Ücret, fiyat, komisyon ve borç yükü anlaşılır olmalı; itiraz ve iade yolları işlemelidir. Hukukîlik çağrısı, kişisel kanaatle kanunu yok sayma yetkisi vermez. Amaç, insanı koruyan üst ilkeleri etkili kurallara dönüştürmektir: Hak etmediğin senin değildir; hak sahibinin hakkı da senin insafına bırakılamaz.
İKTİSADÎ ADALETİN İLKELERİ / I / KAZANCIN KAYNAĞI
KURUCU HÜKÜM | KAZANCIN VE BÖLÜŞÜMÜN ANAYASASI
Bir bedelin hesabına geçmesi, o bedeli hak ettiğini göstermez. Başkasının emeğinden çalınan, ihtiyacından yararlanılarak alınan ve doğru bilgi verilmeden elde edilen gelir, kazanç görüntüsü altında hak kaybı üretir. Para, üretimi ve hayatı kolaylaştırdığı ölçüde hizmet eder; insanı sürekli borca ve bağımlılığa bağladığında sömürünün aracına dönüşür. İktisadî adaletin ilk hükmü açıktır: Hak etmediğin senin değildir.
MADDE 01 / KAZANCIN MEŞRU SEBEBİ BULUNMALIDIR
Gelir, yalnız tahsil edilmiş olmasıyla hakka dönüşmez. Emek, meşru ticaret, malın kullanımını sağlama, ortaklık veya başka geçerli bir hukukî sebep bulunmalıdır. Hile, baskı ve yetkinin kötüye kullanılması, kazanma hakkı doğurmaz. Hak edilmiş bedel sahibine teslim edilir; haksız alınan bedel elde tutulamaz. Malvarlığının büyümesi, hakkaniyetin gerçekleştiğinin tek başına göstergesi değildir.
MADDE 02 / PARA ÜRETİME HİZMET EDER İNSANI ESİR ALAMAZ
“Paradan para kazanmak” eleştirisinin odağı, paranın sırf elde bulundurulmasını başkasının emeği üzerinde sınırsız talebe dönüştüren ilişkidir. Finansmanın üretime, ticarete ve gerçek ihtiyaca hizmet etmesi esastır. Para kullandırmanın şartları açık olmalı; borçlu belirsiz masraf, yanıltıcı vaat ve sürekli büyüyen yük altında bırakılmamalıdır. Bir işlemin elektronik ortamda yapılması veya yeni bir ad taşıması, onun ahlâkî niteliğini değiştirmez.
MADDE 03 / ÜRETİMİN KAZANCI EMEĞİN HAKKIYLA BİRLİKTE KORUNUR
Üretimden gelir elde etmek meşru bir temele dayanabilir; ancak üretim yapılması, her kazancı kendiliğinden helâl kılmaz. Ücretin ödenmemesi, güvenliğin ihmal edilmesi, malın niteliğinin gizlenmesi ve başkasının hakkının çiğnenmesi üretim gerekçesiyle aklanamaz. Ürünü meydana getirenlerin emeği, sermayenin katkısı ve üstlenilen sorumluluk adil biçimde değerlendirilmelidir. Üretimin başarısı, çalışanın yoksullaşması üzerine kurulamaz.
MADDE 04 / SEN ÇALIŞ BEN YİYEYİM DÜZENİ REDDEDİLİR
Çalışanın ücretini geciktirerek onun parasıyla iş çevirmek, küçük üreticinin alacağını belirsiz sürelerle bekletmek ve güçlü tarafın şartlarını karşı tarafa zorla kabul ettirmek emek üzerinde tahakküm kurar. Ödeme vadesi, kesintiler ve sorumluluklar başlangıçta açık olmalıdır. Başkasının geçim sıkıntısı pazarlık üstünlüğüne çevrilemez. Kendi kazancını korurken bütün kaybı işçiye, üreticiye veya tüketiciye yükleyen düzen, ortaklık söylemiyle adil hâle gelmez.
MADDE 05 / HAKSIZ KAZANÇ YASAĞI ÜST NORMDUR
Haksız kazancın önlenmesi, iktisadî ilişkilerin genel adalet ölçüsüdür. Ribâ, aldatma, gasp ve ücret hakkının ihlâli ise kendi şartlarıyla incelenen farklı hukukî ihlâllerdir. Her haksız gelire teknik anlamda ribâ demek bu ayrımları belirsizleştirir; farklı adlandırılmaları da hiçbirini meşrulaştırmaz. Ribâ eleştirisinin toplumsal gücü, yalnız bir kurumun adını hedef almasından değil, sömürüye karşı tutarlı bir hak ölçüsü kurmasından doğar.
