Nelson Mandela'ya sorarlar; “Hayattaki en zor zafer nedir? Muhteşem bir cevap verir: “Zafer başkalarını yenmek değil; yaşanan tüm acılara ve haksızlıklara rağmen kalbi, seni inciten insanlara benzetmemektir.”

EN GÜÇ ZAFER!

Burada Aliyaİzzetbegoviç’in de sözünü hatırlamakta yarar var: “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir.”

Müslümanlar olarak düşman bildiklerimize ne kadar çok benzemeye başladık son zamanlarda farkında mısınız?

Onların tek dünyalı olduğunu, bizlerin ise iki dünyalı (dünya-ahiret) olduğunu her halükarda övünerek söylerken kendimizi dünya bataklığının içinde buluverdik.

Özgürlük vadeden muhteşem bir dinden/yoldan firar ederek sahte ideolojilerin ve akımların gönüllü köleleri durumuna düşüverdik.

Açgözlü, sefil insanlar diye kınadıklarımızın akıbeti fazlasıyla başımıza geldi.

Sonradan görme dünyevileşmenin dibini gördük ve görüyoruz.

Hadiste geçen “hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için” kısmını aldık da, “yarın ölecekmiş gibi ahiret için” kısmını unuttuk.

Dinimizin emirlerini ve tavsiyelerini askıya alırken, yasakladıklarını fütursuzca yapmaya başladık.

Oysa dünyamız ahiretimiz için tarla olacaktı. Zarifoğlu’nun dediği gibi, ekip biçip gidecektik; lakin çok abarttık ve kıymetlendirdik.

Bize kalmayacak dünya için bize kalacak günahlar biriktirdik. (Malcolm-X)

Geçmişten bu yana büyük savaşlar ve badireler atlattık, düşmanları alt ettik ancak nefislerimize yenildik.

Savaşta kazandıklarımızı masada, kasada ve nefsin azgın sularında kaybettik.

Şimdi can alıcı soru şu; “Bizim öteden beri düşman olarak gördüğümüz Batı’dan ve diğerlerinden farkımız ne?”

Daha özgür ve müreffeh bir hayat mı?

Daha güvenilir ve hakkaniyetli topluluklar mı?

Yoksa bizim dinimizin İslam olup kimliklerimizde “Müslüman” yazması mı?

Onların farklı dinden olup bizim Müslüman olmamız iki cihan saadeti için yeter sebep midir ne dersiniz?

Çok merak ediyorum doğrusu; ortalama bir Müslümanın karşısına bir Hıristiyan çıksa ve kendisine İslam’ı anlatmasını ve Müslüman ülkelerden bugün en doğru şekliyle yaşananlardan örnekler vermesini istese ne söylerdi acaba?

Elbette verilecek güzel örnekler var; ancak halkı Müslüman olan ülkelerin hal-i pür melâline bakınca insanıister istemez düşündürüyor!

Burada hemen akıllara Yüce Kitabımız Kur’an’dan o muhteşem ayetleri serlevha sıralamak geliyor.

Ve tabi onun ilk müfessiri Aziz Peygamberin örnek hayatından kareler sunmak akla geliyor.

Yine onun yetiştirdiği güzide ashabından harika tablolar aktarmak aklınızdan geçiyor. İşte onlardan biri olan Hz. Ali’den bir anekdot:

Hazreti İmam Ali (kv) bir savaşta kâfiri yıkıp göğsüne çıkar, tam öldüreceği sırada kâfır yüzüne tükürür.

Hazreti Ali hemen üzerinden kalkar ve öldürmekten vazgeçer. Kâfır buna şaşırarak der ki:

“Ben sana hakaret edince senin bana daha fazla kızman lazımdı. Ama sen ise beni öldürmekten vazgeçtin. Niçin?”

Hazreti Ali muhteşem bir cevap verir:

“Ben seni Allah için öldürecektim, şimdi ise sen bana tükürdün.

Nefsim kızdı seni öldürmek istedi. Eğer öldürmüş olsaydım nefsim için öldürmüş olacaktım.

Biz ise nefis için iş yapmaktan Allah'a sığınırız.” dedi.

Neticede o düşmanın gönlü, öldürmeye geldiği bir insanın muazzam ahlakı karşısında âdeta yeniden hayat buldu.

O asilzade Müslümanları örnek alan sonraki nesiller de aynı ruh ve heyecanla kalelerden önce yürekleri fethettiler.

Gaza ordusundan önce giden gönül orduları İslam’ı öyle güzel yaşadı ve anlattı ki onları öldürmeye gelenler onlarda dirildi.

Hz. Ali başta olmak üzere Ehl-i Beyt’in elinden İslam’ı alan Türkler, kurdukları fütüvvet ve ahilik teşkilatlarıyla dünyada parmakla gösterildiler.

Bâcıyan-ı Rum teşkilatını kuran kadınlar ise iffet ve namuslarıyla hayatın içine girerek, erlerine yük olmak yerine onların yüklerini aldılar.

O yiğit Alplerin, erlerin, velilerin, gazilerin ve şehitlerin gayret ve himmetleriyle Diyar-ı Rum, Anadolu yurdu oldu.

“Ne ki onlar bir ümmettigelipgeçti. Onların kazandıkları kendilerine, bizim kazandıklarımız bize.” (Bakara-134)

İlay-ı kelimetullahuğruna fedây-ı can eyleyen aziz şehitlerin yurdunda nöbet sırası bizde.

Tarihte çok güzel işler yapıldı, ancak o yaşananlar tarihte kaldı.

Bugünü yaşayan biz fanilere düşen, tarihten ders çıkarıp önümüze bakmak; güzel şeylerin bekası, kötü şeylerin de tekerrür etmemesi için mücadele etmektir.

Mutlak gücün ve engin merhametin sahibi Allah tarafından en güzel eseri kimin ortaya koyacağını belirlemek üzere sınanıyoruz. (Mülk-2)

Bu manada bize düşen günah ve düşmanlıkta değil; iyilik ve takvâda birbirimizle yardımlaşmaktır. (Maide-2)

Tekrar başa dönüp başlıktaki soruya cevap sadedinde şairin dörtlüğüyle yazımızı bitirelim:

“Bakma sen hainin, arsızın zafer şarkılarına

Çıkarına paraya pula kendini satana

Küsmesin o güzel yüreğin duyduğuyla

Galiptir çünkü bu yolda mağlup.”