırakıldığı sorgulanmalıdır.
MADDE 10 — DEVLET GANİMET, KAMU GÖREVİ MÜLK DEĞİLDİR
Kamu yetkisi hiçbir kişinin, ailenin, partinin veya cemaatin özel mülkiyetine dönüşemez. Görevlendirmede ehliyet ve liyakat; kaynak kullanımında kamu yararı, açıklık ve hesap verebilirlik esas alınır. Yakına imkân sağlamak için başkasının hakkı daraltılamaz. Sadakat, hukuka aykırı emre itaat sayılmaz. Makamın değeri sağladığı ayrıcalıkla değil, koruduğu hakla ölçülür. Emanet, sahibinin hesabına değil toplumun yararına kullanılır.
MADDE 11 — ÇÜRÜMEYİ KADER DİYE KABULLENME
Toplum, kötülüğün varlığından önce kötülüğün olağanlaşmasıyla çözülür. Yalanın maharet, susmanın tedbir, kayırmanın vefa sayıldığı yerde ortak hayatın güveni aşınır. Tarihte helâk anlatılarında karşılaştığımız ahlâkî uyarıları yalnız geçmişe yöneltemeyiz; kendi davranışımıza da çevirmeliyiz. “Bindik bir alâmete, gidiyoruz kıyamete” sözü teslimiyet gerekçesi yapılamaz. Gidişatı değiştirmek, yanlıştan sağladığımız faydadan vazgeçmekle başlar.
MADDE 12 — İLKELİ İNSANI YETİŞTİR, İLKEYİ GÜVENCEYE AL
Bugün dünden daha çok, çıkarı zedelense de ölçüsünü koruyan insanlara ihtiyacımız vardır. Aile, okul, üniversite, dinî kurum ve medya; itaati kişiliğin, başarıyı dürüstlüğün yerine koyamaz. Soru sorma, gerekçe isteme ve yanlışa itiraz etme hakkı korunur. İlkeler yalnız iyi insanların insafına bırakılamaz; açık kurallar ve işleyen denetimle güvenceye alınır. Herkes kendi sözünün, kararının ve suskunluğunun hesabını verebilmelidir.
SON HÜKÜM | SÖZÜNÜ HAYATINLA DOĞRULA.
HAKKI KİMLİĞE, VİCDANI MENFAATE, EMEĞİ RANTA, DEVLETİ GANİMETE FEDA ETME. İLKEDEN VAZGEÇME.