Kur’an’daki ifadesiyle: “Biz Kur’an’dan müminler için şifa ve rahmet olan ayetler indiriyoruz.” (İsra-82)

“Lafz-ı muhkem yalnız anlaşılan Kur’an’ın

Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın

Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!” (M. Akif Ersoy)

Ramazan, oruç ayı olmasının yanında vahyin insanla yeniden buluştuğu vaktin adıdır.

Yüce Allah bu gerçeği Kur’an’da şöyle haber verir: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.” (Bakara-185)

Kul, Hira’da başlayan Hakk’a davetin izini Ramazan ayında tekrar sürmeye çalışır.

Gönlünü hayat rehberi Kur’an ile toparlamaya, onun ölçüleriyle yeniden inşa etmeye niyet eder.

Kur’an; bağrı yanık gönüllere şifa, muhtaç diyarlara bolluk ve berekettir.

Kur’an’daki ifadesiyle: “Biz Kur’an’dan müminler için şifa ve rahmet olan ayetler indiriyoruz.” (İsra-82)

Nice oruç tutan vardır ki tuttukları oruç sadece açlık ve susuzluktan ibaret kalıyorsa, nice Kur’an okuyan da vardır ki okudukları boğazlarından aşağıya inmemekte, zahiri ve batıni şartlar açısından okuma niteliğini taşımamaktadır.

“Bu Kur’an çok mübârek bir kitapdır. Onu sana indirdik ki âyetlerini düşünsünler ve aklıselim sahipleri öğüt alsınlar” (Sâd-29)

Hz. Ali “İçerisinde tedebbür (tefekkür) bulunmayan kıraatte hayır yoktur” sözüyle Kur’an’ın gerçek manada nasıl okunması gerektiğine dikkati çeker.

Bunun için, sadece dilin hareketiyle ve ayetlerin seslendirilmesiyle yetinilmez; okuyucu, Kur’an’ın anlamıyla, ahkâmıyla ve doğru anlaşılıp uygulanmasıyla da meşgul olur.

Onun hem tecvit hem tefsir hem de tatbik boyutunu eşzamanlı olarak tilavetin bir unsuru olarak görür.

Ayetleri can kulağıyla dinlemekle kalmayıp o kulakların malayani sözlerle kirletilmemesine özen gösterir.

Gözleriyle onu okudukça Allah’ın ayetlerinin sadece mushaftakilerle sınırlı olmadığını görür; hem kendi iç dünyasında (enfüs) hem de dış dünyada (afak) var olan ayetleri ibret nazarıyla temaşa etmeye başlar.

Kur’an’ın nurundan istifade ettirdiği gözlerini başkalarını rahatsız edecek bakışlardan ve iç dünyasını karartacak görüntülerden korumaya özen gösterir.

Diliyle, gözüyle ve kulağıyla icra ettiği tilavete aklının da iştirak etmesini temin ederek tüm akli melekelerini hem Kur’ani/kelami hem de kevni/kozmik ayetlerin doğru anlaşılabilmesi için seferber eder.

“Kendilerine kitap verdiğimiz ve onu hakkını vererek okumakta olanlar var ya, işte kitaba iman edenler onlardır; ama her kim onu inkâr ederse işte asıl kaybedenler onlardır.” (Bakara-121)

Müfessirlere göre hakkını vermekten murat, tilavetin önemli göstergelerinden biri olan ayetlerin günlük hayatta tezahür etmesidir. Böyle bir kişi emredileni yapmak, yasaklananlardan kaçınmak suretiyle tüm azaların tilavete iştirak etmesini temin eder.

Gazzali’ye göre tilavete kalbin iştiraki ve ihlâs şarttır. Hissiyattan yoksun bir okuyuş kişiyi Allah’ın kelamını hikâye okur gibi okuma durumuna düşürecektir.

Hz. Peygamber (as) “Kalpleriniz onunla ülfet ettiği sürece Kur’an’ı okuyun” buyurmuş ve Allah’tan korkarak Kur’an okuyan kişiyi onu en güzel sesle okuyan kişi olarak tarif etmiştir.

Ve yine Allah Resulü “Kim Kur’an’ı okur ve onu güzelce ezberler, helâlini helâl, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi ailesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat eder” buyurmuştur.

Yine Gazzali’ye göre, “Kulun tilavetten etkilenmesi (teessür), okuduğu ayetin vasfına bürünmesidir. Nitekim o, tehdit (azap) ve mağfiretin şarta bağlandığı durumlarda korkusundan adeta ölecek gibi küçülür. Rahmetin genişliği ve bağışlama vaadi geldiğinde sevinçten uçacak gibi ferahlar. Cennet tasvir edildiğinde gönlü oraya karşı bir şevk duyar, cehennem tasvir edildiğinde korkudan titrer.”

Kur’an okuyucusu tevazu sahibi olmalıdır. Çünkü insanın Kur’an vahyinden ve tilavetinden istifade edebilmesi, kibirden uzak, tevazu ile süslenmiş bir kalbe sahip olmasına bağlıdır.

Tevazu sahipleri iyilerden ve onlara vaat edilen mükâfatlardan bahseden ayetleri okuduklarında veya dinlediklerinde –ümit var olmakla birlikte- kendilerini onlardan biriymiş gibi görmek yerine onlardan biri olabilmek için Allah’a niyazda bulunurlar.

Kusurlu ve isyankâr kişilerin zemmedildiği ayetlerde ise nefsini söz konusu ayetlerin doğrudan muhatabı olarak görüp onları korku ve endişe içinde okurlar veya dinlerler.

(Not: Bu yazıda Diyanet Yayınlarından çıkan “Ramazan Cami ve Hayat” kitabından yararlanılmıştır.)