Kadınlar dargın, gençler dargın, anneler dargın… Borçlunun uykusu, hastanın gecesi, yaşlının bekleyişi dargın. Daha hayatın baharında saçlarına kış düşmüş insanlar var. Her canlı sığınacak bir liman, tutunacak bir dal arıyor. Biz birbirimize yurt olamadık; birbirimizin gurbeti olduk. Güneşi özlüyoruz. Biraz adalet, biraz merhamet, biraz da birbirimize güvenerek yaşayabilmek istiyoruz.
MADDE 1 — BU SESSİZLİĞİ HUZUR SANMAYIN
İnsanlık dargın. Sabah evinden çıkanın yüzünde akşamdan kalma bir yorgunluk var. “Nasılsın?” diyoruz; cevabını beklemeden geçiyoruz. “İyiyim” diyor insan; çünkü derdini açacak bir gönül bulamıyor. Evler dolu, sofralar eksik; sokaklar kalabalık, kalpler kimsesiz. Yaşayan ölüler gibi birbirimizin yanından geçiyoruz. Bir insanın suskunluğunu razı oluş sanmayın. Bazen insan, anlatacak sözü kalmadığı için değil, dinleyecek kimsesi kalmadığı için susar.
MADDE 2 — GENÇLİĞİN SAÇLARINA KIŞ DÜŞÜYOR
Gençler dargın. Daha hayatın baharında saçları ağarıyor. Bir iş, bir yuva, yüzünü yarına çevirecek bir güven arıyorlar. Kapılarda beklerken yılları geçiyor; her kapanan kapıyla içlerinden bir şey eksiliyor. Biz kendi çocuklarımıza yol açarken başkasının çocuğuna sabır öğütlüyoruz. Sonra “Bu gençler neden umutsuz?” diye soruyoruz. O saçlara düşen akı görün. Daha yaşayamadan yorulan bir neslin karşısında, rahat koltuklarımızdan verdiğimiz nasihatleri bir an susturalım.
MADDE 3 — ANNELERİN GÖZYAŞINI GÖRÜN
Anneler dargın. Gecenin bir vaktinde evladının geleceğini düşünürken uykusu kaçan anneler… Telefonun öbür ucundaki “İyiyim” sözünün içinden acıyı duyan anneler… Kendi ihtiyacını söylemeyip çocuğunun eksiğini tamamlayan anneler… Babalar da dargın; eve eli boş dönmenin ağırlığını kapının önünde yutuyorlar. Aileler dargın. Aynı evin içinde herkes birbirinden derdini saklıyor. Bir sofraya yalnız ekmek gerekmez; mahcup olmadan oturabilmek de gerekir. Bu mahcubiyeti insanlara kader diye sunamayız.
MADDE 4 — KADININ SESİNİ, ÇOCUĞUN GÜLÜŞÜNÜ İNCİTMEYİN
Kadınlar dargın. Söyledikleri duyulmadığı, verdikleri emek görülmediği, kırıldıkları yerde bir de susmaları istendiği için. Çocuklar dargın. Oyun çağında korkuyu, yarışmayı, yetişememeyi öğrendikleri için. Bir kadının gözyaşını evin duvarları arasında bırakmayın. Bir çocuğun sessizleşmesini uslanmak sanmayın. Onları koruduğumuzu söylerken kendi seslerinden, kendi hayatlarından uzaklaştırmayalım. Evinde incitilen insan için dışarıdaki bütün ışıklar sönük kalır. Adalet, önce o evin kapısından içeri girmelidir.
MADDE 5 — BEKLEYEN KAPILARI ÇALIN
Yaşlılar dargın. Bir telefon çalsa, bir kapı açılsa, bir torun “Geldim” dese diye bekliyorlar. Hastalar dargın; geceleri uzuyor, ağrılarının yanında yalnızlıkları da büyüyor. Borçlular dargın; telefonun sesiyle irkiliyor, sabaha hangi yüzle çıkacaklarını düşünüyorlar. İnsan en çok da yük olduğunu hissettiğinde kırılıyor. Kimseyi kendi hayatından utanır hâle getirmeyelim. Bir ziyaret, bir destek, zamanında yerine getirilen bir hak; bazen bir insanı hayata yeniden bağlar.
MADDE 6 — MAZLUMUN AHINI DUYUN
Mazlumlar dargın, mustazaflar dargın, hakkını ararken yorulanlar dargın. Dertlerini anlattıkları kapıdan daha da incinerek dönüyorlar. Birinin dosyasında yalnız bir sıra numarası olan şey, ötekinin bütün ömrüdür. “Bekle” dediğiniz insanın bekleyecek gücü kalmamış olabilir. Hakkı yenilene sükûnet öğütlemeden önce hakkını teslim edin. Adaletin geciktiği her gün, bir evin içine biraz daha karanlık girer. Vicdanları kanatan eli durdurmadan gözyaşlarını silemeyiz.
KURUCU HÜKÜM | BİR İNSANIN DERDİ, YALNIZ ONUN DERDİ DEĞİLDİR.
BİR ÜLKENİN AYNASI, KALPLERİN RENGİNE YANSIR. KALPLER KARARMIŞSA ŞEHİR IŞIK VERSE DE AYDINLIK DEĞİLDİR.
أَشْهَدُ أَنِّي أُشَارِكُ فِي الْخَطَرِ، وَأَشْهَدُ أَنِّي أُقَاسِمُ النِّعْمَةَ بِالْعَدْلِ
Ben şahitlik ederim ki tehlikede iştirak edeceğim; yine ben şahitlik ederim ki nimeti adaletle paylaşacağım.