İKTİSADÎ ADALETİN İLKELERİ / II / PİYASA DENETİMİ VE HAK
SÖMÜRÜNÜN ADI DEĞİŞSE DE HAKKIN ÖLÇÜSÜ DEĞİŞMEZ
UYGULAMA HÜKMÜ | RİBÂ HASSASİYETİ ÇARŞININ KAPISINDA BİTEMEZ
Bankadaki işlemi sorgulayıp çarşıdaki hileyi, ücretteki eksiltmeyi ve fon adıyla kurulan tuzağı görmezden gelen anlayış, iktisadî adaleti tamamlayamaz. Haksız kazanç, farklı sözleşme ve kurum adlarının arkasına saklanabilir. Hukukun görevi, isme bakarak hüküm vermekle yetinmek değil, işlemin gerçekte hangi hakkı koruduğunu ve hangi yükü kime taşıttığını ortaya çıkarmaktır.
MADDE 06 / RİBÂ TARTIŞMASI PİYASADAKİ İHLÂLLERİ ÖRTEMEZ
Ribâyı yalnız bankalarla anmak; sahte maliyet, gerçekte olmayan indirim, eksik teslim ve gizli komisyon karşısında susmayı haklı kılamaz. “Biri bankada, geri kalanı piyasada” sözü, bu seçici duyarlılığa yöneltilmiş bir eleştiridir; rivayetlerdeki sayılardan kurumlara göre kesin bir dağılım çıkarılamaz. Esas sorumluluk, mal ve hizmet ilişkilerinin tamamında haksızlığı teşhis etmek, önlemek ve alınan hakkı sahibine iade etmektir.
MADDE 07 / SERMAYENİN GELİRİ SORUMLULUĞUYLA BİRLİKTE İNCELENİR
Kazanç için doğrudan bedensel emek tek ölçü değildir. Meşru ortaklık kârı ve kira geliri, fiilî kullanım, mülkiyet ve sözleşme sorumluluğuyla ilişkilidir. Bununla birlikte her riske girmek işlemi meşru kılmaz; her sabit bedel de tek başına ribâ değildir. Hangi hakkın devredildiği, hangi hizmetin verildiği ve hangi sorumluluğun üstlenildiği belirlenmelidir. “Alın teri” ilkesi dürüst kazanmayı yüceltir; incelemenin yerini almaz.
MADDE 08 / FON VE YATIRIM ADI HAKSIZ TAHSİLATI MEŞRULAŞTIRMAZ
Fon veya yatırım adıyla toplanan paranın kullanım yeri, gerçek gelir kaynağı, riskleri ve bütün kesintileri açıklanmalıdır. Gerçekleşmemiş kazanç gerçekleşmiş gibi gösterilemez; yeni katılanın parası eski katılana kazanç diye sunulamaz. Yönetici kendi çıkarını yatırımcının menfaati gibi pazarlayamaz. Dinî söylem ve güvenilir kişi görüntüsü, hesap incelemesinin yerine geçirilemez. Yatırımcının bilgi ve hesap sorma hakkı sözleşmeyle etkisizleştirilmemelidir.
MADDE 09 / PARANIN BİÇİMİ DEĞİŞİR HAKKIN GEREĞİ DEĞİŞMEZ
Madenî para, itibari para ve dijital işlem araçları aynı teknik özellikleri taşımaz. Yeni işlemler, geçmişteki bir adın görünüş benzerliğiyle hükme bağlanamaz. Kaynak, illet, sözleşmenin konusu ve ekonomik sonuç birlikte incelenmelidir. Teknolojik yenilik meşruiyetin delili olmadığı gibi, tarihsel bir uygulama da bütün yeni ilişkilerin değişmez modeli değildir. İçtihat, bugünün işlemini doğru tanıyarak hüküm üretir; eski cevabı yeni soruya araştırmadan yapıştırmaz.
MADDE 10 / KANUNÎ GÖRÜNÜM ADALET DENETİMİNİ ORTADAN KALDIRMAZ
Bir işlemin biçim şartlarını taşıması, onun bütün yönleriyle adil olduğu anlamına gelmez. Haksızlık üreten boşluklar gerekçeli hukukî denetim ve düzenlemeyle giderilmelidir. Ücret, fiyat, komisyon ve borç yükü anlaşılır olmalı; itiraz ve iade yolları işlemelidir. Hukukîlik çağrısı, kişisel kanaatle kanunu yok sayma yetkisi vermez. Amaç, insanı koruyan üst ilkeleri etkili kurallara dönüştürmektir: Hak etmediğin senin değildir; hak sahibinin hakkı da senin insafına bırakılamaz.