Söz yığınları arasında üşüyoruz. Bize, kapısını çaldığımızda açan bir insan; düştüğümüzde uzanan bir el gerek. Artık tevhidin kudret vakti olsun istiyoruz. Ayrı ayrı ağladığımız gecelerden, birbirimizin yükünü taşıdığımız sabahlara çıkalım. Kurtuluş tevhittedir: Tehlikede seni yalnız bırakmayacağım; nimette senin hakkını eksiltmeyeceğim.
MADDE 7 — HERKES DARGIN; PEKİ KİM EL UZATACAK?
Hükümet dargın, muhalefet dargın; çalışanlar, üretenler, birikimini kaybedenler dargın. Herkes kendi yarasını gösteriyor; başkasının yarasına eğilen az. Haklı çıkmak için yükselttiğimiz ses, birbirimizi duymamıza engel oluyor. Bir ülke, yalnız yolları ve binalarıyla ayağa kalkmaz. İçinde yaşayan insanın da doğrulabilmesi gerekir. Makamlarımız büyürken insanlarımız küçülmesin. Kamu gücünü kullanan da ona talip olan da önce şu soruya cevap versin: Bugün kimin yükünü hafiflettiniz?
MADDE 8 — CAMİDE BULUŞTUĞUNUZ İNSANI HAYATTA KAYBETMEYİN
Camiler dargın. Çocuk sesini, genç adımını, kadınların huzurla gelişini bekleyen kapılar var. Aynı safta omuz omuza duruyoruz; dışarı çıkınca birbirimizin derdine yabancılaşıyoruz. Yanımızda namaz kılanın eve ekmek götürüp götüremediğini bilmiyoruz. Birlikte “âmin” diyoruz; duanın yükünü birlikte taşımıyoruz. Safın sıcaklığı sokağa, işyerine, eve ulaşsın. Aynı Allah’a yönelen eller, birbirinin hakkını tutup bırakmayan ellere dönüşmesin. Aynı safta ayrı terazi olmaz.
MADDE 9 — TEVHİDİN ŞEHADETİNİ HAYATINIZLA DOĞRULAYIN
Tevhit, Allah’ın birliğine imanımızdır. Bu imanın birlikte yaşamdaki karşılığı, aynı insanlık onurunu gözetmek ve birbirimizin yükünden pay almaktır. Âhirete inandığımızı söylerken dünyadaki sorumluluğumuzu unutamayız. Komşumuz açken, gencimiz umutsuzken, yaşlımız kimsesizken kardeşlik sözümüz bizden cevap bekler. Tevhide yeniden sarılalım; kimseyi yalnız bırakmama iradesiyle. Dilimizin şehadeti, elimizin tuttuğu ele, soframızda açtığımız yere, koruduğumuz hakka yansısın. İnandığımız birlik, yaşadığımız ayrılığa çare olsun.
MADDE 10 — TEHLİKEDE İŞTİRAK EDİN
Senin evine ateş düştüğünde benim evimin ışığı huzur vermesin. Hastalığında, işsizliğinde, felaketinde “Bana dokunmuyor” diyemeyeyim. Tehlikede iştirak, bu sözü yalnız duyguda bırakmamaktır: Güvenceyi önceden kurmak, herkesin gücü ölçüsünde katkı vermesi, zor zamanda desteğin gecikmeden ulaşmasıdır. İnsanı yardım dilenmek zorunda bırakmadan elinden tutalım. Bugün senin kapında bekleyen korku, yarın benim kapımı çalabilir. Birlikte yaşamak, o kapıda birbirimizi yalnız bırakmamaya söz vermektir.
MADDE 11 — NİMETİ ADALETLE PAYLAŞIN
Sofran büyürken başkasının payını küçültme. Emeğin karşılığını eksiltip ardından cömertlik gösterme. Hak etmediğin geliri alırken borçluya kanaat, hak etmediğin makamda otururken gence sabır anlatma. Nimette taksimat; emeği, ihtiyacı ve ortak hayatın hakkını gözetmektir. Kimse, kendisine ait olanı alırken minnet duymaya zorlanamaz. Tehlikeyi hep yoksula, nimeti hep güçlüye bırakan bir düzende kardeşlik üşür. O kardeşliğin üstünü güzel sözlerle örtemeyiz; hakkını vererek ısıtabiliriz.
MADDE 12 — GÜNEŞİ ÖZLÜYORUZ; BİRBİRİMİZİN UFKUNU KARARTMAYIN
Yollar dargın, havalar dargın; yazlar, kışlar, hayat dargınmış gibi geliyor. Güneş doğuyor ama içimiz ısınmıyor. Her canlı sığınacak bir liman, tutunacak bir dal arıyor. İnsanlık dargın; fakat hâlâ bir el bekliyor. O eli bugün uzatalım. Bir hakkı iade edelim, bir yalnızın kapısını çalalım, bir genci dinleyelim. Tehlikede iştirak, nimette taksimat ilkesine yeniden söz verelim. Sığınacak liman arayanı kapımızdan, tutunacak dal arayanı elimizden mahrum bırakmayalım.
SON HÜKÜM | TEHLİKEDE YANINDAYIM; NİMETTE HAKKINI GÖZETECEĞİM.
ARTIK TEVHİDİN KUDRET VAKTİ OLSUN. AYRI AYRI ÜŞÜDÜK; BİRLİKTE ISINALIM. GÜNEŞİ ÖZLÜYORUZ. KURTULUŞ TEVHİTTEDİR.